İLKOKUL TAHSİLİ İLE BU BÜYÜK İŞE NASIL BAŞLADIM

 

                1932-1933 Ders yılında ilkokulu bitirdim. Tahsilimi devam ettiremedim. Çiftliğe başlattılar. O    ıllarda Gönen’de Halkevi açılmıştı. Boş zamanlarımızda Halkevinde gazete, kitap ve 60 ilden gelen  dergileri okurduk. Öğretmenim Cemal ATALAY’ın seçkin öğrencisi idim. Okul sonrası akşamları beraber olurduk. Ders ve telkinleri ile boş zamanlarımızı değerlendirirdik. 1938 yılına kadar okuldan öğretmenlerden ayrılamadım. Yedek subaylıktan terhis olup Gönen ilkokuluna baş öğretmenliğe gelen Sayın Fuat TEKİN ile arkadaşlığım devam etti. 1942 yılında asker olup, Antakya 5.Jandarma Er Eğitim Okulu Alayına gittim Alay Komutanım Antalya’lı Albay Recai AKMAN’ın, Birinci Tabur komutanım Abdülkadir Keskin’in, Isparta’lı Binbaşım Halil Dener’in, Bölük Komutanım Yüzbaşı Mustafa Artan’ın, Erbaş Bölük Komutanım Yüzbaşı Osman Gürdal’ın terbiye ve telkinleri ile böylece ilham ve azimle başladım. Yukarıda adı geçen büyüklerimin ruhları şad olsun. 

 

                Askerden dönüşümde Gönen’deki kooperatiflerde, derneklerde görevlendirildim. Şimdide 1985 ‘den sonra Anadolu Lisesi Öğrencilerini Koruma Başkanlığı Belediye Meclis üyeliği, Yunus Emre ve Şeyh Sadettin Efendi Türbelerini Koruma ve Yaşatma Derneği üyeliğini yürütmekteyim. Halkımızın özbeöz gelenek  ve göreneklerine bağlı, doğru, (sur) konuksever, hoş sohbet, yardımlaşmasını bilen, zor günlerde tek yürek, tek bilek olan sağduyu sahibi, akliselim ve kültürlü insanlardan oluşur. Köy Enstitüsünün açılması kasabamızın kültür ve eğitim seviyesinin yükselmesinde en büyük payı alır. 1960 ve 1970’li yıllarda dış ülkelere işçi akımı da olmuştur Gönen halkı Atatürk ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı olup, kanunlara tam saygılı insanlardan meydana gelmiştir.  Gönenliler okuma, okul ve bilginin insan için ne kadar önemli olduğunu iyi bilirler. Bu nedenle( cahilin başucunda yatacağına alimin ayak ucunda yat) felsefesinden hareketle eğitim ve öğretime çok önem vermektedir. Okuma yazma oranı %100 “ Bize okumuş değil okuyan lazımdır” görüşü benimsenmektedir.

 

 

YEŞİL GÖNEN’DEN ESİNTİLER

 

Ispparta’mızın halısını, paspasını,                                               Fabrikalarımızın ununa, kepeğine

Ege’nin çekirdeksiz üzüm asmasını,                             Kars arılarının ballı peteğine,

Nazilli’nin çeşit çeşit basmasını,                                     Ana, bacılarımızın üç eteğine,

Giyenlere bizden selam olsun.                                         Giyenlere bizden selam olsun.

 

İşime başlarken sıvarım kollarımı,                                               Türkmen kızının karadır gözleri, kaşları,

Çıkıp yücelerden seyretsem yollarını,                           İnsanları incitir, cahillerin taşları,

Herkesin koklamak istediği Isparta gülerini                 Unutmayalım Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşları,

O dikenli gülleri devşirenlere selam olsun.                     Diğer erenlerimize bizlerden selam olsun.

 

Ülkemizin okur ve yazarlarına,                                      Yeşil Bursa’nın kar gibi ipeğine,

Mersin ve Erzurum’un pazarına                                    Karanlık günlerimizin aydınlık sabahına,

Cephelerde kefensiz şehitlerimizin mezarlarına          Şehit Gönen’li öğretmen Sehattin Aysan gibi,

Bizlerden kucak dolusu selam olsun.                            Özdemir der; al bayrağa bürünmüş

                                                                                              Şehitlerimize selam olsun.

 

                                                                                                                                             Ramazan ÖZDEMİR

 

 

COĞRAFİ DURUM

                1850 m. yükseklikteki Tınaz Tepenin tatlı meyilli yamaçlarında bir yerleşim merkezidir. Güneyden kuzeye 2km.doğudan batıya 2km.kadar dörtgen biçiminde 7.200 nüfuslu, rakımı 1050 olan bir ilçedir. Batıda Timurlu Sırtı, doğuda Atabey sırtları güneyde Zöbü Tepesi ve Ahatlı Gediği ile kuzeyde Uluborlu Dağı ile çevrelenmiştir. 55.000 dönüm kullanılabilir arazi yeteri kadar  arazi ve Yuvecca adında  meşhur yaylası  olan, tarıma elverişli ovası ile bir ziraat beldesidir. Belirtilen arazini dörtte biri meyvalıklarla yeşertilmiştir.

 

SULARIMIZ

                 İçme suyumuz birkaç asırlık çınar ağaçlarının bulunduğu Tınaz Tepenin yamacındaki kaynaklardan temin edilmektedir. İlk zamanlarda toprak küklerde içme suyu, 1949 yılında Belediyemiz tarafından sıhhi tesisatla  iki adet su deposu ile yeteri kadar  içme suyu alınmıştır. Geri kalan kısmı da bahçe sulamalarında kullanılır. Batıda Kızıldere Çayı vardır. Bu çayın suyu bazı bahçeleri sulamaktadır.

               

       Toprak su kooperatifi 1000 metre küplük beton havuz yaptırmıştı. 1977 yılının nisan ayında bu suyun 200 metre kadar kuzeyinde su kaynağı  meydana gelmiştir. İncelemeye gelen jeologlar” Bu su Temmuz ayında akarsa büyük bir yatırım yapalım” demişlerdir. Ne yazık ki bu su, Haziran ayında tamamen kesilmiştir. Suyun akışı saniyede 60 litre olarak tespit edilmiştir.

               

        Çaybağı Çayı; Çay yanı mevkisindeki binlerce dönüm bağ ve bahçelerini ancak Temmuz ayına kadar sulayabilir, sonra kesilir.

 

BELGELERLE VE RİVAYETLERLE TÜM GÖNEN

                Geçmiş zamanlarda sayısız kültür ve sanat kalıntılarını araştırıp bölgemizdeki tüm olup bitenleri ve çeşitli konuları içeren bu çalışmalarını bir araya toparlayıp ileride bir kaynak olması amacıyla ele aldım.

                Geçen yüzyıllarda çekilen acılar yokluklar ve ızdıraplardan bugünlere ulaşabilmek için tarihin seyrini hatırlatmak istedim.

                 Amacımız, birazcık olsun gerideki günleri inceleyerek neler olduğunu ve atalarımızın yaşantılarını devşirip, bölgemizin  ve büyüklerimizin göz nuru dökerek kaleme aldıkları kaynaklardan faydalanarak gelecekteki okuyucularımızın, çocuklarımızın okuma ve araştırma zevklerini arttırmaktır.

                Eski bir medeniyet beşiği olan Gönen beldesinde tanıtanlara,  çaba harcayanlara şükranlarımızı arz ederim.

                Atalarımızın örf ve adetlerini tanıtarak az da olsa okuyanlara hitap edecek bir kitapçık olacağına inanıyorum.

                Dünyamızda herşeyin kaynağını arayıp bulmak ve bilmek lazım ise ben de bu düşünce ile araştırmaya başladım. Aydınlarımız “Tarihi olmayan toplumlar ilerleyemez”demişlerdir.

                Yöremizde çeşitli konuları içeren sayısız belgeler, makaleler vardır. Bunları bir araya toplayıp kaleme aldım. Benim ulaşamadığım veya göremediğim bazı olaylar olabilir. Bu bakımdan özür diliyorum. Bütün çalışma yapanların çabası tarihin seyrini ve akışını devşirerek bir çığır açmaktır.

                Dünün karanlıklarını aydınlatarak ilim ve kültür eserleri zamanın neticesi kül ve toprak yığınları altında kalmış kalıntılarını, aydınlığa çıkaranların yardımlarıyla  kabilelerin beylerin ve Cumhuriyet devri büyüklerinin, Gönen’e gelip gidenlerini ve Gönen’de kalanların yararı dokunan kişilerin ziyaret yerlerini, coğrafi ekonomik ve kültürel durumlarını tanıtmaktır. İlk adı Konan’a diye elimizde paralar vardır.

                İzmir- Aydın kervan yolu İç Anadolu’ya geçerken Gönen Ovasındaki Uluyol’dan geçmektedir. Develerle dahi geceleri yolculuk yapıldığından Gönen Höyüğünde bir fener dahi varmış. Kervancılar burada konaklarından bir zamanlar Gönen’e Konan adı verildiği rivayetler arasındadır. Daha sonraları da Gönen adı verilmiştir.

                Gönen sözlüklerde nemli, verimli ve memnun olmaktan gelmektedir. İzmir- İstanbul karayolu ve devlet demir yolu yolcuları Isparta yöresine gelirken, batıda Keçiborlu, doğuda Atabey ovarıyla birleşerek geniş bir ovayı Baladız köyünü geçince yüzlere gülen bir kasabanın neşesi ve şirinliği ile karşılaşırlar. Gönen ovasındaki serpile, serpile dalgalanan sarı başaklı buğdayların arasından geçerken hele Gönen’in çam ağaçları arasındaki ülkemize ışık saçan okulların binalarını camileri ve minarelerini görenlerin ruhları coşar,insan kabına sığmaz olur. Derin,derin nefes almaya başlarlar. Bu şehrin neresi olduğunu birbirlerine sormaktan kendilerini alı koyamazlar. Bu ovada başlayan yeşillikleri, gül ve meyve bahçelerini, üzüm bağlarını ve tüm arazide kendisi yetişen armut ağaçlarının süsünü bir ressamın fırçasının bile tespit etmesine imkan yoktur. Yıldan yıla devlet ve hükümet büyüklerinin yardımıyla Gönen sanki bir gelin gibi süslenmektedir. Hele Mayıs ayında bahçelerdeki güller, goncalık devresinden kurtulurken bağrı yanık aşıkların dağlarda kırlarda yaşamak istemeyen bülbüllerin hemen doğaya yetişip tatlı dilleriyle aşıklığını ifade etmeye çalışırlar.

                Bu şarkılar ve kokular arasında sabahın köründe bahçe sahiplerinin ruhları coşar. Tertemiz bu hava içerisinde çalışanların vücutları güçlü benizleri elbette esmer ve pembedir.

 

Bülbüller fecir, fecir

Sanki okuyor vel fecir

Uyandıysan tarlana gir

Erken kalkmakta vardır fecir,

 

Bahçelerinde açılır güller,

Çevresinde ötüşür bülbüller

Doya,doya şarkı dinle;

Neşelensin gamlı gönüller,

 

Şırıl, şırıl sular akar,

Bahçelerini görenler döner bakar,

Her tarafın cennet misali

Misku  amber gibi kokar.

 

GÖNEN’İN TARİHİ

                Gönen eski bir medeniyet beşiği olup M.Ö 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Ne zaman kurulduğu hakkında bir tarihi tespit bulunamamıştır. Tarihten sonraki devirleri araştıranların makale ve belgelerini ileride arz etmeye çalışacağız. Elimize geçen belgelerin birincisi: Gönen’in tarihini inceleyen arkeoloji asistanı Tahsin ÖZGÜǒün yazmış olduğu “Ön Tarihte Isparta Ovası Kültürü ve Yeni Buluntular” makalesidir. Buna göre yeni buluntular M.Ö.2000’li yıllardan daha eski değildir. Sandıklı ovalarındaki Kusura Medeniyetinin Isparta ovasına yakınlığı ve ayni ovanın Ahatlı Beline girilebilecek tabii bir durumda bulunması bunu teyit eder. (Çünür ile Senirce arasında bir gedik ve bu gediğin batısında bir ahat ağacı varmış. Bu nedenle buraya Ahlatlı Gedik adını vermişlerdir) Çarkta yapıldığı bildirilen kırık saplı çanaklar ve çift kulplu vazolar bulunmaktadır.

                Yortan mezarlığında  çift kulplu vazo veya teknik biçim bakımından aynı mezarlığın diğer çömlek buluntularının çağına nazaran daha sonraki safhalara aittir. Ayrıca bu tipe giren Truva vazolarının çarkta yapılmış olması ve Biligen’in bulunduğu Yeni Vazo’nun da takriben ikinci truvanın son safhasına girmesi görüşümüzü kuvvetlendirmektedir.

                Sandıklı ile Isparta,  Dinar ve Eğirdir arasındaki bölgeler dağlıktır. Yalnız bu dağların arasındaki yer yer küçük ovalar vardır. Senirce gibi kazısı kısa süren ve bir tesadüfün esri olan Bozanönü istasyonu bir tarafa bırakılırsa bu ovada göl olduğundan araştırma yapılamamıştır. 32 senede bir çıkan memba suyu 7-8 senede yok olmakta imiş.1938 yılında çıkan bu su 1945 yılında kaybolmuştur. Gönen’lilerden avcılığa meraklı olan Veli ÇAVUŞ kayık yaptırarak bu gölde avlanmıştır.

                Isparta ovasında bu güne kadar  sistemli kazı araştırmaları yapılmamıştır .Senirce’nin Kusura’ya yani Afyon ve Sandıklı ovalarında kurulan kültürün büyük merkezine veyahut Pratohistorik yerleşmelere bu iki ovaya yakınlığı olacaktır. Kusura’nın ikinci yerleşme Katamislanbi’nin dediği gibi birincisinden başlayan Tetrici bir intikal veyahut tekabül eseridir. İkisi arasında bir kesilme veya yeni göçleri işaretleyen hiçbir belge yoktur. (Ün dergisi Sayı 86 Sayfa 45 den alınmıştır.)

 

GÖNEN’DE TARİHİ KALE

 

        İlçenin kuzeybatısında 1650 metre yükseklikte bir tepe vardır. Savunulması kolay olacağından zamanında kale bu tepenin zirvesine inşa edilmiştir. Kalenin yapımında 4 metre uzunluğunda 1 metre genişliğinde taşlar harçsız bir şekilde bina yapılmıştır. Kalenin ihtiyacı olan su Yuvetça yaylasındaki pınarlardan yaklaşık 35cm. çapındaki toprak künklerle sağlanmıştır. Kalede oldukça kalabalık bir nüfusun bulunduğu anlaşılmaktadır. Zamanla tabii afetler  ve savaşlar sonucunda bu şehir harabe halini almıştır. Kale tarih öncesi devirlere ait olduğundan geniş araştırmalarıma rağmen bu tarihi kale hakkında hiçbir belge elde edemedim.

 

YAZILI TAŞLARIN TETKIKI

Bölgemizde ilk ilmi tetkiki yapan  İzmir eski kilisesi başrahibi T.V.J.Arondel olmuştur. Bu zat 1870 senesinde İzmir Aydın yolu üzerinden Uluborlu ve Yalvaç’ı gezmiştir. Maksadı Hristiyanlık tarihinde sembol durumundaki Pisidia’nın Antıyof şehrinin mevkiini bulmaktır. Bu yöreleri ilk defa ziyaret ederek vaazlarda bulunmuştur.

                1912 yılında Uluborlu ve Yalvaç’a gelen Ramsay arka arkaya 4 defa gelerek Yalvaç harabelerinin bütün tarihi karakterlerini meydana çıkarmaya muvaffak olmuştur. Uluborlu  ilçemizdeki Apollonya şehri dönemine ait eserler buradaki bilhassa yazılı taşların mevcudiyetini ve Gönen ilçemizde vaktiyle Pisidia’nın mamurlarından biri olduğundan Gönen’deki yazılı taşların da toplanabileceği konusunda haber vermiştir.

                 

      Bu taşlardan bazıları şunlardır:

·                             

·                            Üzerinde büyük zincir işlemeleri,

·                            Üzüm salkımı işlemeleri,

·                            Çeşitli çiçek işlemeleri,

·                            Kadın ve erkeğin bir ellerinin yan yana işlenmiş resimleri

·                            İnsan başı işlemeleri,

·                            Çeşitli taş işlemeleri mevcuttur.

 

GÖNEN HÜYÜĞÜ

 

     Araştıran : Ord.Prof.Dr.Saffet Aziz KANSU Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Antropoloji Enstitüsü Direktörü, Türk Tarih Kurumu Üyesi.

               

       Gönen ve çevresini Senirce’yi  geziyorduk. Ovanın kuzey ve güney çevresinde yaptığımız tetkikler neticesinde bizi en çok ilgilendiren olay ova ortasına düşen; Kır dağı kalker kitlesi ve ovanın güney ve güneydoğusundaki mağara ve kaya sığınaklarıdır. Arkeolojide ismini sık işitmeye başladığımız Senirce Köyü bu dağın güney eteklerinde kurulmuştur. Mağaralar köye yakındır. Ayrıca bu köy civarı kültürü muhtelif yazarlar tarafından nasıl değerlendirildiğini Arkeolog Tahsin ÖZGÜǒün “Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi dergisi Cilt 2  No 3de” çıkan Ön Tarihinde Isparta ovası Kültürü adlı makalesinden öğreniyoruz. Bu  köy ve ona yakın olan diğer hüyükler Isparta ili çevresindeki ovaların en eski iskan yeridir. Biz bu hüyüklerde ovayı basan göl yüzünden bir araştırma yapmak fırsatını bulamadık.

 

                Yalnız, mevzumuza dahil Isparta çevresindeki hüyük yayılışlarının daha iyi bir tetkike muhtaç olduğunu kaydetmek istiyoruz. Literatürde  Gönen Senirce ovasındaki rakımı az ve geniş bir saha işgal eden Gönen hüyüğünden hiç bahsedilmiyor. Bu yerleşim mevkilerine bir harita ile coğrafi durumuna uygun olarak tespiti hayırlı bir iş olacaktır.

 

                1944 yılında Ankara’da Ispartalılar vakfı tarih, kültür ve ekonomi içerikli bir panel tertiplemişlerdir. Bu toplantıya  Afyon, İzmir, Burdur, Denizli,  Antalya valileri, kaymakamları ve belediye başkanları ile bazı dernekler davet edildi. Gönen’den Yunus Emre Derneği de davet edildi. Konuşmacılar bazı yerlerde  araştırma ve kazılar  yapıldığını uzun, uzun anlattılar. Konuşma sırası bana geldiğinde Gönen’in 4000 yıllık bir şehir olduğunu Türkler buralara geldikten sonra Türkçe( Osmancık, Kışlacık, Karşıyaka, Köşk, Mihrapönü, Höyük) gibi yer isimleri koyduklarını başta kale olmak üzere burada kalabalık bir nüfusun yaşadığını izah ettim. Buranın boş olmadığını Prof.Tahsin ÖZGÜǒün Gönen’deki Yassı Hüyüğün Gönen hamamının çevresinde incelemeler yaparak fotoğraflarını çekerek “araştırılması gerekir” diye yazdığını anlattım. Konuşmam bitince vakıf başkanı  Prof.Dr.M.Lütfü ÇAKMAKÇI Bey beni yanlarına aldılar. İlgili Profesörler yanımıza gelerek konuşma metnimi istediler. Sn. ÇAKMAKÇI çoğalttırarak kendilerine verdiler. Bir  sene sonra 3 kişilik  bir ekip geldi. Yoğun yağış nedeniyle incelemeye çıkılamadı. Bir sene sonra başka bir ekip gelmiş. Ben rahatsız olduğum için bulunamadım. Kaleye gitmiş bol bol fotoğraf çekmişler. Henüz raporları gelmedi.

 

                Isparta ve çevresi zengin tarihi oluşumlara sahne olmuş bir bölgededir. Bu yazımızda Hamit iline ait belgelerden bazıları şöyledir:

     980-1572 tarihi belge olup, Anadolu Beylerine gönderilmiştir.

     978-1570 senesinde Kıbrıs adasının fethi sırasında yararlılık gösteren ve Hamit sancağında il kaza merkezi olan Gönen’in Gevges Köyünden Hasan isimli bir kişiye terakki olarak 5000 akçe verilmesi hakkındadır. Bir zamanlar muharebelerde yararlılık gösterenlere tımar vermek ve bu suretle onlara her zaman harbe hazır bir vaziyette bulundurmak Osmanlı Askeri Teşkilatı için çok önemli bir rol oynamaktaydı.

 

SPOR HAREKETLERİ

 

                Düğünlerde güreşler yapılır. Kasap Mahallesi çok kalabalık olduğundan bu mahalle bir ekip olur. Diğer dört mahallede karşı taraf olarak güreş müsabakaları yapılırdı. Diğer taraftan 5 ve 10 kiloluk gülle atma, 100 kiloluk demir kaldırma müsabakaları yapılırdı. Bu müsabakalara çevre kasaba ve köylerden pehlivanlar davet edilirdi.

 

                Güreşlerin basamakları dörde ayrıldı:

 

      1- Kara güreşçileri

      2- Ayak Güreşçileri

      3- Orta Güreşçileri

      4- Baş Pehlivanlar

 

    Komşumuz Uluborlu ve Senirkent’in geleneksel bölge güreşlerine Gönen’den pehlivanlar katılırdı. Gönen’li Çakacı Pehlivan bu güreşlerde ün yapmıştır. Yaşlandığında yerine Süleyman EREN’i yetiştirmiştir. Süleyman EREN bu bölge güreşlerinde başpehlivanlığı birkaç yıl muhafaza etmiştir. O da son zamanlarda Çolak Mustafa Kurutepe’yi yetiştirmiştir. Kurutepe’ de bu güreşlerde kasabamıza ün kazandırmıştır. El ve ayak ile oynanan top oyunları yaygınlaşınca Milli Yağlı Pehlivan Güreşlerimiz uzun süre gerilemiştir. Ata sporumuz olan yağlı güreşler yılda bir defa olmak üzere bölge güreşleri tertip edilmektedir.

 

ÖKÜZ ve MANDA GÜREŞLERI

 

    Hayvan Besiciliği çok eskilere dayanmaktadır. Afyon küspesi mısır, arpa, buğday, burçak yarması karıştırılarak iyi bir yem karması elde edilirdi. Bilhassa kışın hayvanlara iyi bakılır, manda boğaları şimdi spor sahası meydanlığında yarıştırılırdı. Mandalar yarıştırılırken gençler ellerinde sopalarla halatlarla çevrede hazır bulunurlar yarışı kazanan manda yendiği mandayı uzun süre kovalamaya devam ederdi. İkinci olan yenilen manda Gönen dışından gelmişse Gönen ovasından dışarı çıkıncaya kadar, yerli ise evlerinin kapısını kırıncaya kadar yarış sürerdi. Bu nedenle yarış bitince büyük hadiseler çıkmaması için manda sopalarla ve halatlarla kontrol altına alınırdı . Son yıllarda mera ve çayır kalmadığından mandanın nesli tükenmiştir.

 

GÖNENİM

 

Altındır her zaman toprağın taşın ,                                               Tınas dağının eksilmez dumanı, karı

Dört mevsimde yenir ekmeğin aşın    .                                        Dalından sallanır ayvası narı

Ovada bitince, bitince bağ bahçede işin                        Dertliye devadır, Tarla pınarı;

Sohbetten sohbete geçersin Gönen.                                 Şifalı suyu içersin Gönen.

 

Çocukların okulda okuyor,                                                             Baharda çağlar derelerin suyu,

Kızların durmadan halı dokuyor,                                 Renk renk çiçekler açar ekinler diz boyu,

Baharda dört yanın gül kokuyor,                                 Evinde durmaz böyledir huyu,

Seher vakti gül kokarsın Gönen.                                                    Bahçeden bahçeye koşarsın Gönen.

 

Yaz gelince artar ova işleri,                                                              Pancarını vagonlara atarsın,

Bol ürün almaktır bütün düşleri,                                     Elmaları sandıklara katarsın,

Yaşlı genç toprağa verir güçleri,                                     Üzümleri, salkımsalkım toplarsın,

Sıcağın altında pişersin Gönen.                                    Bolluk içinde yaşarsın Gönen.

 

 Beş kıta biliyor senin halini,

Tanımayan var mı gonca gülünü,

Bende anlayamam şiirin halini,

Çamlıkta pınarda yaşarsın Gönen.

 

Ahmet AYÇİN

 

 

1920’li yıllarda Sarı Keçili Aşiretinden Halil Ağam ile üç arkadaşı Antalya yöresinde yaşamakta iken Gönen’in Yuvecca Yaylasının iyi bir yayla olduğunu işitirler. Atlarına binerek yaylayı görmeye gelirler. Yayla çok hoşlarına gider. Geçtikleri yerlerde Çatak Mevkisindeki dikenli çalı ormanlığını ve çayın suyunu görünce kıl keçilerinin yaşayacağı bir yer, bu yer aranmakla bulunmaz deyip, Antalya’ya dönüp, mallarını toplayıp adı geçen yere gelip yerleşirler. Bu yer Gönen’in Kızıl Mahallesi iken  uzun zaman sonra nüfusları köy olma sayısına ulaşınca, 1983 yılında Kızılcık Köyü muhtarlık olmuştur.

 

TİMURLENK GÖNEN’DE

       Bir rivayete  göre Uluborlu’dan hareket eden Timur  Uluborlu’dan Gönen yönüne gelirken Uluborlu dağındaki çeşmenin suyunu çok beğenmiş. Bu su “ne ala su” diyerek ordusuna “Hepiniz bu sudan için” demiş, (Bu suya halen Hekim Suyu denilmektedir.) Ordusunu hareket ettiren Timur orman yolundan Gönen yüzüne atlamış, oradaki memba suyunun başında yemek molası vermiş. Timur’un  hoşuna giden bu suya da “Daha Ala su “demişlerdir. Uzun zaman daha ala diye söylenirken sonraları “Tarla suyu”adı verilmiştir. Timur’un geçtiği sırta da Timurlu Sırtı denilirken, şimdi ”Demirli Sırtı” diye anılmaktadır. Gönen’den geçen Timur hiç zarar vermedi diye Gönen kadısı Hamza oğlu Isa tarafından verilmiş belge vardır.

 

        Bu sudan bir müddet içenlerin böbreklerindeki taşlar küçük ise düştüğü hastalar tarafından söylenmektedir. Taşlar büyük ise sancı yapmaya başladığında ameliyatla alınmaktadır. Çevrelerden gelenlerin burada yatıp kalktıkları, şifa buldukları günden güne isim yapmıştır. Bu suya giden yol belediyemizce asfaltlanmıştır. Belediyemiz bu suyu tahlile göndermiştir. Gelen tahlil neticesi şöyledir: Sağlık ve Sosyal yardım Bakanlığı Refik Saydam Merkez Enstitüsü Kimyevi Tahlil Şube Müdürlüğü.

RAPOR

3156/732/524 - Kaleviyet (100 ce suyu Sarf olunan N/10hel.)3,6 ce

KOKUSUZ,       Mecmu Sertlik (Fransız)23

BERRAK VE RENKSİZ,SÜLFAT 1 T Mgr.Yok

 

HALKIMIZIN KIŞ YAŞANTILARI

 

        Gençler,yaşlılar ,orta yaşlılar ayrıayrı, kendi aralarında geziler tertip ederlerdi, Her grup 15-20 kişiden oluşurdu. Nöbetleşerek haftanın Cuma akşamları yemek ziyafeti verirlerdi. En sonraki nöbet hali vakti iyi olan bir komşuya verilirdi. Onun nöbeti “6 Mayıs Hıdırellez” gününe bırakılırdı. Yemeklerden sonrada oyunlar oynanır, türküler söylenir, nöbeti devreden kişiyle nöbeti alan kişi ortaya oturtulur, manilerle okşanırlardı.

 

 

 

Hele ben işimi bitirdim                                      Dam başında kozacık

Geçtim yerime oturdum                                   Baklavadan birazcık

Benden hoş sefa sizlere                                  Ev sahibi daha doymamış

Etli tatlı yemekleri getirdim.                             Etten de verin birazcık

 

       Diye geç vakitlere kadar eğlenilir, yedikleri yemeklerden birer kap ayrılır, nöbeti alan evine götürür, aile efradı da yerler, böylelikle nöbetin onlarda olduğu kesinleşir. Hıdırellez günü havalar iyi giderse mesireliklerde yemekler yenir, yemekten sonra dua yapmasını bilen birisi gelecek yıllarda da bugünlere neşe içinde ulaşıp aynı topluluğun aynı günlerde helal kazançları ile toplanmaları için dualar ederdi.

 

KIŞLIK YİYECEK HAZILIKLARI

 

        Biçerdöver gelmeden önce harmanlar düvenlerle işlenirdi. Ezilmeyen başaklar iri saplar yel ile ayrılır(savrulur), ayrıca tekrar sürülür, ayrılan taneler arpa buğday karışıktır. Bol suda yıkanır bir yıllık un ihtiyacı temin edilmiş olurdu. “Baharda yaparsan nadas, sana yeter kes ile badas” atasözü buradan gelmektedir. (İri samanlara kes denir. Tandırda yufka ekmeği yapılırken bu kesler tandır yakıtı olarak kullanılır)

 

       Eylül sonlarında bağlarda üzümlerin satılmayanları dimritlerinden bağlara kuruması için serilir. Komşular birbirlerine yardım ederler. Kurumuş üzümler toplanır, temizlenir, bir yıl boyu hoşaf ve çerez olarak sofraları zenginleştirir.

 

 

BAĞ BOZUMU

        Geri kalan üzümler toplanılır, suluklarda ezilir, akan üzüm sularının bir kısmı “Benzoit asit”  ilacı ile ilaçlanarak hardaliye kurulur. Geri kalan üzüm suları hazırlanmış pekmez ocaklarında kaynatılır. Reçeller, dövme pekmezler yapılır. Böylece evlerin bir yıllık tatlı ihtiyacı hazırlanmış olur. Geri kalan üzüm taneleri de iyice ezilerek, yeteri kadar sulandırılır ve üzüm sirkesi yapılırdı.

        Pekmez ocakları bozulmadan önce buğdaylar temizlenir yıkanır, bu ocaklarda bulgur kaynatılır. Konu komşuya hem şıra hem de bulgur dağıtır. Pirinç yerine bir yıl sofradan bulgur eksik olmazdı.

               

       Eskiden köyün merkezinde (Gönen köy iken) bir han varmış. 1919  yılında zelzelelerden yıkılmış. Yenisi yapılmamış ancak yerine mahallelerde odalar yaptırılmıştır Gönen’e gelenler bu odalarda konuk edilir yemek yedirilir ve konaklanmaları sağlanmıştır.

               

       Belli başlı odalar şunlardır:

 

1-                 Kasap Mahallesinde İbrahim Çavuşların Oda

2-                 Kasap Mahallesinde Hatıpların Oda

3-                 Musalla Mahallesinde Hafizelerin Oda

4-                 Alaca Mescid Mahallesinde Mahmutların Oda

5-                 Camii Mahallesinde Kara Dayıların Oda

6-                 Pazar Mahallesinde Kadıların Oda

 

      Halkımız bu odalarda toplanır çay ve kahvelerini içerlerdi. İçilen  kahveler her gün nöbetleşerek taze olarak  el değirmenlerinde öğütülerek elde edilirdi. Odalarda akşamları oyunlar oynanır, kahramanlık destanları ve hikayeler okunurdu. Sıra ile diğer mahalle komşuları birbirlerini ziyaret ederlerdi. Bu ziyaretler sırasında komşular geldiğinde büyük küçük demeden hepsi ayağa kalkıp karşılarlar, misafirler önce oturtulur, oda sahipleri ise sonradan otururlardı. Eğer yer darlığı söz konusu ise gençler topluluktan ayrılırlardı.

 

      Kasap Mahallesinden Dedemiz, Martıların Ahmet Ağa okur yazarlığı az olmasına rağmen yılın mevsimlerini, aylarını takvime göre bilir, dini günleri hesap ederek komşuları aydınlatırdı. Tecrübeli çiftçi olduğundan nadas zamanları yaz sonlarında kuvvetli yağış olduğu yıllarda zemheriye kadar ekin nöbetlerini bildirirdi. Ekine başlandığı gün ekmeğe kaymak ve yağ sürülür ceviz ve nar katılır, buğdayların ceviz çiyesi gibi iri nar tanesi gibi kırmızı olması için bu saydığımız işlemler yapılırdı.

Güzlük Ekim:  Ekim ayının 15’inden 30’una kadar yapılır.

Orta Güzlük       :  30 Ekimden 15 Kasıma kadar

Son Güzlük        :  Kasım 15’den Kasım 30’a kadar

Çatırık ve Uyur : 30 Kasım’dan 15 Aralığa kadar kış çok hiddetli giderse zarar olur. Kış iyi giderse ekinler çakılır kalır derlerdi. Böylece tohumun çimlenmesini köklenmesini ve kardeşlenmesini hesaba katarlardı. Tüm halkımız buğday, arpa, yulaf,  afyon olmak üzere kuru ziraat ile uğraşırlardı. İlkbaharda kırkikindi yağmurları başladığında çevre halkımız eskiden olduğu gibi kuşaktan kuşağa şu tekerlemeler söylenmektedir.

 

“Bir Aras’a, bir Fandas’a, Bir de Findos’a ara sıra da Radımas’a, yağ Gönene, yağ Gönen’e”

Gönen yüzyılların yağış ölçümlerine göre en fazla yağış alan bir ovadır.

 Uykuya yatarken

Yattım Allah kaldır beni

Rahmetine daldır beni,

Yattım sağıma, döndür soluma

Sığınırım süphanına, dinine, imanıma

Vadem yettiği ise iman ile gönder beni

Meleklerin şahidim olsun kalkarsam Allah Allah

Kalkamazsam Amentü Billah

Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enna Muhammedin Abduhu ve Resuluhu

    

     Halkımız yazın orakları bitirdikten sonra orağı bitirememiş komşuların ekinlerine yardım ederek orağı tamamen bitirirlerdi. Haftanın bir günü( Cuma ) topluca içme suyunun başı olan su başına giderler. Selçuklu aşiretlerinin  diktiği asırlık  çınar ağaçlarının altında  kurbanlar keserler, tatlılar pişirirler yiyip içtikten sonra kazasız belasız ve hayırlı kazançlar sağlanması için dualar yapılır. Cumartesi günü harman işlerine devam edilirdi.

      O yıllarda eşkıyaların bolca türediği zaman yemek ve eğlenceler düzenleneceği sırada Balkanların içinden silahlar atılmaya başlamış. Hazırlıksız ve silahsız bulanan halk kaçıp gizlenmek zorunda kalırlarmış. Ertesi günü silahlanan  gençler her tarafı tarayarak eğlencenin yapıldığı yere gelince yemeklerden bir kısmının alındığını görürler. Çevrede kimseye rastlamazlarmış. Ertesi yıl aynı geleneğe devam edilirken bekçiler bu törenler için her yıl olduğu gibi, çobanlardan hayır için keçi, erkeç, toklu, istemeye gittikleri sırada çobanlar ve bekçiler arasında münakaşa çıkar yaralanma hadiseleri meydana gelmiş, bu olaydan sonra bu geleneklerimiz unutulmaya başlamıştır.

 

       O yıllarda  yaz yağmurları sık sık yağmaya başlamış ve yığınlar çürüme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Diğer yandan orak makinalarının kullanımı yaygınlaşmıştır.11 ayda  yetiştirdikleri ürünleri zarara uğratmadan hasat etmek için eskiden yapılan gelenekler unutulmuş ve yapılmaz hale gelmiştir. Halkımız tarım işlerini bir yarış haline getirmiştir. İyi nadas, iri, temiz, hastalıksız ve ilaçlı tohumlar yardımıyla kaliteli ve iyi mahsul alınmaya çalışılırdı. Her evde tahtadan yapılmış tekneler bulunulurdu. Tohum ekilecekse sabah erkenden kalkılarak tohumlar göktaşlı su ile  ilaçlanmadan ekilmezdi. Buğday ve arpa yığınlarına seçilen temiz iri ve hastalıksız başaklar tohumluk temin etmekte kullanılırdı.

 

GENÇLERİN ASKERE HAZIRLANMASI

               

           Sevk evraklarını alan  gençlerimiz, akşam hava güzelse bir meydanda , hava güzel değilse    belediyenin düğün salonda eğlence tertip ederler, çalgı çalarlar geç vakitlere kadar türküler, şarkılar söylerler, mahalli zeybek oyunları ve halaylar çekerler, fıkralar anlatırlar, sanki bir düğüne gidecek gibi hazırlık yapıp  askere hazırlanırlar. Sabahleyin Belediye hoparlörü ile hareket edecekleri saat duyurulur. Halkımız cumhuriyet meydanında erkekler ayrı kadınlar ayrı toplanırlar.  Bir din görevlisi dua eder sonra halkımız saf halinde dizilirler, asker adayları küçük büyük demeden helalleşirler, daha önceleri yakınları evlere gelerek hediye verirler, evleri ziyaret edemeyenler, adaylara el harçlığı verirler. Otobüs hareket ederken topluca el sallayarak bayram havası içinde asker adaylarımız uğurlanır.

 

DUTLUCA-DÖĞER MAHALLESİ SU DAVASI

         

          Mahkeme raporları defterinde  Gönen’in su meselesi hakkında şu açıklama vardır: “Mezkur Gönen Kasabasında Pazar Mahallesi ve Döğer Mahallesi halkının su başlıkları kadim suların Dutluca Mahallesi halkı su şürübümüz vardır diye niza ederek Eğirdir ve Borlu kadılarına hükmü hümayun götürmüşler, mezkur kadılar varıp üzerine teftiş edip meskuran mahalle halkına hüküm alıp, suyu ilan etmişlerdir. Gönen tevabiinde arap ve hüyüğü ve demirce kariyeleri tevabiinden Bayat ve Sefinal Kura’nın ahalisinden ve davarlarının su bakımından ziyadece zaruretleri olup Isparta tevabiinde, kariyeyi Geyran yanında başpınar demekle mağruf pınardan meskur kariye halkının ziyade ihtiyaçları olmadığı, elden zikrolunan Kura halkına intifal etmek için mirallada hükmü humayun verilip kimisine mani olmaya .”

 

RAMAZAN AYI YAŞANTILARI

 

         11 Ayın sultanı Ramazan yaklaşınca ev hanımları sağlık ve sıhhatlerinin devamı için fazla kalorili yiyecek içecekleri hazırlarlar. Orucun başlayacağı gün ikindi namazından sonra arka arkaya üç dört top atılır, müezzinler minarelerde selalar okurlar, hazırlanmış davulcular takvime göre mahallelere çıkıp vatandaşları sahura kaldırırlardı. Oruç 15 olduktan sonra ev ev gezerek bahşişlerini, toplamaya başlarlardı.

 

Ramazan Manilerinden birkaçı

 

Yeşil yapraklarda vardır,                                 Ne uyursun, nasıl uyursun,

Beyefendiyi erken kaldır,                                 Bu uykudan ne bulursun,

Çeşit,çeşit kısmet vardır,                                   Al abdestini kıl namazını,

Aslan Beyim binler yaşa.                                  Doğru cenneti bulursun.  

 

Davulumun çubuğu bitti,                                  Evlerine varmış kapıları bağlı,

Beyefendi askere gitti,                                      Yemekler pişirirler yağlı yağlı,                       

Şimdi bizi mahsun etti,                                     Birazcıkta arkadaşıma gönder,    

Aslan Beyim sen çok yaşa.                                             Aslan Beyim sen çok yaşa.

 

 

         Teravih namazları oldukça kalabalık olur. İlçemiz camileri oldukça geniş yapılmıştır. Teravih ilgi çekicidir. Gündüzleri Dinimizin emri olan oruç ibadetini ifa eden halkımız, geceleri teravih namazı ile Ramazan ayını ihya etmektedirler. Teravih namazlarında ilahiler okunur ve Ramazan ayı okşanır. Hafızlarımızın topluca okudukları ilahilerden bazıları şöyledir:

 

Elveda bizden sana ey şehri Ramazan

Sen gidersen ağlaşırlar Ehli iman elveda

Bilmedin kadrini geçirdim, nadimim her fiilime

Aşk ile ah eylerim ben nice ruz u an elveda

Nuru halinden beri gözlerimden kan akar

Boynunu bükmüş huzurunda inayete bakar

Rasinin gözleri giryan, ahı eflaka çıkar

Bir ümidim sensin mahu Ramazan elveda

 

          Kadir gecesi akşamı geç  vakitlere kadar dualar yapılır. Komşular kendinden fakir olanları iftara davet ederler. Yemekten sonra okunan hatimlerin duası yapılır. Bayram namazından sonra kabirler ziyaret edilir. Evlerde hazırlanmış yemekleri camilerin odalarına getirirler. Topluca yemekler yenilir,dualar edilir. Bayramlaşma yapılır. Yaşlıların evleri ziyaret edilir. Akşamları akrabaların yaşlılarına ziyarete gidilir. Mahalle halkı diğer mahalleleri ziyarete giderler. Mübarek Ramazan ayı bu güzel tatlılıklarla uğurlanırdı.

 

YAĞMUR TALEBİ-HACET NAMAZI

 

          Nisan Mayıs aylarında yağmur yağmadığı yıllarda halkımız topluca yağmur duasına çıkarlar. Allah’a yağmur talebinde bulunurlar.  Ardı ardına sahraya çıkılır. Halk Büyük Camide toplanır. Fındık büyüklüğünde yetmiş bin taş toplanır. Kur’an-ı Kerim’in Şura suresinin 28. Ayeti cemaat tarafından (Bu ayete rahmet ayeti denilmektedir) taş adetince okunur Bu ayetin yüce anlamı şudur:”O (Allah’ü Teala) ( İnsanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren rahmetini her tarafa yayandır. O ( Allah’ü Teala) hakiki dosttur. Övülmeye layık olandır.” Bu ayetin okunmasından sonra cemaat topluca tövbe-i istiğfarda bulunur. Tüm halk birbirleri ile helalleşir, dargınlar barışırlar. Üç gün aynı muamele ( kadınlar ayrı erkekler ayrı yerde) sürdürülür. Başlar öne eğik ve mütevazi bir tarzda yürüyerek sahraya çıkılır. Tövbeler yenilenir, sadakalar dağıtılır. Halkımız yanlarına çocuklarını ve hayvanlarını da alırlar. Çocuklar ve hayvan yavruları annelerinden bir süre uzaklaştırılır. Bu hazin ve göz yaşartıcı manzara içerisinde zayıflara ve yaşlılara dua ettirilir. Maksat hüzünlü bir manzara acıklı bir durum meydana getirip Allah’ın rahmetini celb etmektir. İstiska namazı cemaat  halinde topluca Cuma namazı gibi kılınır. Hatip bir asaya yaslanarak hutbe irad eder. Yağmur duası yapılarak geri dönülür. Çocuklar ellerinde bayraklarla mahalleleri gezerler ve;

Yağmur, yağmur yağ ister,

Kaşık, kaşık bal ister

Arabada çamur, teknede hamur

          Ver Allah’ım ver sellice yağmur. Diyerek evlerden topladıkları kıyma, yağ, bulgur, tatlı  gibi gıda çeşitlerini münasip bir evde pişirip dua ile yerler. İlçenin hayır işlerinde çalışan dernek kurulu halkımızın yardımlarını toplayıp, Cuma sabahı meydanlıkta yemekler pişirilir. Açık namazgahda Cuma namazı kılınır. Tekrar yağmur duası yapılır. Çevrelerden gelenlerde çağrılır. Kadınlar ayrı yerde erkekler ayrı yerde yemeklerini yerler. Bu yemeğe MAHYA denir. Bu dualardan sonra Allah’ın inayeti ile genellikle yağmur yağdığı görülmüştür.

 

 

MEMLEKET HASRETİ (MEMLEKETİM)

 

Sabah olur derslerime başlarım.                         Türlü, türlü çiçek açar gülleri

Akşam olur vatanimi düşlerim.                           Boz bulanık akar durur selleri

Dördüncü kez Almanya’da kışlarım.                              Ilgıt, ılgıt eser durur yelleri

Yazını kışını özledim Gönen                              Gülünü, yelini, özledim Gönen

 

Coştu yine gönlüm çağlar ha bire                       Şimdi güneş tepelerden batıyor  

Dolup, Dolup boşalıyor şiire                                Benim kalbim senin ile atıyor

Ağzınla kuş tutsan gelir kadere                           Çamlığında YUNUS EMRE yatıyor         

Kurdunu kuşunu özledim Gönen                        Anladın mı neden özlediğimi Gönen        

 

Sözüm yoktur  şu dünya da gülene                      Gelmeyin üstüme yoktur kararım

Bülbül gibi hasret kaldım gülüne                         Uçan kuştan haberini sorarım   

Selam olsun dostlar kıymet bilene                   Gece gündüz hayalini kurarım     

Bilsen bilmesen de özledim Gönen                   Hayal değil gerçekten özledim Gönen        

Gönül arzu eder şirin ilçemi                                       Bilmem kader bırakmıyor peşimi

Rüyamda dolaştım parkın içini                               Nereden nereye çaldı garip başımı

Soran var mı acep Ahmet Ayçin’i                       Görür müyüm toprağımı taşımı

Sorsan sormasan da özledim Gönen                                   Görsen görmesen  deözledim  Gönen

 

Kimselerin bilmedim huyunu                                   Marketin kapısı kendi açılır

Kireçli imiş içmedim suyunu                                    Hesap biter danke bitte çekilir

Şu sarı kızların selvi boyunu                                    Yaz bahar ayları herkes açılır               

Sevsem sevmesem de özledim Gönen                     Neyleyim ben, seni özledim Gönen

 

Gece gündüz çalışırlar vardiya                             Geçim derdi çalışılır burada

Kimisi sevinir param var diye ,                                Allah bizi eriştirsin murada

Tam iki yıl kaldı geriye                                             Evlat derdi inletiyor arada       

Kalsa kalmasa da özledim Gönen                         Birde derdim sensin özledim Gönen

 

Adam olmak için yazıp okuyan

Tatil günlerinde halı dokuyan                                                                        AHMET AYÇİN

Unutulduk derken selam yollayan                                                               

Öğrencilerimi özledim Gönen                                                                  10.01.1992

                                                                                                                 BERLİN

 

 

          Gönen Köy Enstitüsünün işgal ettiği sahalar ve güney tarafları araştırmaya değer bulunmaktadır. Isparta ve çevresi hakkında yabancı kaynaklardaki coğrafi ve tarihsel bilgilerden öğrendiğimize göre Uluborlu W.Ramsay Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası adlı eserinde Uluborlu’ya Roma’lılar zamanında Apollinia, Bizanslılar döneminde de Zazapolis denildiği kaydedilmektedir.  Bizanslılar devrinde Zazapolis bir ziyaret merkeziydi. Uluborlu’ya neden Apolinia adi verildiği kati suretle belli değildir. Fakat Zazapolis adi aşağı yukarı bellidir. Zazimus bir papazin adıdır. Bu papaz imparator Tiriton zamanında Antihodide oturan Dimitron Grapirases tarafından tevkif edilmiştir. Ayağına demir ayakkabılar giydirildi. Atlarla beraber koşturuldu ve Konana götürüldü, burada öldürüldü Miladi 1074 yılında.

 

GÖNEN HAMAMI

 

        Bölgemize Selçuklu’lar 1204-1205 yılları arasında 3.Kılıçarslan zamanında Bizanslılardan almışlardır. 1116-1155 yıllarında da 38 yıl Selçuklu’lar devletinin başında bulunmuştur. Sultan X.Mahmut devrinde bu havalide kervansaraylar, çeşmeler han ve hamamlar yapmışlardır.1220-1237 yıllarında da hükümdarlık yapmış bulunan Alaaddin Keykubat devrinde de Atabey’de bir medrese yapılmıştır. Aynı yıllarda Gönen’de  muntazam  bir hamam yaptırılmıştır. O tarihten günümüze kadar hiçbir taş dahi dökülmemiştir. Dört adet yıkanma odası, bir serinleme salonu ve sonradan ilave edebilen kadınlar hamamının büyük bir kısmı yıkılmıştır. Aynı zamanda birde çay salonu ilave edilmiştir. Önceleri hamamın zemini  mermer döşemeyken yakıt pahalılaşınca 1940 yılında mermerler ısınmıyor diye sökülerek Isparta’daki hamam sahiplerine satılmıştır. Daha sonra mermer yerine beton dökülmüştür. 1965 yıllarına kadar Belediye tarafından çalıştırılmış ise de daha sonraları çalıştırılamaz olmuştur.

 

 

ELİMİZE GEÇEN BİR BELGE DAHA

 

        1402 tarihinde yapılan Ankara savaşında Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt’ı esir eden İzmir dönüşünde Uluborlu’yu zaptetmiştir. Kale çarçabuk alınmış Kale’nin erkekleri katledilmiş kadın ve çocuklarda öldürülmüştür. Elde edilen bilgilere göre Timur Gönen yüzünden Isparta ve Eğirdir’e göçerken oraları işgal etmiştir. Bu hadiseyi o tarihte Gönen kadısı olarak bulunan Hamza oğlu İsa tarafından tanzim edilen belgeye göre Timur’un Gönen’den geçerken hiçbir fenalık yapmadığı yazılmaktadır.                                                                   

 

        Kemallettin Hüseyin Bey Hamitoğullarından İlyas Bey’in oğlu babasının ölümü ile Hamitoğulları hükümeti Karamanoğularının aralıksız tecavüzüne uğramıştır. Uzayıp giden bu tecavüzlere son vermek ümidi ile Osmanlı padişahlarından Murat Hüdavendigar miladi 1375 yılında yardım istedi. Bu sırada Germiyanoğulları Kütahya’da devletin başında bulunan Süleyman Çelebi’nin kızı Devlet Hatun Osmanlı Padişahlarından I.Murat’ın oğlu Yıldırım Beyazıt ile nişanlanmıştır. Bütün bediyeler gibi Kemalettin Hüseyin Bey’de bu nişan törenine Gönen’den elçiler bilhassa kıymetli atlar ve hediyeler gönderilmiştir.  Bu zamanlarda Osmanlı hükümdarı Murat Hüdavendigar ile Kemallettin Hüseyin Bey arasında Karamanoğullarının sinir tecavüzleri hakkında yazışmaları vardır. Nişan töreni son bulup elçi Hamit iline dönmeye hazırlanırken Murat Hüdavendigar tarafından huzura davet edilerek şu şekilde bir konuşma geçmiştir.

 

         “Biraderim Hüseyin Bey’e benden selam söyleyiniz. Aramızdaki dostluk ve sevgiye güvenerek kendisinden bir iltimasda bulunmasını  rica edeceğim. Kabul edeceğini umarım.” Der ve “ Karamanoğlu Ali Beyin gerek kendi ülkesinde gerekse Hamitoğullarına yaptıkları tecavüzler bizi de kendileri kadar üzmektedir. Ali Bey’in bu fenalığı önlemek maksadıyla Karaman civarıdaki bazı kalelerin bize satılmasını Hüseyin Bey’den rica ediyorum.” demiştir.

 

          Kemalettin Hüseyin Bey elçisinden öğrendiği bu isteği geciktirmek istemiştir. Bir müddet sonra Kütahya’ya dünür nezdine bir ziyaret gezisine çıkan Hüdavendigar’ın kendi üzerine bir askeri harekata başlayacağı kanaatine varan ve evham eden Kemalettin Hüseyin Bey hemen Hüdavendigara elçi gönderip istenilen kalelerin satışına hazır olduğunu bildirmiştir. Yapılan pazarlık ve müzakereler sonucunda Yalvaç, Karaağaç, Beyşehir, Seydişehir, Akşehir  seksen bin akçe karşılığında Osmanlı devletine satılmıştır. Bu satış muamelesini yapar yapmaz Murat Hüdavendigar süratle bu şehirleri almış ve kendi kuvvetleri ile müdafaa ve teşkilatlanmayı sağlamıştır.  Bu satıştan sonra Kemalettin Hüseyin Bey Gönen’e çekilerek mülkünün geri kalanını ölünceye kadar Gönen’den idare etmiştir. Hüseyin Bey’in ölüm neticesi Hamitoğullarının yıkılış tarihide kesin olarak bilinmemekle beraber 1426 yıllarına isabet eder.

 

           Kemalletin Hüseyin Bey meçhul bir sebepten dolayı Yıldırım Beyazıt tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Ölümünden sonra geri kalan mülkünden bir kısmını Karamanoğulları diğer bir kısmını da Osmanoğulları sınırları içerisine almıştır. Hüseyin Bey’in Ahfadından İlyas Bey’in de hükümet sürdüğüne dair belgeler vardır. Hamitoğulları bir asır hüküm sürmüşlerdir. Bu suretle Hamitoğullarının tarihi de kapanmış bulunmaktadır. Hamitoğulları’nın kazaları şunlardır: Eğirdir, Barla, Ağros, Yalvaç, Karaağaç Uluborlu, Gönen, Keçiborlu, Burdur, Gölhisar, Hoyran, Pamiça’dır. 

 

GÖNEN VE YUVEÇA’DAN HARBE ASKER İSTENDİĞİ

 

          1788 yıllarında Osmanlı-Rus seferinde Hamit sancağından Tuna boylarındaki orduya önderilen kuvvet hakkındaki listeye dair. Devlet I.Abdülhamit zamanında Rusya ile ümitsiz ve çetin bir savaşa girmişti. Özi Kale’sinin Rus’ların eline geçmesinden sonra yeis(korku) içinde 1788 senesi Recebin 17.günü irtihal (vefat eylemiştir.) .20 yıldan beri harp halinde bulunan devletin nüfusu ve maliyesi birçok zarara uğramıştır. III.Selim tahta çıkınca bütün şiddetiyle harbe karar verildi. Bir taraftan Ruslar, diğer taraftan Avusturya’lılar bize durmadan saldırıyorlardı. Sadrazam Koca Yusuf Paşa seferde bulunuyordu. Rus’ların baş kumandanı Mareşal Rusyan Çof Avusturya’lıların da Gaburk idi. Bu muhaberelerde meşhur Rus generali Savrof, on bin kişi ile Sığret nehrini geçerek Osmanlı ordusuna hücum etti. Fahşami civarında bir yılda birçok askerimizi kılıçtan geçirdi. Kemal Keş ve Mustafa Paşa’yı mağlup etti. Bu Rus kumandanı daha sonra İsmail Kalesindeki otuz bin askeri zalimce katletmiştir. Fakat Rus’larda bu muharebede on bin asker ile bir de general kaybetmişlerdir. Bizim için hiç elverişli olmayan bu muhaberelerde Yaş antlaşmasıyla bitti. 1790

 

           Osmanlı Memalikinin her tarafına gönderildiği gibi Hamit Sancağına gönderilen emirle seferin üç yıl kadar uzaması nedeniyle cepheye asker göndertilmesi ve gönderilenlerin Acuze makulesinden olmaması tarif edilmekte ve Hamit Sancağı’nın her ilçesinden ne kadar süvari istendiği ve bunların kimler idaresinde olması gerektiği bildirilmektedir. Gönen naibine münasip yirmi süvari Yuvetça’dan münasip bir sergerde ile yüz süvari istenmiştir.(Yuvetça: halen Gönen’e ait yayladır. Geçmiş devirlerde medeniyetlerin yaşadığına dair halen izler bulunmaktadır. )

 

          İstiklal savaşında İtalya’nlar Antalya’yı işgallerinden sonra işgale Burdur ve Isparta yönünde devam edeceklerinin anlaşılması üzerine Isparta’da mahalli direniş çalışmaları başlatıldı. Bu çalışmaların önderliği İbrahim Bey (Demiralay) ile Müftü Hüseyin Hüsnü yapıyorlardı. Hafız İbrahim teşkilatlanmayı gerçekleştirmek için 22 Haziran1919 tarihinde bir bildiri yayınladılar. Bu bildiri gününe Gönen’in  ileri gelenlerinden bir heyet davet edildi. Konuşmaya başlayınca” Ey Müslümanlar! Sefil ve çıplak Yunanların ve İtalyanların kirli ayakları altında ezilen aziz topraklarımızı, hayat ve namusları perişan edilen zavallı dindaşlarımızın imdadına koşmak ve geleceğin her bir ihtimaline karşı Isparta’mızı korumak ve savunmak için Allah’ını, Peygamberini, dinini , vatanını layıkıyla seven Müslümanlar canını servetini Allah adına feda etmek farz olmuştur. Ecdadınız hayatlarını hiçe sayarak parlak kılıçları ile dünyaya boyun eğdirmişlerdir. Biz onların evlatları değil miyiz. Çanakkale’de Anafartalar’da aslanlar gibi çarpışarak düşmanın cehennem gibi ateşlerine göğüs geren ve milletin saygı değer göğsüne adını şerefle yazdıran otuz ikinci alayın erleri Isparta’mızın kahramanlarıdır. Isparta cami ve kütuphane önünde cihad sancağı altında  toplanan mücahitlerimizin büyük bir fedakarlıkla vatanımızı savunacaklarından hiç şüphe duymuyorum” demeleri üzerine bu bildiriyi duyan Gönen’liler Gönen’de bir toplantı yaparak, Gönen’den yetmiş altı gönüllü ayaklarındaki çarıklarla ellerindeki nacaklarla Isparta’daki birliğe hemen katılmışlardır.

 

          Isparta’da kurulan Müdafai Hukuk Cemiyeti’nden sonra Burdur’lularda çalışmaya başlamışlardır. İkinci ordu müfettişi Mersin’li Cemal Paşa İstanbul’a çektiği telgrafla “güvenlik içinde ve hiçbir milletin hukuka tecavüz etmeyecek namus ve asayişine malik olan Isparta’mıza doğru İtalyanların ilerlemeleri bu gibi  maksat dayanıyor. Hükümetimizden izahat istiyoruz. Vatanımızın selameti vakar ve itidalinizi muhafaza etmek ise kabul ediyoruz. Yoksa zillet ve meskenetle yaşamaktansa mertçe şahadeti tercih ederiz. 20 Haziran 1919 “demiştir.

 

          Atatürk, İstanbul hükümeti tarafından azledilmiştir. Böyle bir sırada memlekette başı boşluk devam ederken Isparta’lılar Burdur-Isparta sınır boyundaki dağ ve tepeleri ellerindeki sopalarla gönüllüler saf halinde kuşatmışlardır. Bir söylentiye göre soba borularını Burdur’a doğru top halinde mevzilemişlerdir. Geceleri de ellerinde fenerlerle nöbet beklerken bu kalabalığı gören İtalyanlar Isparta’ya girmenin zor olduğu kanaatine varmışlardır. Bu arada Burdur’da da Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurularak gönüllü Mücahitlaer Mersin’li Cemal Paşa aracılığı ile İstanbul’a telgraf çekmişlerdir. 7.4.1919 ‘da 57. Tümen Komutanı Şefik Bey Antalya’nın 25 km. kuzeyinde  bulunan badem ağacına gelip burada bulunan ve orduya ait depolardaki bütün mühimmatı ilk olarak Burdur’un Çeltikçi köyüne taşıttı. Böylece muhtemel İtalyan işgalinden kurtarılan bu silahlar ve cephaneler Kuvayi Milliye tarafından İtalyan ve Yunanlara karşı kullanılmıştır.

               

 

           Gönen nahiyesinden memleket müdafaası için savaşa katılan 76 gönüllünün isimlerinden kayıtlardan okunabilenlerin isimleri şunlardır:

 

·                            İmam Veli Beyzade Güllülerin Hafız Mehmet (GÖKBULAK)

·                            Muhtar Evvel Tataroğlu Hüseyin Ağa(KARAN)

·                            Azadan Alimoğlu Hacı Osman Ağa

·                            Hatipoğlu Mehmet Çavuş Ağa (Şeytanların Taşkını)

·                            Bayramoğlu Ali Onbaşı (KARA)

·                            Hatıpoğlu Hüseyin Çavuş (ULUDAĞ)

·                            Tataroğlu Hacı Süleyman (SOYLU)

·                            Hacıoğlu Hüseyin (UYSAL)

·                            Tavukçu Kızı Hafize’nin oğlu İsmail (KAYA)

·                            Hatıpoğlu hacı Ali (ÖZ)

·                            Yetimoğlu Ali Çavuş (ARIN)

·                            Hatıpoğlu Şükrü (GÖKBUDAK)

·                            Yalancıoğlu Ahmet’in Hüseyin (KIRKYALAN)

·                            Tartaroğlu Yusuf (ŞEN)

·                            Tataroğlu    İsmail  Çavuş (ULUDAĞ)

·                            Bayramoğlu  Hüseyin (ULUDAĞ)

·                            Hıdroğlu Ömer KOÇAK

 

 

 

 

YUNUS EMRE’nin MEZARI GÖNEN’de

 

          Tanınmış Türk alim ve ahlakçısı, devrinin en büyük ve verimli mutasavvıfı Bursa’lı İsmail Hakkı Hazretleri (1653-1725), Yazıcıoğlu Mehmet’in Muhammediye adlı eserine “Baran Al-Ruh” ismiyle (1706-1707) yılları arasında şerh ederek yayınlamıştır. Prof.Dr.Fuat KÖPRÜLÜ “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar”adlı eserinde Yunus Emre’nin mezarını araştırırken 277.sayfada 3 mezar olarak İsmail Hakkı’nın “Muhammediye “ şerhinde geçen mezara işaret etmektedir. Yine Prof.Dr.Fuat KÖPRÜLÜ adı geçen eserin 266. Sayfasında dip notu olarak aynı kaynağı zikreder ve Yunus Emre’nin İsmail Hakkı’nın belirttiği yerde gömülü olduğunu yazmaktadır. Bursa’lı İsmail Hakkı Hazretleri bilmeden, görmeden, doğruluğundan emin olmadan bir şey yazacak karakterde değildir. Esrinin bazı yerlerinde Fuat Köprülü’de :” Yunus Emre’nin türbesinin Isparta ili dahilinde olduğuna inanmıyorum”diye belirtmektedir.

 

          Bursa’lı İsmail Hakkı Hazretleri : “Yunus Emre ile şeyhi Taktuk Emre’nin ve onun Şeyhi Buharalı Sina Efendi’nin mezarının bir kubbe altında Keçiborlu kasabası yanındaki Gadir-i Azim (Büyük su birkintisi)’nin cenab-i şarkisinde (Dogu tarafinda) olan Puşte (sırt Yamaç tarafında bir karyade (köy) neşv-ü nema (yaşama-gelişme) bulduklarını “söylüyor.

 

          Keçiborlu yakınında olan Yunus Emre’nin mezarı değil, su birikintisidir. Bu büyük su birikintisinden maksat Burdur Gölü ve onun uzantısı olan Gönen Bataklığıdır. Bu günkü Gönen Ovası eskiden göl halinde idi. Hatta bu gün Isparta merkezine bağlı kasaba olan “ Kuleönü”nün adı kaynaklarda “Gölönü” olarak geçmektedir. Gönen’den Senirce Köyü’ne kayıkla gidip gelenler demiryolunun zaman, zaman su altında kaldığını görenler hala yaşamaktadır. Devlet Su işlerinin açtığı kanalla Gönen ovası bugün ekilir dikilir hale gelmiştir.

 

          Gümüşgün’den (Baladız), yani Burdur Gölü’nün doğusunda sabahleyin yola çıkarsak güneşin tam Gönen’in arkasından doğduğunu görürüz. Gönen ilçemiz zamanında köy olarak bu su birikintisinin doğu tarafında dağ sırtında kurulmuştur.  Demek ki Bursa’lı İsmail Hakkı Hazretlerinin “Keçiborlu yakınındaki gölün doğu tarafında olan dağ sırtında bir köyde” dediği yer Gönen’dir.

 

         Yunus Emre Selçukluların son zamanları ile Osmanlıların ilk yıllarında yaşamıştır.(?-1320) Gönen hariç çevresindeki köylerin hiçbirisinin tarihinin Selçuklu’lar devrine kadar ulaştığını gösteren bir belgeye rastlanmamaktadır.

 

         Gönen’e ½ km. mesafede Tınaz Dağının eteğinde bugünkü Gönen’in içme suyunun çıktığı ve Gökçeçiçek filminin çevrildiği yerde Selçuklu  yörükleri tarafından dikilen Ulu çınar ağaçları vardır. Yine Isparta’nın en güzel mesire yeri ve yaylası olarak kabul edilen “YUVECCA”(Yuvadin) Yaylası burada bulunmaktadır. Bu da gösteriyor ki Gönen’in tarihi  Yunus Emre’nin yaşadığı devirler uzanmaktadır.

 

         Gümüşgün’den Karayolu veya demiryolu ile Isparta’ya gelirken ya da giderken Gönen’in doğusunda dağ sırtında 200 dönüm kadar büyüklükte bir ormanlık görülür. Yunus Emre, Taptuk Emre, Sinan Efendi ve bu mezarlar adına bir vakıf kuran Şeyh Saadettin Efendi’nin mezarları bir çatı altında bu ormanın içerisinde bir türbede bulunmaktadır.

 

         Burası inzivaya çekilmeye müsait,  güzel bir yerdir. Çevrede bir çatı altında bir arada bulunan bir mezar topluluğu daha yoktur. Bu türbeye tarla pınarından yaya  gidilmek şartıyla Güneykent arası yürüyerek 2 saat sürmektedir. Fotoğraflarda görüldüğü gibi Gönen’liler bu türbeye özel bir ilgiyle bakmakta ve yaşamasını sağlamaktadır. Her sene duvarları yeniden sıvanmakta üzerine örtüler çekilmektedir.  Bu mezarların kimlere ait olduğunu bilen şahıslar yoktur. Bu mezarların ermiş insanlara  ait  kutsal mezarlar olduğuna inanılmaktadır.  Bazıları Hacı Bektaşi Veli’nin müritlerinden birine ait olabileceğini söylemektedirler. Müritlerden Veli Baba’nın türbesi Senirkent Uluğbey’de, Abdal Musa’nın türbesi Elmalı’dadır. Gönen’deki bu mezarda üçüncü müride aittir. Hatta Balım Sultan’a ait olduğunu söyleyenlerde vardır.  Bektaşi velayetnamesinde Abdal Musa ve Veli Baba isimlerine rastlanılmakta Balım Sultan’ın Hacı Bektaş’da gömülü olduğu yazılmaktadır. Hacı Bektaş Veli’de Yunus Emre’ye, Taktuk Emre’ye gitmesi için yol göstermiştir. 

 

           Mezarların bulunduğu ormana Manastır (mana-sır denilmiştir. Sonra mana esastır ve manastır olmuştur.) denilmektedir.  Aslında Hıristiyanlara ait en ufak bir işaret yoktur. Burada  Manastır  ormanlık yer anlamındadır. Yeni adı Pazar Mahallesidir.

 

         Mezarları 1963 senesine kadar tapulu vakfiyesi varken, kadastro geçince vakfın arazileri ormana verilmiştir. Bu gün mezarlar eski Belediye reisi Mehmet ÖZGÜN ve bakkal Hüseyin UĞUR tarafından korunmaktadır.  Mevcut ormanların ayakta kalması bu kutsal mezarlar sayesindedir. Yunus Emre’nin mezarı ancak böylesine kutsal bir yerde olabilir.

 

         İslam inanışına göre  büyük, bilgili kişilerin mezarı sağda, diğerleri sol tarafta bulunur.  Türbeye girince sağda bulunan ilk mezar Yunus Emre’nin, sonrakiler sırasıyla Taktuk Emre, Sinan efendi ve vakfiyenin kurucusu Saadettin efendidir. (Isparta Anadolu Lisesinin hazırlamış olduğu “CEMRE” adlı dergiden alınmıştır. (Edebiyat Öğretmeni Mustafa YALÇIN’ın makalesi)

 

YUNUS EMRE

Üç mevsim bekleyim daha kapıda

Ayağında, zincir boynunda kement

Beni de piştiğin bela kabında ,

O kadar kaynat ki buhara benzet.

 

Rüzgara bir koku ver ki hırkadan

Geleyim izine doğru arkadan,

Bırakmam tutmuşum artık arkandan

Medet Ey Dervişim Yunus’um medet.

 

Bekletme Yunus’um bozuldu bağlar

Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar,

Veriyor ayrılık dolu selamlar

İçimi bayıltan acı bir lezzet.

                                         (Aynı Dergiden alınmıştır. N.Fazıl KISAKÜREK)

 

GÖNEN MANASTIR MEVKİİNDE BULUNAN YUNUS EMRE MEZARINA AİT DELİLLER

 

1-  İsmail Hakkı Bursalı’nı Bursa’da bulunan özel kütüphanesinde mevcut Şakayık isimli eserde Yunus Emre’nin mezarının  “Keçiborlu yanındaki gölün doğu tarafında olan dağ sırtında bir köyde bir çatı altında gelişmektedir.” Şeklinde ifade edilerek mezarları, Yunus Emre’nin, Taptuk Emre’nin ve Sinan Efendi’nin olduğu belirtilmektedir.  Dördüncü mezarın ise tekkenin vakfiyesinin sahibi olan Şeyh Saadettin’e ait olduğu anlaşılmaktadır.

2-  Manastır Mevkiinde Tekkenin bulunduğu  çevre de arazisi bulunan Zeliha ÖZGÜN’e ait tarlanın Şeyh Saadettin vakfiyesinden bedeli mukabilinde intikal ettiği ve bu hususun Ağustos 1292 tarihli ve 2087 numaralı Defter_i Hakani’de yazılı  olduğu tarla sahiplerinden öğrenilmiştir.

3- Yunus Emre hakkında araştırma yapan  Abdül Baki GÖLPINARLI, Burhan TOPRAK, Prof.Faruk TİMURTAŞ ve diğer edebiyat tarihçileri  Yunus Emre’nin makam-ı Mübarekelerinin yerlerini veya bulunduğu yeri yazmışlar ancak, mezarını bulunduğu yeri açık olarak tespit etmemişlerdir. Karaman ve Eskişehir’de bulunan yerler dergah olarak bulunduğu makamlardır.

 

YUNUS SEVGİSİ

Asırlardan seslenen

Sevginin has bülbülü,

Gönüllerde beslenen

Yunus’un sevgi gülü.

 

Sevgi onun mayası

Deryasında tütüyor

Hakk’ın sevgi aynası

Bizi aydınlatıyor.

 

Sarı çiçek rengin

Aşkın  ile bezemiş

Kainatın dengini

Yaratan ALLAH vermiş.

 

Aşıkların sazında

Yunus dili anlatır.

Cevheri Hak’tan yana

Sevmeyi hatırlatır.

 

 

 

Et kemiğe büründün

Yunus diye göründün

Can güllere fısıldar

İnsan sevdikçe yaşar.

                                                            Ülker AYGÜN 1990

 

 

         ISPARTA’DAKİ YUNUS EMRE PANELİNDEN ÖZET

                     

        1993 Yılında Gülses Gazetesi Isparta’da Yunus Emre paneli tertip ettiler. Yunus Emre derneğimiz davet edildi. 80 kişi kadın erkek katıldık. Deneğimiz konuşmacısı Edebiyat Öğretmeni Mustafa YALÇIN Bey idi. Güneykentlilerin konuşmacısı  Durmuş KAYA Prof.Fuat KÖPRÜLܒnün Mutassuflar adlı eserini incelemeye başladık: Bu kitapta Keçiborlu’nun yakınında cümlesi üzerinde Emirler Geresin Yunus Emre’den kaynaklandığını savunarak oralarda dernek kurmuşlar. Sırası ile beşer dakika beşer dakika söz verilerek iki saatlik bir zaman geçti. En sonunda eserin bildirdiğine göre üç sanduka bir kubbe altında diye bildirdiğinden dolayı başka bir yerde sanduka yoktur. Derneğimizin savunması kesinleşmiştir. En sonunda davamız yer, mezar değildir. Yunus’umuza gönüllerde sahip çıkmalıyız diye panel son bulmuştur. Bir ara bana bir haber geldi. Gönen’liler beş dakika otursun dediler. Gönen’lilere pasta kurabiye çay ziyafeti verdiler.

 

       Mustafa YALÇIN Bey’in Öğretmen Hatice YALÇIN Isparta Kültür sarayında Yunus Emre Piyesini sahneye koydular. Derneğimizi de davet ettiler. İki otobüs katıldık. Salonun kenarında Gönen Yunus Emre levhası koyarak seksen kişilik yer  ayrılmış. Piyes bitince zamanın Valisi Sayın Yusuf Ziya GÖKSU Gönenlileri yirmi beşer kişi sahneye çağırarak hatıra fotoğrafı çektirdiler. Gönen’deki Yunus Emre dergahına yaya gidip gelmek zor idi. Yolun asfaltlanmasına mescidin yeniden yapılmasına tören sahasının genişletilmesine yardımı dokunan zamanın Valisi Sayın Ertuğrul DOKUZOĞLU yardımcı olmuşlardır. Çevrenin düzenlenmesi için yirmi 5 milyarlık proje yaptırarak 2000 yılı Özel İdare bütçesine 15 milyar koymuşlardır. İzmit havalisinde zelzele işleri daha gerekli hale geldiğinden çalışmalarımız askıdadır. Her yıl Haziran ayı içerisinde Yunus Emre’yi anma ve aşure şenliğimiz yapılmaktadır.  11997 Şenliğimize Göller Yöresi Kaymakamları, Belediye Başkanları, Milletvekillerimiz ve Bakanlarımız katılmışlardır. Turizm Bakanı Sayın Erkan MUMCU burasının uydu tiyatro sahası haline getirilmesi gerektiğini  söylediler. Çevre düzenlemesi için Beş milyar ayrıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu törende Milletvekilimiz sayın Mustafa ZORLU Bey beni çağırarak en gerekli ne işiniz var diye sordular. Elektrik işimiz var dedim. Not aldılar  Bir ara Milletvekilimiz Sayın Ramazan GÜL elimizdeki projenin fotokopisini istediler.  Derneğimiz üç bakanlığa bağlıdır. Böyle eserlerin bakımı, korunması ( 5566 sayılı kanunla) Milli Eğitim Bakanlığına, ilave yatırımları için Kültür Bakanlığına ziyarete gelen yerli yabancı turistlerin istirahatlerinin temini için Turizm Bakanlığına bağlıdır.

               

         “Yunus Emre ve Şeyh Saadettin Efendi türbelerini koruma ve yaşatma Derneği” Başkanı Ramazan ÖZDEMIR ‘in yazılı olarak dile getirdiği hususlar şöyledir:

               

         Anadolumuzun karışık ve kargaşalı günlerinde sırtında heybe ayağında çarık hiçbirşeyden yılmadan köy köy ve kent kent dolaşarak toplumları kardeşliğe, barışa ve hoşgörüye çağırmış olan ve “Bi mekanım onun için .Dünyada kimse bilmez benim mekanım” diyen Büyük Yunus Emre’nin hayatının son anlarında Isparta’mızda bulunduğuna dair izler bulunmaktadır. Bilindiği gibi Isparta’mızın “Emre” adında bir mahallesi vardır. Bursalı Şeyh İsmail kitabında Keçiborlu nam kasaba gurbinde olsa Kadir-i azim’in Cenu-u Şarkisinde püşte tarafında bir karyede Neşv-ü Nema bulduklarını ve gerek Taktuk Emre’nin, gerek Yunus Emre’nin ve gerek Bursalı Sinan  efendinin bir kubbe altında üç mezar olduklarını yazmaktadır.  Mimarlar bu vakfın korucusu Şeyh Saadettin Efendinin mezarı ile dörde çıkmıştır. Çevremizde bir çatı altında dört mezar ancak Gönen’in çam ormanlığında mevcuttur. Bölgede yapılan ilk hamamın Gönen’de oluşu, suyu ve havasının temiz olmasından dolayı Yunus Emre’nin Gönen’deki Çamlıkta inzivaya çekildiğine inanmaktayız. Bölgemizde söylenen ilahilerden bir iki parça aşağıdadır.

 

Haktan inen şerbeti içtik elhamdülillah                    Sordum sari çiçeğe, annen-baban var mıdır

Şol kuvvet denizini geçtik elhamdülillah                  Çiçek eydür dervişi baba annem babam topra               

Taptuk’un tapısında kul olduk kapısında                   Ah sordum sarı çiçeğe, sen beni bilir misin

Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah               Çiçek eydür derviş baba sen Yunus değil misin

 

 

       Isparta Gülses Gazetesinin düzenlediği Yunus Emre sempozyumunda Gönen Yunus Emre Derneği Başkanı Ramazan Özdemir’in okuduğu yeşil Gönen’im  adlı şiir:

 

 

Odalarda kuru meşe yanar,

Dağlarında Zeybekler dolaşan Gönen

Mehmet onbaşılar, Veli  Durmuş, daha nice çavuşlar,

Kurtuluş Savaşının erleri, Kore’nin Gazileri Gönen

 

Fakirin öyküsünde, Romanındasın

Sen emek, bilgi sevgi hamuru yoğuran,

Enstitüsün, öğretmen okulusun, sonra Anadolu Lisesisin

Okulsun, İlimsin, İrfansın bilgi dağıtan,

 

Sen yurdumun yüz akısın, yeşil Gönen,

Benim sevgili oğlum Gönen’de kitap okur,

Diyen anaların, babaların dilindesin,

Türküsün şiirsin manisin Gönen

 

Çamlardan sağlık şifa dağıtan,

Tarlapınarından soğuk sular akıtan,

Kalesi, havdam Hüyüğü, Yuvetcce Yaylası,

Tınası,obruğu, Güzel Yeşil Gönen.

 

Nakış,nakış ilmek ilmek halı dokuyan,

Aşıkların sazının telindesin.

Güller arasında göller Yöresinde

 

Sen ne güzel yaşanacak yersin Gönen.

Dünyamıza aşk, sevgi, coşku sözcükleri savuran,

Serin  çamlığında Yunus’u koynuna alan Yeşil Gönen,

               

          Hocası ile koyun, koyuna aşk ateşi yanmıştı gönlünde Yunus’un. Bu ateş hocası Taptuk Emre’nin huzurunda alevlendi. Ve kısa zamanda milyonlarca yüreğinde ısıttı. Koca Yunus, ölümünden evvel, dizinin dibinde boyun büktüğü hocasının hocası Buharalı Sinan’ın koynunda, ölümünden sora da teslimiyeti yaşıyor. Isparta Gönen ilçesinin çamlığında üçü bir çatı altındaki türbededirler. İşte bizler kardeş yapan sayısız birler çakıl taşlarına feda edilemez edilmemelidir.

               

          Bunun için “Sevelim sevilelim” diye seslendi Yunus. Aynı gemideki insanların ya hep birlikte yaşayacakları, ya da birlikte batacakları mesajını vermiştir. Bizim dinimiz İslamiyettir.. Bizler Atatürk’ün, Yavuzların ve İdris-i Bitlis’lerin torunlarıyız.. Elbette onların birlik ve dirlik şuurlarının varisleri ve  yürütücüleriyiz. Bizi bu tarz yazmaya iten husus, fakir Yunus’un şahsı manevisidir. Çünkü Yunus Emre birlik dirlik ve beraberlik için cüş-u hulus’a gelmiş bir islam şairidir. Ömrünün, milletin dünyevi ve uhrevi saadetini kazanması uğrunda harcamıi, manevi bir büyüğümüzdür.

                    

         Kastım budur şehre varan,

        Feryad-u figan koparan, diyerek vatanın her tarafını gezmiş birlik ve dirlik tohumlarını, sevgi tomurcuklarını şöyle dile getirmiştir.

                      

   Gelin tanış edelim,

                İşi kolay tutalım ,

                Sevelim,sevilelim

Dünya kimseye kalmaz. Yunus’un bu sözleri ile bizi uyarmaktadır.

 

TÜRBE İLE İLGİLİ FERMAN

 

         Gönen’deki Yunus Emre türbesi hakkında elimize bir ferman geçmiştir. Bu fermanın fotokopi T.C. Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’ne ulaştırılmıştır. Yine Anıtlar ve Müzeler genel Müdürlüğü’ne ulaştırılmıştır. Yine Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne yazılmış olup, açıklaması beklenmektedir. Bu fermanın Türkçeleştirilmiş hali aşağıdadır.

 

TUĞRA (II.MAHMUT)

 

         Gönen Kazasının Manastır Mahallesinde bulunan Sadettin zaviyesi günlük yarım akçe bedelle zaviyedar olarak hak kazananlardan işbu Rafi’un tevki’i şan’ı hakanı Seyyit Mehmet ve Seyyit Mustafa ve Seyyit İsmail(kudreti artsın) fiilen beraat-ı şerif’e 1226(1811)senesi zilkade (Aralık)ayı tarihiyle ortaklıkta hak sahipleri olup, ancak yüce Osmanlı Tahtı üzerinde vuku bulan değişiklik üzerine(yeni padişahın tahta çıkması)der. Saadetimden kendilerine yeniden yüce şanlı beratımın verilmesi için ellerinde bulunan eski berat gereğince yardım istemeleri üzerinde açıklandığı şekliyle adı geçenlere sadaka edip bu berat-ı humayun-u saadet makrunum(kendilerine)  ve buyurdum ki bugünden sonra adı geçenler giderek anılan zaviyenin eskisi gibi müşterek  zaviyedarları olup gerekli hizmetleri yürütüp yerine getirdikten sonra günlük yarım akçe ücret ile ortalıkta tasarruf sahipleri olup vakfedenin ruhu ve ömrünün devamı için dua etmeye devam ederler ve şerefli nişanıma uyarlar.1224(1809) yılı rebi’ul-ahir (nisan) ayının dokuzuncu günü yazıldı.

 

BULUN BENİ

 

Yedi dağda yedi tepede

Bin mezarda bulun beni

Sevgileri sepe  sepe

Gönüllerde bulun beni

 

Yedi yolda yedi kolda

Gül ve bülbül gülistanda

Allah diyen her canda

Dualarda bulun beni

 

Yedi ilde yedi dilde

Sarı çiçek çiğdem gülde

O yüceler nefesinde

Gönen’de bulun beni

 

Yedi kıta dünyalarda

Selamını alanlarda

Dost Yunus’u soranlarda 

Hak yolunda bulun beni

 

Yedi katta yedi adda

Taptuk kulu Lamekan’da

Gülistanda kabristanda

Hece hece duyun beni

                                                              ÜLKER AYGÜN 1991

 

 

  YUNUS EMRE (1239?-1321?)

               

        Oğuz lehcesi ile Anadolu Türk Edebiyatının kurucusu Tekke, Divan ve Halk Edebiyatlarının hepsine ilham veren öncüsü ve 700 yıldan beri en büyük şairimiz olan YUNUS EMRE’nin biyografisiüstüne bilgimiz yok denecek kadar azdır.

 

Bir garip ölmüş diyeler

Birkaç günden sora duyalar

Soğuk su ile yuyalar

          Şöyle garip bencileyim....diyebilen bu yüce insan, zaten şöhret nefret etmiş ölümlü dünyada izbırakmamak için elden geleni yapmıştır. Gezginci”GARIP”  bir derviş olmak onun için yeryüzü muradıdır. Ölümü de belki umduğu şekilde olmuştur. Şiirlerini bile toplamamış, Divan’-i, ölümünden sonra  birçok değişmeler ve eklemelerle meydana gelmiştir.  Kesinlikle ne doğum yerini, ne ailesini ne de yaşayış tarzını bilmiyoruz. Doğum, ölüm tarihleri, ölüm yeri ve mezarı da bulanıklıklar içinde, yani dervişlik ilkesine çok uygundur.  Yunus Emre bütün Anadolu’nun baş üstünde tuttuğu bir mana sultani olduğu için her şehir ve kasabamız onun kendisinde yatmasını dilemiştir. Yurdumuzun muhtelif yerlerinde Yunus’a ait olduğu söylenen türbe ve mezarlar vardır. Prof Dr.Fuat KÖPRÜLܒnün tarif ettiği gibi”Keçiborlu’nun doğusundaki yamaçtaki köyde üç mezar bir çatı altındadır.” Demesi ancak Isparta’nın Gönen ilçesindeki çam ormanlığıdır.

 

 

 

“Heybesinde ekmeği bohçası

Çevresinde yeşil bahçesi

Yüzlerce dönüm çamlığın

          Büyük Yunus Dur Bahçesi” felsefesini temeli “Sevelim, sevilelim” düsturudur. Allah’ı sevmek halkı sevmektir. Halk Yunus’u çok sevdiğinden ona bir makam ve mezargah yapmış olabilir.

 

”Ben gelmedim dava için

Benim işim sevgi için” sözleri ile Allah sevgisinin en büyük ibadet olduğunu mutlak saadete onu sevmek, ona ermekle ulaştığını belirtir. Yunus’un ahlak, adalet,eşitlik, kardeşlik ülküsü de bu sevgi odağında toplanır. “Yaradılan’ı hoş gör Yaradan’dan ötürü” mısralarıyla da bütün insanlar hatta bütün canlı ve cansız varlıklar Allah’ın yaratmış olduğu varlıklar olduklarından dolayı onlara yaratana olan sevgi nedeniyle soy, din, millet, renk, mevkii gözetmeksizin sevmek gerektiğini ifade eder. Onun hemen hemen bütün şiirlerinde Allah’a ulaşma çabasıyla duyduğu mutluluk, Allah aşkı ve Ona kavuşma isteği kavuşamamanın verdiği acı belirgindir. Gerçekte ondaki lirizm “İnsan-ı kamil olmak” özleminden doğmaktadır. Nitekim o eğitici şiirleri ile tasavvufu öne sürerken iyilik,güzellik doğruluk yollarını gösterir.

 

“Mal sahibi, mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Malda yalan mülkü yalan

           Var biraz da sen oyalan”, diyerek insanların birbirine kötülük yapmamaları gerektiğini dünyanın geçiciliğini anlatır. Girişte belirttiğimiz gibi mezar, hayat ve ölüm bu yüce ermiş şair için önemli değildir. Sevenlerin ve inananların gönlünde yatmaktadır ve yatacaktır.

 

YUNUS EMRE’M

 

Doğruluktan ayrılmayan

Özünü halka bağlayan

          Kendini insanlığa adayan

YUNUS EMRE YUNUS EMRE

 

Kötülüklerden  arınan

El açıp halka sığına

İnsanları şiir ile çağıran

YUNUS EMRE, YUNUS EMRE

 

Gönen’lim gönlünü ver Yunus’a

Taht kuralım sevgi bağına

Erelim O’nun gibi biz de sabra

YUNUS EMRE, YUNUS EMRE

 

 

İnsanca düşüncesi

Sever O herkesi

Dillerdedir ilahisi

YUNUS EMRE, YUNUS EMRE

 

Allah diyen dilleriyle

Semaya kalkan elleriyle

Baldan tatlı sözleriyle

YUNUS EMRE, YUNUS EMRE

 

                                                                    Mehmet MUT

                                          Gönen Anadolu Öğretmen Lisesi  Edebiyat Öğretmeni

 

 

YAHUTÇA YAYLASI

 

        Gönen’e bağlı büyük bir otlaktır. Çayırı mukavemetli ve kışa dayanıklıdır. İlimiz Isparta’daki alanları çimlendirmek için makinelerle buradan çayır sökülüp götürülmektedir.  Yolu motorlu taşıtlara elverişlidir. Muhtarlık zamanlarında iki aya varan mal katılmadan korunarak sonraları açılır hayvanlar bol ,bol otlatılırdı.  Bir ara koyun ve keçi adeti 30 bine kadar ulaşmıştır. Su membaları vardır. Mesken mahal iken bol, bol at besiciliği yapılmış orman alanları koruma altına alınınca keçi sayıları azalmıştır.  Bol, bol peynir ve yağ yapılarak tuluklara hazırlanır. Tınaz Dağının tepesindeki genişçe kaya boşluğundaki yere koyulur. Özel bekçi tutulur, kasım ayı solarına kadar bekletilirdi. Soğuk hava depolarına koyulan tuluklardan daha  leziz, özgü, has bir koku meydana gelirdi. Son zamanlarda halkımız süt sığırcılığına yavaş, yavaş dönmektedir. İlçemiz Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardıma muhtaçlara 100’ün üzerinde damızlık sığır dağıtıldığından Süt Kooperatifine günlük 2 ton civarında süt toplanarak Ispartada ki imalathanelere satışı yapılmaktadır.

 

GÖNEN’in YAYLA DAVASI

 

       Komşumuz Uluborlu ilçesi ile yayla mahkememiz devam ederken diger taraftan da komşumuz Atabey Belediyesi de sınır davası açmıştır. Bu mahkemeler devam ederken Gönen Belediyemiz eski kararları araştırıp meydana çıkararak aşağıdaki kararı almışlardır:

 

       Isparta Asli Hukuk Mahkemesi Esas-691/365 Karar-964/254 Temyiz Mahkemesi Hukuk davası Riyasettinin 30/1/1965/685-577 Sayılı Atabey’in tashihi kararı reddedildi ve 01.03.1965’de ilan kesinleşti.

 

       KONU :  Gönen  ile Atabey Belediyesi arasında iki taraflı açılan Yayla Hudut Davası Gönen’e ait Sarı Çay mevkiinin Atabey’e ait olduğundan dava yürüdü ve sonunda Gönen’in yayla hududunun Konya İstinaf Mahkemesinin 5 Mayıs 1324 tarihli ilamına dayanarak dava Gönen’in lehine kesinleşmiştir. Buna göre Gönen Yaylası Hududu(Kuzeyde Kalaycılar Beli, Ay çilesi; doğuda Kartal Pınarı, Güvercin Gediği,Delikli Taş, Sinekli Tepesi ve Sinekli Pınarı; güneyde İmalı Ağzı ve Tınaz Tepesi; Batıda Kömürlü Tepesi ile çevrili Hudutlar arasında kalan yayladır.)  Bu yaylanın adı” Yuvadin, Yavçça ve Yuvetcce” diye adlandırılmaktadır. Yuvecce Köyü 6 Asır kadar evvel yok olmuştur. Bu isim Oğuz Beylerinin 23.sulalesi olan Yuvedin’den gelmektedir.

 

ÇEVREMİZDEKİ MANEVİ MİMARLARIN BAZILARI

               

         Anadolu da olduğu gibi çevremizin de manevi mimarları ve hizmeti dokunan kutsal zatların adları ve makamlarının birkaçını hatırlatmak istiyorum. Genel olarak Allah-ü Teala (c.c)’nün veli kullarına bahşettiği kerametler ansiklopedilerde şöyle tarif edilmektedir” Allah’ın veli kullarına gösterdiği olağanüstü hallere keramet denir. “ Keramet velilerin tabi oldukları peygamberler için bir mucize sayılır. Çünkü o peygamber hakikaten peygamber olmasaydı kendisine tabi olanlardan böyle kerametler zuhur etmezdi( İslam İlmihali Dergah Yayınları 2. Baskı İstanbul 1980 Sayfa 319)

 

ISPARTA’da:   Kesikbaş, HızırAbdal, Hacıelfi, Yedişehitler, Hanifesultan

YAKIÖREN’de: Aslanbaba, Kavaklidere,  Şeyh İsmail

EĞİRDİR’de. Balasultan

ÇÜNÜR’de: Yakup Dede, Niyazi ,Baba, Kerim Baba,

SAV KASABASI’nda: İlyas Dede

KEÇİBORLU’da: Şeyh Sikkem

SENİRKENT’te:  Şeyh Ahmet

ULUĞBEY’de:    Veli Baba Sultan

ATABEY’de: Gazi Atabek

BALADIZ(GÜMÜŞGÜN)’da: Mehmet  Dede, Sinan Dede

GÖNEN’de : Yunus Emre, Taptuk Emre, Buharalı Sinan Dede,Ülle Hatun, Oklavalı Ballısultan

 

        Yunus Emre, Taptuk Emre, Buharalı Sinan Dede ve vakıf kurucusu Şeyh Sadettin’i ileride bulacaksınız. Oklavalı dedeyi bir İngiliz turist mezarı başındaki yazılı taşı ilaçlayıp fotoğrafını çeki. Orta Asya’dan gelmiş sevilen sayılan nafia adında bir hatundur dediler.

 

        Isparta Tarihini yazan Süleyman Sami tekke ve adak yerlerini bildirirken Gönen’de Baliğii Sultan diye bildiriyorlar, çevre halkı Balım Sultan diye ziyaret etmektedir. Buraya gelenler abdest alıp namazını kılarak, buradaki evliyaların huzurunda Allah’ın divanına durarak dileklerin kabulü için Allah2a yalvarmaktadırlar. Dilekleri kabul olunca verdikleri sözü yerine getirmektedirler. Burası dini bir ziyaretgah haline gelmiştir.

 

BULLE HATUN ZAVİYESİ

 

       Sultan II.Selim Gönen’e teşrif buyurdukları Konya ve Kütahya Valiliklerinde bulunan Sultan II.Selim(Kanuni) zamanın vilayetlerinden Isparta’ya teşrif buyurdukları zamanda duçar oldukları rahatsızlıktan dolayı Gönen’deki Bulle Hatun namlı bir kabilenin yaptığı nebati ve tecrubü bahsinamdan dolayı tanzim ve tahsis buyurdukları arazi aşarından verilmek üzere, bu hatunun temin idaresine karşılık olarak  bir mahalle vakf edildiği zaviyeden ibarettir. Halan Gönen’de Ibbıllar sülalesi mevcuttur. Bulle Hatun’un bu sülaleden olduğu rivayet edilmektedir. ( Böcüzade’nin Arapça yazılı tarihi sayfa 185)

 

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA YERLİSİNDEN 6 BAŞBAKAN YETİŞTİREN TEK ŞEHİR

 

HAYDAR PAŞA;

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA-Gelendost

DOĞUM TARİHİ               : 1512

GÖREVİ                               : Sadrazam ve padişah Vekili

GÖREV SÜRESİ : Sadrazam Rüstem Paşa ve Kanuni Sultan Süleyman’a zaman zaman

ÖLÜMÜ                               : 18 Ağustos 1595

ÖLÜM TÜRÜ      : Şehadet (cephede)

ANILAN AD        : Koca

 

ALİ PAŞA,

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA- Eğirdir

DOĞUM TARİHİ               : Bilinemiyor

GÖREVİ                               . Sadrazam

GÖREV SÜRESİ : 7 ay – 4 gün

ÖLÜMÜ                               . 3 Nisan 1624

ÖLÜM TÜRÜ      : İdam

ANILAN AD        : Kemankeş-Kara

 

HALİL HAMİT PAŞA;

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA

DOĞUM TARİHİ               : 1736

GÖREVİ                               : Sadrazam

GÖREV SÜRESİ : 2 yılı 3 ay

ÖLÜMÜ                               : 17 Mayıs 1785

ÖLÜM TÜRÜ      : Boğdurularak. (iki mezarlı) Baş: Karacaahmet’te, Gövde: Bozcaada’dadır

 

ALİ PAŞA;

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA-Uluborlu

DOĞUM TARİHİ               : 1756

GÖREVİ                               : Sadrazam

GÖREV SÜRESİ : 1 Yıl – 2 ay-24 gün

ÖLÜMÜ                               :1823

ÖLÜM TÜRÜ      : Eceliyle

ANILAN ADI      : Seyid

 

HÜSEYİN AVNİ PAŞA;

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA-Gelendost

DOĞUM TARİHİ               : 1820

GÖREVİ                               : Sadrazam

GÖREV SÜRESİ : 1 yıl-2 ay-8 gün

ÖLÜMÜ                               : 16 Haziran 1875 (Saat: 22.30)

ÖLÜM TÜRÜ      : Suikast (sağ kolağası Çerkez Hasan tarafından kurşun ve bıçaklanarak)

 

SÜLEYMAN DEMİREL;

 

DOĞUM YERİ    : ISPARTA-İslamköy

DOĞUM TARİHİ               : 1 Kasım 1924

GÖREVİ                               : Başbakan

GÖREV SÜRESİ : 1965-1980

 

 

GÖNEN’in MERKEZ ŞEHIR OLUŞU :

 

        Rumi 876 yıllarında Gönen icrai hükümet eder. Sülale-i Fatih memleketten İlyas Bey Bin Hamit Bey namında bir zatın mevcut olduğunu Gönen kadısı İsa Bin Hamza tarafından verilmiş takvayi şerriyede delalet mevzika mahkimse görmüştür ki bu havaliyi kısmen idareyi Osmaniye’ye geçtikten sonra dahi Hamitoğulları ellerinde bir asır daha kendilerinin tasarruf ve idareleri baki ve cari olduğunun Şehabettin’in yazdığı veçhile Hamit Bey’in oğlu Latif Bey Alanya çevresindeki yerleri ve diğier oğlu Hamit Bey’de Isparta çevresi olan mahallelere mutasarruf olup Hamit Bey’in oğlu İlyas Bey dahi  876 yıllarında Gönen’de bulunmuştur. Helal seneyi nasira meskure müjde oldur ki bir vakit Gönen şehir ve merkez saltanat ve Isparta oraya mülhak kasaba ve sahibi  saltanat beyler Gönen’de oturur diye yazılmıştır. (Böcüzade 185’den alınmıştır.)

 

DEMİRCİ MEHMET EFE GÖNEN’de

 

        Anadolu’muzun kargaşalı günlerinde yer yer efeler türemiş idi. Nazilli’li Demirci Mehmet Efe çetelerden birlik kurarak Isparta ve Eğirdir çevrelerine gelmiştir. Son zamanlarda İgdecik Köyünü seçerek eşraftan Hafız Ağa’nın oğlu Süleyman Efendinin konağı efe ve eşine tahsis edilmiştir. Karargahını bu köyde kurmuştur. Bölgede bazı hareketlerde bulunmuştur. Köyün ufak olması nedeniyle 3-5 tanesini de Gönen’e yerleştirmiştir. O sıralarda Gönen’de Çakacı namında bir pehlivan varmış. Çetelerden birisi bu pehlivanın Demirci Efe’ye götürüp iltihak ettirip, kendi nüfusunu arttırmak istemiştir. Çete Gönen’e gelerek Çakıcı’yı arayıp bulamaz. Atıyla dağda gezerken manastır Mahallesi çamlarının altında iki kişinin yattığını görür. Bunlar uyandırıp, Ben Çakıcı Mehmet Pehlivanı arıyorum, buralarda gördünüz mü diye sorar. Onlarda ne yapacağını sorarlar. Namlı bir kişi imiş. Demirci Efe Onu istiyor, götüreceğim der. Onlarda O adam Gönen’dedir derler. Beraberce gidelim bana bu adamı gösteriverin derler. Onlar da  biz O adamın yanına varamayız uzaktan gösteririz derler. Yalnız biz Atabey’e tütün almaya gidiyoruz, tütünümüz kalmadı da derler. Çete çantasından çıkardığı tütün kesesini verirken Çakıcı çetenin kollarına sarılır silahını alır, ellerini ayaklarını bağlar, Çakıcı benim bu da benim arkadaşım Kadir Acar der. Çavuş git efene söyle derler. Çete Gönen’e gelir ellerini ayaklarını çözdürür. Utancından hiçbir şey söyleyemeden birliğine iltihak eder.  Bir zaman sonra Kadir Acar (Çavuş) Argan Hüseyin  ve Zort Hüseyin de Efe’nin birliğine 5 kişi olarak iltihak ederler. Demirci Mehmet Efeye ricada bulunarak çeteler Gönen halkına  zarar vermesin derler. Demirci de çetelerini toplar tembihte bulunur.

 

         Miladi 1919’da İğdecik’e geldiğinde 7-8 bin koyunu vardı. Yuveccca  yaylasına göndermiştir. Gönen ovasına da bir çiftlik kurmak teşebbüsünde iken General Rafet Bey’in baskısı ile dağa kaçmak zorunda kalmıştır. Acele dağa çıktığından 100 bin Osmanlı altını 100 bin banknot da Ankara’ya gönderilmiştir. Günlerden bir gün çetelerin birisi Manastır Mahallesinde arı balının çok olduğunu öğrenir. Ara sıra Manastır’a giderek bal toplatırdı. Manastır’lıları rahatsız eder, Manastır Halkından Bayatlı İbrahim Özgün ile Dalaz Ahmet Özek “bu işin tadı kaçtı buna bir çare bulalım” derler. Silahlanıp evlerinin penceresinden çetenin gelmesini beklerler. Çetenin gelmesiyle her ikisi de ateş etmeye başlarlar. Çete de ateş ederek Gönen’e doğru kaçar. Çetenin hayvanı yara alır, Gönen’de ölür. Gönen’den bir hayvan temin ederek birliğine döner. Bayatlı İbrahim ve Dalaz Ahmet:” Demirci efe bu işi öğrenirse bizim halimiz kötü olur.”diye telaşa düşer. Biz en iyisi Gevges’e gidelim, oradan da İmalı Ormanlığına çıkarız diye yola  çıkarlar. Demirci Efe Ankara’ya duyurulmuştur. Rafet Bey bir alay askeri ile Demirci’yi orduya katılmak üzere görevlendirir. Ordu Baladız köyüne geldiğinde birliğinde Gönen’den Rıdvan Halil (Bozdoğan) isminde bir er bulunmaktadır. Rafet Bey eri çağırarak “birkaç top atın Gönen’e zarar vermesin” der. Top seslerini duyan çeteler eşyalarını dahi almadan ormanlığa sığınırlar. Bundan etkilenen Gönen halkı da dağa kaçmaya karar verir. Diğer taraftan askerliğini yapmış yaşlılar “hele durun bakalım, bu toplar düşman tarafından atılmış olsa köyün içine atılırdı, bunlar düşman değildir.” derler. Sırıklara mendil  bağlayıp karşılamaya çıkarlar. Paşayı Gönen’e davet ederler. Hemen yemekler tatlılar pişirilip Kasap Mahallesindeki camii meydanlığında askere yemek ziyafeti verirler. Paşayı da aynı mahallenin camisi yakınındaki Çakırağa’ların evinde ağırlarlar. Bir zaman sonra Ankara’nın emri üzerine Demirci Mehmet efe Rafet Paşa ile birleşir. Konya yöresindeki Delibaş isyanını bastırırlar.

 

ADETLER

 

         1914 yılının 20 Eylül Pazar gecesi sabahı saat 5’de büyük bir zelzele olmuştur. Kasaba halkı tamamen  kuru ziraat ile geçimleri sağladıklarından harman yerleri de yatmakta imişler. Sabahleyin başlayan zelzele köyün giriş yerindeki semtlerde çok hasar yapmıştır. Buradaki evler tamamen yıkılmış evlerin toprak altından çocuklar, ihtiyarlar günlerce yıkıntıları altından ölü ve yaralı olarak kurtarılmışlardır. Zelzele aralıksız günlerce devam ettiğinden halk bahçelere çadır kurup son bulmasını beklemiştir.

 

 

 

 

1303 KURAKILIĞI

 

         Miladi 1887 tarihinde bölgemizde büyük bir kuraklık olmuştur. Kasabanın doğusundaki Havdan Gediği denilen semtte 500 dönümlük bir mevkiiye  kış yağmuru yağmıştır. Ancak oradaki ekinler birazcık olmuştur. Geri kalan 25 bin dönümlük ekili arazinin tohumları dahi çıkmamış ertesi yıl her iki tarafından mahsulü bir olmuştur. Bu kuraklıktan Isparta ve çevresi çok etkilenmiştir. O yıldan sonra halk, evlerinde büyükçe 10 teneke zahire alacak toprak küpler temin edip birkaç yıllık yiyecekleri buğdaydan hazır bulundurmaya başlamışlardır. Bu küpler halen bazı evlerde bulundurulmaktadır.

 

ÇEKİRGE AFETİ

 

         1870 Yılının haziran ayında Dinar Ovasına çekirge gelmiştir. Keçiborlu ovasına atlamak üzereyken Isparta Ovalarındaki Bölge halkı kazma ve küreklerle Keçiborlu  ovasına gitmek üzere T.C.D.D.Y.’na inmişlerdir. Gönen’de de istasyon olmadığı halde devletin emri üzerine tren burada durdurularak işçileri Keçiborlu Ovasına taşımıştır. İşçiler derin çukurlar açıp çekirgeler bu çukura indiğinde üzeri toprakla örtülmek suretiyle imhaya çalışılmıştır. Yine de önlenemeyince Devletin ilacı yetiştirilmiştir. İlaçla önlenmeye çalışılırken Gönen Ovasına da çekirge girmiştir. Bu sıralarda ufak gövdeli hiç nesli görülmemiş kuş alayları peydah olmuştur. Öyle kalabalıklarmış ki güneşin ışığını dahi kesiyorlarmış. Bu kuşlar  çekirgeleri öldürmeye başladığında ağızları kandan yapışır hale geliyormuş.  Gönen çaylarının suları yataklarına akıtılmış, bu kuşlar sularda ağızlarını yıkayıp çekirge öldürmeye devam ederlermiş. Böylelikle bu zararlı yaratık çekirgeler Gönen Ovasında imha edilmiştir. Bu çekirgeler olgunluk devresine gelen mahsulleri bağ ve bahçeleri yediği gibi işçilerin üzerlerinden çıkan ceketlerini ve ekmek torbalarını dahi yemişlerdir.

 

HAMİTOĞULLARINDAKİ TIMAR SİSTEMİ İLE İLGİLİ BELGE

 

        Elimize geçen bu belge 10.yy  ait olup Sarı Selim diye anılan II.Selim ve III Murat devirlerine aittir. Bize devletin o devirdeki durumunu ve Hamit eli sancağının sosyal, endüstriyel ve ekonomik halini göstermektedir. Topkapı müzesindeki Defteri Hakani Kütüphanelerini araştıran Hikmet Turan Dağlıoğlu Hamit livasına ait iki defter bulunduğunu yazmakta bu defterlerden 485 numaralısını üzerinde Muvassal kaydı olup Hamit livasının çevresini bu livaya ait kaza ve nahiyelerle köylerinin adlarını göstermektedir. Hamit livasında 16 kaza ve 7 nahiye vardır demektir.

 

 Kazalar: Gönen, Ağros, Eğirdir, Avşar Yalvaç, Karaağaç, Ağlasun, Burdur, Kemer, Tefenni, Yuveçca,  

 Göihisar, Denizli, Karaağacı, Uluborlu.

 

  Nahiyeler:Anamas, Keçiborlu, Derkazayı Gönen, Kestil, Şıraz, Irla, Baladız.

             Kazalara bağlı çiftlikler ise:Gönen kazasında Çavuşoğlu çiftliği Fandas köyünde

             10. asırda ehemmiyetli bir kaza merkezi olan Gönen.500/906 tarih ve 30 hasılatları aşağıdadır:

               

                Merkez Mahalleler              SER                      HANE

 

1-Pazar                                   89                           64

2-Kadı                                    92                           79

3-Dutluca                                126                         91

4-Yağlıca                                 47                          36

5-Yaka                                     66                           39

6-Döger                                    70                           70

sayfa 40

 

Gönen Kazasına

 

Bağlı Köyler                             SER                        HANE         Hasılat ve varidatları

1-Alaman                                  16                             6               4200 akçe (dağıtılmıştır)

2-Gevges                                   20                            13              2482 akçe (dağıtılmış)

3-Bozan Hüyüğü                        27                            23              4200akçe (dağıtılmış)

4-Kızılağaç                                34                           27              1250 akçe (dağıtılmış)

ŞAH Ali’nin ve EMRULLAH’IN Hissesi:

5-Biterce                                    15                             9               3250 akçe (dağıtılmıştır)

MİRLİVA’nın Hissesi:

6- Fandas                                   53                           24              6462 akçe (dağıtılmıştır)

7-Aloğlu                                     12                           9               1472 akçe (dağıtılmıştır)

8-Arapalanı                                 73                           58              7590 akçe (dağıtılmıştır)

9-Kışlacık                                    42                          34               2576 akçe (dağıtılmıştır

10-Kınık                                      30                          26              2033 akçe (dağıtılmıştır)

11-İğdecik                                  47                                35                   3544 akçe (dağıtılmıştır)

12-Senirce                                  27                                21                   3500 akçe (dağıtılmıştır)

 

Hamit miralayı Mustafa Bey’in oğlu Hüseyin Çelebi’nin tımarıdır.

Dağılan köyler:Veba ve taun hastalıkları ile kuraklık ve celali eşkıyası tahribatında dağılmıştır.

Hasılat Miaa Mezredi üyük yani 17200 akçe Gönenin varidat kaynakları ve hasılatı

1-Hınta buğday                                                                 120 Mut.1600 akçe Beher kilodan 80 akçe

2-Şeker arpa                                                                       15 Mut. Beher kiloda 60 akçe

3-Öşrü bağ                                                                          1500 akçe

4-Afyon                                                                                              2500 akçe

5-Bostan                                                                                              20 akçe

6-Kavun                                                                                                20 akçe

7-Resmi cit                                                                          651 akçe

8-Öşrü ben mak                                                              2739 akçe

9-Öşrü mücerret                                                                 300 akçe

10-Öşrü Ganem                                                                 100 akçe

11-Dokuz hida asiyap                                                      312 akçe

12-Kışlık                                                                                            20 akçe

13-Resmi hadi hava                                                         690 akçe

14-Boyahaneden                                                                            200 akçe

15-Kutlubey yeri                                                              300 akçe

16-Bacı pazarı(nefsi Gönen)                                       6391 akçe Tohuımhaneden

17-Sabunhane(iki kıt’a)                                                   200 akçe

18-Damgayı boğası                                                      1200 akçe

19-Gönen çayırlarından                                               2500 akçe (Keçiborlu Söğüt dağından çam odunu  

                                                                                                    vergisi)

 

         Gönen’in Kızılağaç Köyü Miladi 1592 tarihinde Karakeçililerden 50 hane Kızılağaç mekiinden bir yere iskan olmuşlardır. Kısa zamanda aile adedi çoğalmıştır. Halkımız tarafından Kızılköy örenleri diye anılmaktadır. Evlerin taş duvarlarının yıkıntıları halen mevcuttur. Kızılağaç adı: kerestelik sert bir ağaçtır.

 

 

SELEKTÖR

 

        Vilayetimiz Ziraat Müdürlüğü 1944 yılında tohum temizleme ve ilaçlama selektörü vermiştir. Ortalama her yıl 5000  ton civarında tohum temizlenip ilaçlanmaktadır. Eskiden ilkbaharda çiftçi aileleri tarlalarındaki yabani otları kadın erkek günlerce yabani ot  yolmaya devam ederlerdi. Tecrübeli yaşlı çiftçilerin mahalle odalarında ve köşe başlarında şöyle bir konuşma geçerdi: “ Yabani otlar tanrıların öz evladıdır, ekin ise yoz evladıdır.  Öz evladını yok etmeyince toprak ana yoz evladını beslemeye mecbur değildir” derlerdi. Son zamanlarda yabani ot ilaçları çıktı. Zirai Mücadele Müdürlüğü bazı önder çiftçilerin tarlalarındaki ekinleri mühendisleri nezareti altında ekipmanları ile b,ir kaç yıl ilaçlama yaptılar. Sonraları iyi netice alındığını gören çiftçiler toplu ilaçlama yapma müracaatında bulundular. Zirai Mücadele Müdürlüğü yeteri kadar bedelsiz ot İlacı vermiştir. 8-10 Traktör ve tankerler ile çiftçilerin tarlaları ilaçlanmıştır. Böylelikle ot ilacı da çiftçilerimiz tarafından benimsenmiştir.

 

GÖNEN’LİM

 

Kore’den çıkma Gazileri ile

Başardığı büyük işleri ile

Bizlere ulaştırdığı temiz eliyle

Benim çalışkan Gönen’lim

 

Yaz gelince orağı tırpanı

Sular tarlasındaki pancarı

Hazırlar yazdan kışlığını

Benim çalışkan Gönen’lim

 

 

 

Bahçesinde yaz kış demeden çalışan

Birbirinin elinden tutuşan

Yoksulların yardımına koşan

Benim çalışkan Gönen’lim

 

Her işe emek katan

Ürünlerini itina  ile satan

Çiftçilik ve hayvancılık ile  uğraşan

Benim çalışkan  Gönen’lim.

 

                                           Ozan ÖZDEMİR(Yıl 1992 İlkokul 5.Sınıf Öğrencisi)

 

 

HALKEVİ  AÇILIŞI

 

        1934 Yılında açılmıştır. Bazı illerin yayınladıkları dergiler gelirdi. Gençler boş vakitlerini burada  değerlendirirlerdi. 1938 yılında radyo alınarak iç ve dış dünya haberleri  dinlenilmeye başlandı. Bazı yaşlılar radyonun arkasındaki konuşanı görmeye gelirlerdi.  İlkokulu bitiren gençler aralarında temsiller tertip ederlerdi. Kasabamızda oynadıkları temsilleri Isparta ve Keçiborlu halkevlerinde  oynamışlardır. Oynadıkları temsiller arasında; Zafer Yıldızlar, Mavi Yıldırımlar, Kanun Adamı ve Yanlış Yol gibi temsillerdir.   Gönen genişlerinin bu başarılı çalışmaları mahalli basında yazıldığından Halkevleri denem merkezinden Gönen Halkevi adına iki takım kayak gönderilmiştir. Kar yağdığı zamanlarda gençler  kayak kaymasını da öğrenmişlerdir.

 

        Halkevlerinde temsil, müzik, okuma, yazma, şiir, spor, meyvecilik, dikim, bakim ve aşılama kolları var idi. ilkokulu bitirip okumaya gidemeyen gençler burada becerilerini arttırmaya çalışırlardı. Gönen’de sünnet olacak bir grup çocuk, Isparta Halkevi’nin bando takımı Halkevi’ne davet edilerek Gönen’de bayram havası yaşanarak sünnetler yaptırılmıştır. Diğer taraftan devlet hastanesinin doktorlarından Dr.Reşat Ayan ve Fahri Bodur Halkevine davet edilerek kasabamızdaki hastalar geceli gündüzlü tam bir gün muayeneler yapılmış reçeteleri ve bazı ilaçlar parasız verilmiştir.

 

 

 

KÖYLERİMİZ ve EĞİTMENLER KANUNU

 

       Yurt çapında öğretmen yokluğu vardı. Büyük Atatürk’ün işaretleri ile İnönü’nün gayretleri ve Maarif Vekili Saffet Arıkan’ın incelemeleri sonucu memlekette yepyeni bir ruh ve hayati yokluklardan emsalsiz heyecanın kudretine olan ve yakışan gayretler ve himmetler isterdi. Asrın her türlü medeni icabatı içinde dünya milletleri arasında aleyhimize bir fark yaratmamak için önümüzdeki asırların silmeye ve bir ömür içinde üç beş batun yaşamaya mecburuz. Büyük Millet Meclisinden 24.06.1937 de çıkan 3238 sayılı Köy Eğitmenler Kanunu asırların memlekette tesis edemediği medeniyet halinin ilk vasfı olan ilk terbiye ile ilkokuma işini birkaç yılın içinde ülkenin köylerinde gerçekleştirmek için 15 Nisan 1939 yılında Gönen’de tam teşkilatlı yatılı bir okul açıldı. Askerden çavuş olarak dönen 100 kişi, imtihanla alınıp 7 ay öğretmenlerinden kurs görerek imtihanı kazananlar, aylık 10 lira maaşla öğretmensiz köylere gönderildiler. Bu eğitmenler her  15 günde bir cumartesiyi pazara  bağlayan gece köyün bahçesinde ufak temsiller Halk Türküleri ve köylülerin zeybek oyunları ile işten yorgun dönen halkımızın yorgunluklarını giderirlerdi. Fıkralar anlatırlar, kahramanlık şiirleri ile gecenin geç saatlerine kadar devam ederlerdi. Mezuniyet töreninde bir eğitmenin okuduğu şiir :

 

Sende görüldü Türklüğün sesi

Gördüğün görgü köylü görgüsü

Söylediğin türkü köyün türküsü

Gönen’de kuruldu şimdi Köy Enstitüsü

 

Köye doğrudur her nurlu yolun

Beraber işler kafanla kolun

Mucize doludur sağın, solun

Bekliyor köyümde senin okulun

 

Türk’e yakışır geliş gidişin

El ele verirdi erkeğin dişin

Birer örnektir her işin

Bir köy demektir bir kişin

 

 

 

 

Yoktur ışığı yıllarca sönen

Yorulmaz senin anan baban övünen

Senin adındır dillerde dönen

Kardeş kardeşe yaşadık ey Gönen

Yedik içtik helal et Gönen

                                                                        Eğitmen ATASOY

 

 

KÖY ENSTİTÜSÜNÜN AÇILIŞI(1939)

 

        Reisicumhur İsmet İnönü’nün gayreti ile memlekette yepyeni bir ruh hayatı yaratarak yokluklardan kurtulmak için 40 bin köyün çocuklarını irfan seline karışabilmesi ve susadıkları kültürü öğrenmeleri için Isparta-Burdur havalisinde bir Köy Enstitüsü açılarak fakir köylü çocuklarının okutulması için harekete geçilmiştir. Bu okulun açılması için Kılıç Köyü, İslam Köyü ve Eskiyere Köyü aday olmuşlardır. Gönen’in tek partili devri Bucak başkanı Hasan Hüseyin Yalçınkaya, Muhtar Mehmet Ali Gönen’di. Köyün hayır işlerinde çalışan İbrahim Tekeli, Süleyman Toksöz olmak üzere dört kişilik heyet Isparta’ya gelmiş olan İsmail Hakkı Tonguç, Emin Soysal heyetini buldular. Adı geçen köyleri gezip inceledikten sonra bir de Gönen’de inceleme yapmalarını arzu ederler.

 

        Beraberce Gönen’e gelerek içme suyunu görmek isterler. Subaşı mevkiine giderek suya bakarlar. Su başında çadırda yaşayan doksan yaşındaki Ayşe Atay Nine’nin çadırına bakarlar. Nine’nin hazırladığı ayrandan içerler. Ayşe Nine birer (kilden) tas daha ayran doldurur. ”İçin oğullar için bu suyun ayranı hiç dokunmaz” der. Birer tas daha içerler. Bu arada  Ayşe Nine tek şişle çorap örmektedir. Emin Soysal, Nine’ye sorar: “ Hem doksan yaşındayım diyorsun hem de tek şişle çorap örüyorsun gözlerin nasıl görüyor” Ayşe Nine der:  “ Ah evlatlarım, ah yavrularım; çocukluğumdan beri bu güne kadar bu dağlarda keçi güderim daima bu sudan içerim. Siz baş değirmenin yanına geldiğinizde elli dönüm uzaklıktan gördüm. Bekçiler keçi kapatıp ceza kesecekler diye korkmuştum. Siz ise bekçi değil başıbozuk insanlar imişsiniz ( Aşiret olan çobanlar devlet memurlarına başıbozuk tabiri kullanırlar) “Şoo gördüğünüz manastır çamlığının temiz havasını teneffüs ederim, ciğerlerim açılıyor bu suyun bu havanın kokusundan dinç yaşıyorum. Allah’a şükür hiç şikayetim yoktur. Şu keçenin üzerine oturun, size yemek hazırlayayım”der. Zahmet etme diyerek elini öpüp ayrılırlar. İki kilometre kadar yayan yürüdükten sonra Akyokuş denen yere geldiklerinde, karşı çamlığa bir yağmur çilentisi olur, cıvıl, cıvıl esen rüzgarın getirdiği çam kokularını derin nefes alarak ciğerlerini doldururlar.”Oh be Allah’ım yeryüzünün cenneti buralar” derler. Gönen Ovasını, Burdur Ovasını ve Isparta ovasını kuşbakışı seyrederler. Bu üç kişilik heyet köy heyetinden ayrılarak bu köye okulun açılmasını tabiat emrediyor, biz ne yapabiliriz diyerek oracıkta kararlarını verirler. İmkanlar elverirse de şu çamlığa bir hastane yapabilsek de bölgenin hastaları bu havayı teneffüs etse diye ilave ederler. (Yazan Tevfik Tığlı Ün Dergisi Sayı 130, sayfa 1806)

 

        Köy ilköğretim davasını kökünden halletmek ve köy sanatlarını edinmiş bilgili, yapıcı ve  kuşatıcı unsurlarla bu toplulukları donatmak ve kalkındırmak gibi esaslı bir fikrin devletçe ele alınması mahiyetinde kendisini gösteren ve yurdumuz genişliğinde heyecanlı yankılar yapan 3803 sayılı Köy Enstitüleri  kanunu ile Isparta’mızda bir Köy Enstitüsü kurulması kararlaştırılmıştır. Bu karar Isparta köylerine duyulunca Enstitüyü kazanmak arzusuyla köyler arasında bir kıpırdama başladı. Bu kıpırdanış son planlara göre yapılmış bir okul binası, pansiyonu, bahçesi, suyu ve işlemeye elverişli yapıları ve yerleri olan İslamköyü’nü ve aynı vasıfta bulunan Kılıç. Eskiyere ve Gönen köylerini rekabete kadar götürdü. Bu arzunun gerçekleşmesi için köy heyetleri vilayete akın etmeye başlamışlardır. Maarif Müdürlüğüne ve partiye baş vuruyorlar ve kurulacak Enstitü için gereken yardımı esirgemeyeceklerini söz veriyorlardı. Köylerde öğretmenlik yapan arkadaşlarında kamçılayıcı rolleri bu hareket ve faaliyette hissedilir derecede idi. Esas olarak bu dört köyün üzerinde tesislerin gerektirdiği yer çevre yollar ve sular vilayet merkezine olan bağlılık ve münasebetler gerçekten iyi bir inceleme konusu olarak ele alınmış  ve nihayet maarif vekilliği İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un da Isparta’ya gelerek ilgili idareciler ile yaptığı tetkikler sonucunda enstitünün Gönen Köyünde kurulması uygun görülmüştür.

 

      Bu ekip Gönen’e gelerek hazırlıklarını tamamladıktan sonra ihtiyar heyetini ve halkın coşkun tezahüratları altında uğurlanmışlardır. Zamanın milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e görüşlerini rapor halinde bildirmişlerdir. Bakan Gönen’e gelerek ihtiyar Heyetini ve Köy Halkını muhtarlık binası önündeki havuzlu bahçeye toplatmışlardır. Hoş sohbetten sonra Gönen’liler köyünüze bir KÖY ENSTITÜSÜ OKULU açmak istiyoruz. Siz razı olur musunuz? Bu okulda köy çocuklarından başka okullara gidememiş fakir çocuklar 5 sene okuyup öğretmen olacaklardır. Okulun açılması için 200 dönüm kadar arsanızın bedelini vererek alacağız. Araziniz daralacaktır. İçme ve sulama suyunuz azalacaktır. Sonunda pişman olursunuz denmeleri üzerine okulun yerleşeceği yer yetmezse daha kendi arazinizden de bedava yer vereceğiz diye isimlerini yazdırmaya başlamışlardır. 10-15 dekar arazinin mevkileri ile birlikte orada tespit ettirmişlerdir. On sene sonra bir kanunla ovadaki bedelsiz verilen araziler sahiplerine geri verilmişlerdir. Okulunuz yapılıncaya kadar  bina ihtiyacı vardı. Kendi yaptığımız ilkokulu veriyoruz. Çocukların yatıp kalkması için de Ulu Camiyi veriyoruz. Kararı alınınca Sayın Bakanı Halkımız topluca köyün giriş yerindeki meydanlığa kadar uğurlamışlardır.

 

       YERLEŞİŞ  ve İŞE BAŞLAYIŞ

      

        1939 yılından beri esasen eğitmen kursu faaliyeti olan ve tamirdeki köyün Büyücek ilkokulu ile Ulu Camiden ve hemen yapılan üç barakadan faydalanılarak 1940 yılının Temmuz ayında Enstitü resmen işe başlamış bulundu. Eğitmenler ve kurs Müdürü Tahir Erdem zamanında meydana gelen bu tesisler Enstitünün ilk müdürü olan Kepirtepe’den köy enstitüsü müdür muavinliğinden terfi eden gelen Sayın Ömer Uzgi tarafından teslim alındı. 1941 Temmuzunda Enstitü kendisine bağlamış bulunan Denizli, Burdur ve Isparta köylerinden 15 kız 77  erkek olmak üzere 92 öğrenci kaydetmiştir. Aynı yılın kasım ayında alınan 16 kız ve 148 erkek öğrenci ve yine 1941-1942 öğretim yılında alınan 14 kız ve 206 erkek ile sayısı 476 ya çıkmıştır. Enstitüye alınan ilk öğrencilerden 154 arasında yapılan ankette öğrenci ailelerinin toprak durumlarını gösteren cetvel aşağıdadır.

 

                Aile Adedi                            Her ailenin                           Aile Nüfusu                          Miktar

                      21                                     10 Dönüm                                   8                                   51-60

                      72                                11-20 Dönüm                                5                                       61-70

                      21                                21-30 Dönüm                                6                                      71-80

                        4                                31-40 dönüm                             12                                            81       

 

öğrencilere tırpan biçmesi öğretilerek, kendi ekinlerine biçtikleri gibi asker ailelerinin ekinlerini de biçmişlerdir. Tarım öğretmenleri çeşitler ağaç aşılamalarını öğrencilere öğretmişlerdir. Halkevinde toplantı yaparak kasaba halkını da bağ ve bahçelerine giderek aşıcılığı öğretmişlerdir. Demircilik atölyesine de çiftçilerin saban ve pulluk demirlerini yaptılar Demircilik ve tornacılığı köye de aşıladılar. Kız öğrenciler atölyelerde tezgahlarda bez, kumaş, havlu dokudular. Kasaba halkımız kadınlarına da öğrettiler.

 

FAKİR BAYKURT GÖNEN’DE İDİ

               

       Bilinmeze gidişinden birkaç ay önce gelmişti. Gönen’e. Gönen onun için dönüm noktasıydı. O Gönen Köy Enstitüsü’ne geldiğinde ufacık bir çocuktu. Annesinin tezgahta dokuduğu yamalı şalvarı ayağına da çarığı vardı. Köyden getirdiği giysileri orada bırakıp Gönen’in tarihi hamamında yıkandılar.  Terzi, dikili elbise ve ayakkabı ile tanışması orada gerçekleşmiştir. İlk kez  okul müdürü Ömer Uzgil ve öğretmenleri ile yemek yeme şansını yakalamıştır. Öğrenci olarak, insan olarak kendisi de arkadaşlarına ne denli önem verildiğini orada kavramıştır. Okulda iken teorik bilgilerin yanında meslek bilgisi gibi uygulamalı tarım, marangozluk, demircilik, el sanatları öğrenmişlerdir. Kızlar biçki dikiş nakış ve çeşitli el sanatları öğrenmişlerdir. O yıllarda çok sayıda klasik, Türkçe’ye çevrilmiştir. Enstitülü öğrenciler dünyayı daha iyi tanıma şansını yakalayabilmişlerdir. Fakir okulun zengin kitaplığından yararlanma olanağı bulmuştur. Ve bir gün eğitimci sendikacı yazar olarak köylünün, halkın uyanıp bilinçlenmesi için savaş vermiş ününü dünyaya duyurmuştur. Onlarca öyküsü romanı o bilinmeze gitse de yaşayacaktır. “Köylünü halini köylü anlar”, Yıl 1945  “kış kışlığını puşt puştluğunu belli eder” derler ya kış da kışlığını belli etmiştir. 40 cm. kar yağmıştı. Gönen’e. Okulun ekmeği at arabası ile Isparta’dan Gönen’e gelirdi. Kardan tipiden üç gün araba gidemedi. Okulda ki 700 can ekmeksiz kalacak değil ya köyün muhtarı, büyükleri hemen harekete geçerler. Önce evdeki yufkalar, tandırda ekmek olur. Enstitülü çocuklara ulaştırılır. Çocuklar üç gün tandır ekmeği yer ama aç kalmazlar. Yine okulun son sınıf öğrencileri okulun bu günkü yönetim binasında ustalık, marangozluk, işçilik yaparak iş eğitmede ne denli başarılı olduklarını kanıtlarlar. Ayrıca okul müdürü Ömer Uzgil’nin Hanımı Seniha Hanım ve kız öğrenciler iş tulumu giyerek yapılmakta olan binaya tuğla taşırlar.

               

        Okulun kuzeyindeki Ot bitmez Akyokuş’ta çam ağaçları göğün maviliği ile kucaklaşmış  vişne bahçeleri,  üzüm bağları Enstitülü öğrencilerin alin terini boşuna akıtmadığını kanıtlamışdır. Kültür ve meslek bilgisi kadar iş eğitimi konusunda da yeterli olan Enstitülü öğretmen; görev için gittiği okuldaki akan çatı için Milli Eğitim Müdürlüğünde dilekçe yazmak yerine çantasındaki testereyi, malayı, keseri alarak akan çatıyı onarabilmişlerdir. Gönen’de yüzlerce binlerce öğretmen yetişmiştir. Siyasetçi, yazar, sanatçı  yönetici yetişmiştir. Gönen’in sorunları ile ilgilenecek birileri çıkmaktadır. Gönen’in temiz havasını solumuş, soğuk suyundan içmiş, eriğini elmasını üzümünü yemiş, bu genç insanlar; yaşları ilerlese de Gönen'i’ unutmamaktadırlar. Okul dün Köy Enstitüsü, öğretmen okulu, bu günde Anadolu Öğretmen Lisesi olarak hizmet vermektedir. Her yıl okulun tatile girdiği haftanın Pazar günü kuru fasulye günü olarak kutlanır. Yurdumuzun her köşesinden okula emeği geçmiş yönetici öğretmen ve okulun eski öğrenciler koşup gelirler. Program izlenir çamlar altında anılar tazelenir.

 

         Geçen yıl fakir de vardı, eski öğrenciler arasında. Belki bu yılda olacaktı. Kısmet değilmiş. Ecel aldı elimizden. Ama sevenleri onu unutmayacak. Geçen yıl Gönen’deki konuşmasında iki dileğinin olmasını söylemişti. Köydeki atasından kalma evini düzenleyerek, kütüphane haline getirerek tapusunu da Kültür Bakanlığına vermiş, oraya kadrolu bir görevli, istiyordu. İkincisi resim albümü içindeki Gönen Köy Enstitüsü levhasını arkasındaki kendi diktiği çamların bulunduğu cadde içindeki çocuk resminin televizyonda gösterilmesidir. Bu iki dileği de gerçekleşmiştir. İşte dostlar bu dünyadan bir Fakir de geçti. Ne Fakir unutulacak ne de Gönen.

 

BELEDİYE BAŞKANLARININ İSİMLERİ

 

         Bugünkü Gönen’in geçmiş tüm Belediye Yönetimlerinin katkıları hizmetleri inkar edilemez. 1984 yılında yürürlüğe giren Yeni Belediyeler yasasının şehircilik sorunlarımızın üstesinden gelebilecek imkanları sağlaması ile kısa zamanda imar harekatına hız verilmiştir.

 

        Gönen 01.03.1948 yılında yeniden Belediyelik olmuştur.

 

1-      Zühdü BAŞARAN                                                   1948-1951   3 yıl

2-      İbrahim TEKELİ                                                     1951-1952   1 yıl

3-      Sadık ÇAKMAKÇI                                                 1952-1955    3 yıl

4-      Mustafa BİLGİN                                                     1955-1956    1 yıl

5-      Mehmet GÜMRAL                                                  1956-1960    4 yıl

6-      Ali GÜRÇAY                                                             1960-1960    2 ay

7-      Şefik KOZAN(Astb)                                                1960-1960    1 ay

8-      Ahmet DEMİREL                                                    1960-1961    1yıl

9-      Hacı KÜÇÜKKARACA(Öğr)                                1961-1961    1 ay

10-   Fuat ARTUN(Ens.Müd)                                          1961-1961    3 ay

11-   Mustafa ÇAĞLAYAN(Memur)                            1961-1962    1 yıl

12-   Hüsnü AKAY(Ort.Md.)                                           1962-1963    1 yıl

13-   Sadık ÇAKMAKÇI                                               1963-1968    5 yıl

14-   M.Zeki YALÇINKAYA                                          1968-1973     5 yıl

15-   Mehmet GÜMRAL                                                  1973-1974    1 yıl

16-   Hüseyin UĞUR                                                       1974-1974    2 ay

17-   Mehmet TEKELİ                                                   1974-1977    3 yıl

18-   Hüseyin UĞUR                                                         1977-1977    4 ay

19-   Sadık ÇAKMAKÇI                                                 1977-1980    3 yıl

20-   Kerim CÖMERT(Memur)                                      1980-1980    3 ay

21-   Mehmet ÖZGÜN(Em.Memur)                              1981-1983    2 yıl

22-   Nuri AKSOY (Em.Bşç)                                            1983-1984    1 yıl

 23- İbrahim ÇELİK                                                         1984-Görevi devam ediyor.

 

         1970 yılında hemşehrimiz o zaman Başbakan olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Gönen’imizi ziyaret etmişlerdir. O zaman kasaba olan ilçemiz halkının dileklerini dinledikten sonra; “ size bir müjdem var. Sizi kuru ziraatten sulu ziraate geçireceğiz” diye söz vermişlerdir. Gece geç saatte halkımız tarafından uğurlanmışlardır.

 

 

BELEDİYE HİZMETLERİ

 

       Fenni içme su tesisatımız 1951 de yapılmıştır. Sonraları su kafi gelmediğinden 1976 yılında ikinci su tesisatı iki depo su ile yeniden yapılmıştır.

Şehir planı, 1977 yılında yapılmıştır. İkinci plan da genişletilerek 1980 yılında değiştirilmiştir. Gönen’in tapu Kadastro işleri 1953 yılında başlamıştır. Yıl 1991 26 Nisan günü Isparta ili Gönen ilçesi Yunus Emre ve Saadettin Efendi Türbesi Koruma ve Yaşatma Derneği kurulmuştur.

 

Derneğin kurucuları şunlardır:

 

1-                 Ramazan ÖZDEMİR                                Çiftçi

2-                 Mehmet ÖZGÜN                                          Emekli Memur

3-                 Hasan EKİCİ                                                             Emekli İmam

4-                 Remzi ERÇETİN                                          Muhtar ve Bakkal

5-                 Süleyman ÖZGÜL                                        Emekli İmam

6-                 M.Kemal TÜRK                                           Eczacı

7-                 Rıza TOKSÖZ                                               Emekli Bakkal

8-                 Mehmet GÜNEŞ                                           Muhtar ve Bakkal

9-                 Ali ELCİM                                                     Emekli Memur

10-               Mustafa ALAN                                             Emekli Elektrikçi

 

Diğer yapılan Hizmetler:

      1-Eski İbtidai Mezarlıklar kafi gelmeyince 15 dekar daha yer istimlak edilerek çevresi beton duvarlarla ve tel örgülerle muhafaza altına alınıp içleri parsel parsel bölünüp araları yaya yolları ile bölünmüştür. Ayrıca mezar başlarına sedir fidanları dikilerek ihtiyaç görülen yerlere çeşmeler konuldu. Mezar taşları tamir edildi: Çevremizde örnek bir mezar haline getirildi.

      2-Daha evvelce yapılmış olan soğuk hava deposu iptidai olduğu için son sistem soğuk hava deposu ihtiyaç olduğundan Isparta Özel İdare Müdürlüğü ile Belediyemiz ortaklaşa 4000 ton kapasitesi olan soğuk hava deposu yapılmıştır. Elma müstahsillerimizin elmalarını altı ay gibi bir zaman muhafaza altına alınmıştır. Zamanın valisi Sayın Ertuğrul DOKUZOĞLU’nun yardım ve katkıları ile 1991 yılında hizmete alınmıştır.

       3- Öğretmen okulunun ilçemiz içerisindeki kullandığı hazine arazileri Belediyemizce alınıp Pazar mahallesi Mezarlığı ile birleştirilip tesviye edildi. Hakim bir yere hastane yapılması için dernek kurulmuş olup yardımlar devam etmektedir. Bir miktar demir alınmış Reis-i Cumhurumuz  Sayın Süleyman DEMİREL tarafından temeli atılmış ödeneğin gelmesi beklenilmektedir. Adı geçen bu yerlere Adliye Lojmanları, Öğretmen evi, 200 kişilik öğrenci yurdu, Halk Eğitim Merkezi, İlçe Kütüphanesi, Milli Eğitim Müdürlüğü, Kapalı Pazar yeri parselleri ayrılmış, kredileri beklenilmektedir.

       4- Kasabamızın ilçe olabilmesi için çalışmalar olumlu olunca Belediyenin çalıştığı bina kafi gelmediğinden yeniden hizmet binası kısa zamanda yapılmış ve taşınılmıştır. Belediyenin boşalttığı bina, öğretmen evi olarak kullanılmaktadır. Yeni binanın bodrum katında hamam zemin katında fırın ve Ziraat bankası şubeleri bulunmaktadır. Üst katta Belediyemiz, Kaymakamlık gibi resmi kuruluşlar bulunmaktadır.

       5- Bu binada hizmetçi kafi gelmeyince yeniden 1000 metrekarelik yeniden Belediye hizmet binası yapılması için zamanın Valisi Sayın Ertuğrul DOKUZOĞLU temelini atmış ve kısa bir zaman içerisinde bitirilmiştir. Bodrum katında kapalı bir garaj üst kısımlarında dükkanlar, lokanta, lokal, düğün salonu, otel ve lojmanlar ile pek çok işler görmektedir.

      6- Postanemiz: Belediyemiz ve halkımızın yardımları ile binası yapılarak açılış törenine zamanın Başbakanı sayın merhum Turgut Özal gelerek kurdelayı kesip, ilk konuşmayı Amerika ile yapmışlardır. Telefon tam otomatik olup, 1000 aboneliktir.

      7- Spor Sahası: Gençlerimizi kahve köşelerinden çekebilmek için yeteri kadar arazi istimlak edilerek futbol, voleybol gibi oyunların oynanması için saha temin edilmiştir. 19 Mayıs törenleri bu sahada yapılmaktadır.

      8- Dinlenme Yerleri: Yunus Emre, Tarla Pınarı gibi dinlenme yerleri Gönen’in kuzeyinde 2 km. yakınındaki Mehmet Dede denilen tepe tesviye edilmiş içme suyu alınmıştır. Burası öyle bir hakim yerdir ki, mevcut iki göletin karşısında ilçemiz Burdur ve Isparta Ovaları kuşbakışı , güzel bir manzara ile seyredilmektedir. Bu alan ağaçlandırılıp gölgeli bir saha olması amaçlanmaktadır.

      9- Kooperatifler: İlçemiz Ispartada 10 yıllık ilçe olmasına rağmen, güzel mevkilerde kooperatif evleri yapılmaktadır. Başta bahçe şehir kooperatifi 1134 ortaklı konutun 100 konutu bitme aşamasındadır. Köşk Kooperatifi 19 ortaklı olup kaba inşaat olarak tamamlanmıştır. Gölet Kooperatifi 54 ortaklı  olup bu yıl ortaklara dağıtılmıştır. Ayrıca şahısların yapmış olduğu 50 haneli konutlar bitmiştir. Diğer yandan Belediyenin gecekondu önleme bölgesinde ayırmış olduğu parselleri de hızla bitmektedir.

 

       Yıl 1992 ilçenin batısındaki Kızıldere çayının taşkın korunması için duvarları yapılarak tehlikeler önlenmiştir. İlçenin zaruri olan caddeleri 5 km. asfaltlandırılmıştır. Elektrik direkleri demir direk iken tamamı beton direk ile değiştirilmiştir. İlçe ile demiryolu arasındaki 5 km.lik yol ışıklandırılmıştır.

 

TARLAPINARI

 

       Gönen ve Gönen Ovasının kuzeybatısındaki Demirli tepesinin tatlı meyilli yamacında çamların arasında yanık, yanık sesiyle cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek tabiatı süsleyen seslerin arasında serin serin esen poyrazın tabiat kokuları ile beslenen tenha bir yerdir. Sıcaklardan bunalanlar yorgunluklarını gidermek için tenha serin bir yer arayanlar ancak böyle bir yeri tercih ederler. Ufak ufak bölünmüş aile yerleri ve buralarda fırınlar ocaklar ve havuzlar arasında yukarıda bahsi geçen raporun berrak suyu her parselde çeşmeler arasında çimenlerin içersisinde çeşit çeşit süs gülleri ile süslenmiştir.  Paket taşlarla döşenmiş yerler merdivenler göze çarpıyor. Sıcaklardan bunalanlarla serin yerler arayanlar, bu ormanlık her gün dolup taşmaktadır. Belediye yolu asfaltlamış elektrik temin edilmiştir. Alt yapılar tamamlanmış olup bir otel yapımı için hazırlıklar yapılmaktadır.

 

        Gönen 1944 yılında İç İşleri Bakanlığınca örnek köy seçilerek köy muhtarı Süleyman Toksöz Ankara’ya çağırılarak köylü vatandaşların köy salma paralarının az da olsa hafifletmek için 20.000. Lira para verilmiştir. Gönen’de bu para  ile neler yapılacağı toplantılar yapılarak I.grup Değirmenderesi’ne gölet yapılması tezinde bulunmuşlardır. Diğer grup da  köy ortak malı olarak iki traktör alınması için teklifte bulunmuştur. III. Grup ise iki katlı bir muhtarlık binasının yapılmasını teklif etmişlerdir. Aynı gün bina yapılması kararı alınmıştır. Adı geçen para bankada 24.000 lira olmuştur. 1947 yılında bina yapımına başlanmış 1948 yılında Belediyelik olunca Belediye hizmet binası olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

 

        Toprak Su Kooperatif Başkanı Durmuş Pektaş ve Belediye Başkanı İbrahim Çelik’in çalışmaları ile Gönen Ovasında derin kuyu adedi 30’a ulaşmıştır. Hepsine de elektrik verilip beton kanallarla hizmete başlanmıştır. Eğirdir Gölünden gelen su Gönen Ovasını 10/1 parçasını sulamakta iken yeniden ikinci bir kanal yapılarak Gümüşgün ve Keçiborlu  Ovalarının sulanması için hazırlıklar tamamlandı. 1999 yılında Reisi Cumhurumuz Sayın Süleyman Demirel Harmanören köyü ile Eğirdir Köyü arasında 4760 metre uzunluğundaki yere 3.50 metre çapındaki tünelin kazılmasına başlanmıştır. 60 bin dönüm  Gönen Ovasının çok yamaçları hariç diğer yerlerin sulu ziraate geçmesi için kişin suyu boşa akan Kızıldere Çay yatağına 27 metre yükseklikte gergi yapilarak 600 bin metreküp su toplayacak gölete başlanmiş olup 2000 yili sezonuna hazir hale getirilmiştir.

 

        Çay Bağı çayının Kızılcık mevkisine 37 metre yükseklikte doldu yapılarak 1.440 milyon metreküp su toplayacak gölet 2000 yılında hazır hale getirilecektir. Kavak Deresi göleti 32 metre yükseklikte dolgu yapılarak 1.650 milyon metreküp su toplayacaktır. Bu iki göletin yarısı tamamlanmış olup 2000 yılında hizmete açılacaktır. Su duruma göre 2000 yılında Gönen Ovası tamamen sulu ziraate dönüşmüş olacaktır. Bir taraftan Eğirdir suyunun gelmesi diğer taraftan 4 adet göletin suları ve diğer taraftan da 30 adet derin kuyu suları ile sulu ziraate geçilmesi için Gönen’lilerin bu üstün başarıları çevrelerce kıskanılır hale gelmiştir.

 

       10- Gönen’i Gönen yapan  İlkokul: Halkımızın imece suretiyle yapılan okul kapı pencereleri yapılacağında Gönen’e Köy Enstitüsü açılması zamanında bu genişçe okulun hazır olması işe yarayacağından hemen Özel İdare Müdürlüğü tarafından eksikleri tamamlanarak Enstitü öğrenciler burada ders görmeye başladılar. Diğer taraftan yeni, yeni binalarını lojmanlarını yaparak yerlerine taşınmışlardır. Bu bina boşalınca ilkokul olarak kullanılır gibi ilçe giriş yolları  dar olduğundan öğrencilerin anayola çıkma mecburiyeti olduğu ve binaların 60 yaşına girdiği ve yıprandığı için yıkılıp bahçesi ile birlikte eski parka ilave edilerek merkezi bir yerde genişçe bir park meydana getirilmiştir.

 

       11- Cami dernekleri: İlçemiz merkezinde 6 adet camimiz bulunmaktadır. Bunlar: Alacamescit Camii, Kasap Camii, Ulu Camii, Musalla Camii, Pazar Camii ve Yeni Camiidir. Bu camiiler eski yıllarda halkımızın katkılarıyla o zamanın imkanları ve şartları gereği yapılmışlardır. Ancak daha sonraki yıllarda bu camilerden Kasap, Musalla, Alacamescit, Pazar Camileri yıkılarak yerlerine daha yeni ve modern Camiler inşa edilmiştir. Bu camilerin her birinin cami yaptırma dernekleri vardır. İlçe Belediyemizin katkıları dernek başkan ve üyelerinin gayretleri çalışmaları ve her şeyden önemlisi hayırsever halkımızın katkıları bu güzel işler başarılmıştır. En son olarak 1997 yılında yıkılarak yeniden inşa çalışmalarına başlanmıştır. Dernek Başkanı Ramazan GÜMRAL ve üyeler H.Ali EKİCİ, M.Ali KOÇAK, Selahattin ULUÇAY, Abdullah GÜRCAN, Durmuş OZAN ile İmam Hatipler A.Rıza ÖZGÜL ve Ali  TOFUR’un  gayretli çalışmaları sonucunda 2001 yılında ibadete açılması planlanmaktadır.

 

GÖNEN YAYLASINDA KÖMÜR YATAĞI

 

      Yaylamızın Sarıçay mevkiinde çobanlar tarafından görülen kömür yatağı bazı kimseler tarafından araştırılmaktadır. Bir kişi günde 40-50 kg temin etmektedir. Isı kalorisi çok yüksektir. Bir ara bazı şahıslar traktörle sondaj için çalışmışlardır. Kayalık, taşlık olduğundan netice alamamışlardır.

 

        Gönen Belediye Reisi Mehmet Tekeli ile Uluborlu Belediyesi işbirliği yaparak greyderlerle  Belediye arasında motorlu vasıtaların ve çobanlarımızın gidip gelmelerini sağlamak için 1975 yılında yaylaya yol yapılmıştır.

 

BEZENME OCAKLARI

   

         Kasap Mahallesinde Erenler Sülalesinde bir ocaktır. Musalla Mahallesinde Oymaklar evinde de bir ocak vardır. Çevreden gelenler  çoktur.

 

TEKKE ve ADAK IRAVASA YERLERİ

 

        Kekeme çocukların dillerinin açılması için eskiden Etire Köyündeki meşhur kuyuya üç hafta, Cuma ve Çarşamba günleri çocuklar götürülüp 7 defa kuyuya “dilim aç “diye seslendirilmiş. Bu kuyu kaybolduğundan Değirmenderesindeki pınara götürmektedirler.(Böcüzade’nin Isparta Tarihi Sayfa 115’den alınmıştır.)

 

BULAŞIK YIKAMA TOPRAGI

 

       Eskiden Gönen’in bir mahallesi olan( Kızıl Mahallesi) şimdiki Kızılcık Köyü Yay Deresi diye adlandırılan deredeki topraklar her çeşit yağlı kapları yıkamaya çok elverişlidir. Bir deterjan gibi bulaşıklarda halkımız kullanmaktadır. İlerde bu toprak tahlil edilerek kullanılabilir hale getirilmesi için etüde ihtiyaç vardır.

 

 

NASİHAT

 

Eğer herkes itidalini kaybedip seni itham ettiği zaman sen soğukkanlılığını koruyabiliyorsan

Eğer herkes, senden şüphelendiği halde onların bu şüphesini müsammaha ile karşılayabiliyorsan

Eğer bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan

Yahut iftiraya uğrar da iftira ile mukabelede bulunmazsan

Yahut zorbalığa dayanır ve sen de zorbalık etmezsen

Ve aynı zamanda ne çok uysal olup ne de çok bilgiç konuşmazsan

Eğer düşünebildiğin halde düşüncelerinin kölesi olmazsan

Eğer felaket ve saadetle yüzleşebilir ve bu iki sahtekarı aynı surette karşılayabilirsen

Eğer hayatını verdiğin şeylerin yıkılışını seyredip ve eğilip kırık aletlerle onu tekrar kurabilirsen

Eğer bütün kazançlarını bir hamlede şansın kucağına atıp kurban edebilir ve sonra yeni baştan başlayabilirsen

Ve kaybından ötürü hiçbir şikayette bulunmazsan

Eğer iş işten geçtikten sonra kalbini asabını ve vücudunu tekrar tam faaliyetle çalıştırabilip amacına ulaşmayaçalışabilirsen

Yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğinden kaybetmezsen

Ve sana mukavemet et diyen iradenden başka hiçbir şeyin kalmadığı zaman dişini sıkmasını bilirsen

Eğer kötü kimselerle konuştuğun halde erdemlerini koruyabilirsen

Eğer ne sevdiğin dostların ne düşmanların sözleri seni incitmezse

Eğer herkesi sayabilir fakat kimseye fazla bağlanmamayı bilirsen

Eğer her dakikanın her saniyesini doldurabilirsen

İşte o zaman dünya içindeki her şeyde senindir, hatta fazla ...

SEN O ZAMAN BİR ADAMSIN OĞLUM.

Eğer torunlarının, alnı açık, refah içerisinde yaşamlarını istersen, helal kazanç bırakmaya çalış

 

ÖĞÜT VERİCİ SÖZLER

 

- Ana Babanın evlada bıraktığı en güzel miras edep ve terbiyedir.

- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

- Akıllı ile taş taşımak ahmak ile helva yemekten iyidir.

- Anlamazsa bin öğüt söyleyen neye yarar. Bu öğüt sana aksi sada gibi gelir. Kendin üzülürsün. Kararmış kalplere iyi şeyler öğretmek  çok zordur. Çünkü iyi şeyleri öğrenmek onların işine gelmez.

 

- Bazı kimseler bir diploma sahibi olmuş olabilirler ve kendilerini muvaffak olmuş zannedebilirler. Fakat hayatta asıl muvaffak olanlar daima bilgisini arttıranlar, bildiklerini tatbik edip, tatbikatta başarı kazananlardır. Diploma sahibi oldum diye kendini beğenen, kibirli kimseler, denizde eline bir tahta parçası geçirmiş yüzme bilmeyen kimseler benzerler. Bir devleti veya daireyi iyi yönetmek için sabırla çok dinlemeli az söylemelidir.

- Cenaze gibi halkın sırtına binmek isteyenler vardır. Eğer dikkat etmezseniz kendini size de sırtınızda taşıtır., fark edemezsiniz.

- Dost sanma şanlı vaktinde yanında yatanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutan.

- Dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kullan kendini göreyim seni.

- Değirmen damı zindandır, döndüğünden bilinmez, insan kısmı şeytandır güldüğünden bilinmez.

- Dinlemesini bilenler, ülkeleri fethetmesini bilenlerden daha hayırlıdır.

- Eğri bakandan doğru iş istenmez. Çünkü eğri cetvelden doğru iş çıkmaz.

- En sevimsiz faaliyet başkasının pisliğini temizlemektir.

- Ehli ile eyle kelam, cahile söz mü yeter. Kerameti kimden beklersin çalıdan gül mü biter.

- Günün adamı olma, hakikatin adamı ol. Gün değişir ama hakikat değişmez.

- Her hastalığın ilacı vardır, fakat kötü ahlakın ilacı yoktur.

- Hayvanın dişine, insanın işine bakarlar.

- Halının tozu tükenir, delinin pozu tükenmez.

- İlimden silah yap, doğrulukta yardımcı al.

- İnsanı üç şey yaşatır: Halka faydalı olan ilmi, ahlaklı yetiştirdiği evladı hayırla yad edilen eserleri ve yetiştirdiği talebeleri.

- İnsanın hayatında zor olan iki şey vardır. Bunlardan iyi bir isim yapmak, ikincisi de bunu koruyabilmektir.

- İnsanların en büyüğü, en yüksek mevkide iken tevazu gösterendir.

- İlim, akrabalar tarafından yağma edilmeyen, hırsızlar tarafından çalınmayan, ve başkalarıyla paylaşılınca eksilmeyen yegane servettir.

- İki şey akıl hafifliğini gösterir: Söylenecek yerde susmak, susulacak yerde söylemek.

- Kulağına gelen bir dedikodu üzerine Mimar Sinan: “Sultan Ahmet Camiini yıkmak için iki kişi yeter ama, bir Sultan Ahmet Camii yapmak için, Sultan Ahmet ile Mimar Sinan gerek” demiş. Kişilerin değeri bilinmedi  mi, o kişileri kötülemek çok kolaydır. İş yapmak için O işi başaracak kişileri bulmak ise çok zordur.

- Kalkacağın yere oturma, bilmediğin işe karışma, arkasını getirmeyeceğin lakırtıyı konuşma.

- Konfiçyus demiş ki : Ya rabbi, bana hayatımda kitap dolu bir ev, çiçek dolu bir bahçe ver yeter.

- Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Bu arada basit bir şeyi unuttuk. Kardeş olarak yaşamay        

   Kurbağayı mevkiye oturtmuşlar yine çamura sıçramış.

   Memleket, akıllı ve iyi niyetli kimselerden istifade eder ve güzeli bulur. Din ise iyi niyetli amelli      alimlerle kemale erer.

   Ne sin iledir, ne sal iledir, ne mal iledir, beyim ululuk kemal iledir.

- Sana senden her ne olursa başımın selamet bulur dilim durursa.

- Tilkiye tavuk güder misin demişler, yahu beni güldürmeyin demiş

- Üç şeyin sonu yoktur; 1- Bulutun gölgesi 2- Edepsizin sohbeti 3- Yalancının dalkavuğu

- Yüzü güzele kırk günde doyulur ama, huyu güzele bir ömür doyulmaz.

- Zeki adam kitaptan bir hayat hissesi ve hayattan bir kitap hissesi alır.

- Hz.Ali’ye sormuşlar “Gökten daha ağır ne var?” Cevap vermiş “Temiz ve namuslu  kimseye iftira etmek” Gene sormuşlar: Taştan daha sert ne var?  Cevap vermiş:” Münafığın kalbi” Gene sormuşlar:” Zehirden acı ne var?”  Cevap vermiş “Sabretmek”

 

BİLMECELERDEN BİR DEMET

 

Ağzı açık alamet

İçi kızılca kıyamet

Taş girer kuru çıkar

Bismillahirrahmanirrahim Salli ala Muhammed

Cevap:Fırın

İki kulak bir yolak

Cevap:Tutacak

Fır ,fır uçar ak saçar

Cevap:Değirmen

İlim, ilim ilmesi, ilme kadın düğmesi, bilebilen bilmeli, bilmeyen yedi şehir veresi

Cevap Halı

Kalede kalbur asılı içinde mercan basılı

Cevap:Nar

Çarşıdan aldım bir tane, evde saydım bin tane

Cevap:Nar

Dağdan gelir, taştan gelir, yularsız aslan gelir

Cevap: Sel

Ufacık bir dükkanım var, dışı gön pazarı, altı un pazarı içi odun pazarı

Cevap:İğde

Kat kattır katmer değildir, kırmızıdır elma değildir.

Cevap:Soğan

Hemen yer, hemen yer, karnı doymaz, gider geri dönmez

Cevap: Soba ve Dumanı

Uzaklarda pişer, kokusu gözüme düşer.

Cevap:Mektup

Sıra, sıra söğütler, birbirini öğütler

Cevap:Diş

İki mezar dünyayı gezer.

Cevap: Ayakkabı

Uzundur kuyu, gümbürder suyu

Cevap: Silah(tüfek)

Ben giderim o gider, para, para iz eder

Cevap: Baston

Yol üzerinde kilitli sandık

Cevap Mezar

Yedi delikli tokmak bunu bilmeyen ahmak

Cevap:Baş

Buradan attım kılıcı, İstanbul’dan çıktı bir ucu

Cevap: Gökkuşağı

Dam ardına darı saçtım, sayamadan eve kaçtım

Cevap: Yıldızlar

Akşam yıkarım, sabah yaparım

Cevap:Yatak

 

MANİLER

 

Kar yağar saçaklara                          Mektup yazdım yaz idi                    Sarı kavun dileğim            

Savuru alçaklara                                Kalemim kiraz idi                              Aç koynuna gireyim

Anneler kız beslemiş                          Daha yazacak idim                           Üşüdükçe ört beni

Sığmıyor kucaklara                           Mürekkebim az idi                             Yar olduğunu bileyim

 

Camii kapısını açayım                     Bu camiyi ben yapsam                     Merdivenim kırk ayak 

Kır ata yonca biçeyim                      Penceresini ben taksam                   Kırkına vurdum dayak     

Koynunda on paran yok                  Dallasam budaklasam                   Yarim geliyor dediler

Çalımına pislik saçayım                  Gölgesine ben yatsam                       Ne elim tutar ne ayak

 

Ak üzümün salkımı                           İncili yazma başında                        Karşıda koyun kuzu

Benim yarim saklımı                        Kalem oynar kaşında                       Kıvrım kıvrım boynuzu

Bırakın yarimi                                    Ben nişanlanacağım                         Mala tamah etmeyin

Kaçıracağım aklımı                          Bu ayın on beşinde                            Dengine verin kızı

 

Leblebi koydum tasa                          Ak üzüm parmak gibi                   Sarı kavun dileyim

Doldurdum basa basa                         Gölgesi çardak gibi                           Koynuna gireyim

Benim yarim güzel ama                     Yar ile yatması                               Üşüdükçe ört beni

Azıcık boydan kısa                              Bal ile kaymak gibi                         Yar olduğunu bileyim

 

İndim kuyu dibine                                Gönenin kızları                                Merdivenim kırk ayak

Baktım suyun rengine                          Baygın baygın gözleri                    Kırgına vurdum dayak

Anneler kız besliyor                              Gözlerine bakarken                        Yarin geliyo dediler

Vermiyor dengi dengine                    Kaybettim öküzleri                           Ne elim tutar ne ayak       

 

Karşıda koyun kuzu                             Portakalın dilimi                            Dut ağacı burulu

Kıvrım kıvrım boynuzu                       Ne yaptın benim gülümü              Su dibinde kurulu

Mala tamah etmeyin                            Gülüm ile konuşan                         Eller yarim dedikçe

Dengine verin kızı                                  Gözüne alsın ölümü                      Benim boynum burulu

 

Badılcanı haşladım,                               Keten gömleğim sekiz kat            Başına sarmış duman

Doldurmaya başladım                           Dördünü giy dördünü sat             Çektiğin çile yaman

Yarin geliyo dediler                                 Benden başka yar seversen  Gençlik bulunmaz nimet

Oynamaya başladım                             Kalkmaz yatarlara yat                  Ele geçmez her zaman

 

Al giydim alsın diye                                 Dut ağacı dut verir                       Dağa yağan kar imiş         

Mor giydim görsün diye                          Yaprağını kıt verir                       Gün vurunca erimiş

İsteyenlere varmadım,                            Oğlan büyük kız küçük              Otuz iki meyveden

Sevdiğim alsın diye                                  Sarıldıkça tat verir                       Daha tatlı yar imiş

 

ŞEKERPANCARI

                              

       1953 Yılında Burdur ve Isparta havalisinde kurulacak Şeker Fabrikasına Gönen’den de 120 ortak paylarını yatırıp ortak olmuşlardır. Pancar Ziraati, sürüm, ekim ve tarıma fazla ihtiyaç olduğundan çiftçilerimiz daha bilinçli sürüm, ekim hazırlık yapmaya başlamışlardır .Dört- beş yıl Baladız’a teslim yerine götüren çiftçilerimiz zorluklarla karşılaştıklarından Kırıkçayır İstasyonu’na bir kantar açılması için müracaatta bulunmuşlardır. Bu istek uygun görülmüş, Gönen İstasyonu’na 1976 yılında  pancar tartı ve teslim yeri açılmıştır.

 

       İlçenin eski harman yeri olan Sülüklü Mevkindeki yer spor sahası olarak tahsis edilip açılmış ise de bu yer ufak geldiğinden yeniden ihtiyaca kafi gelecek şekilde yeni soğuk hava deposu kuzeyinde spor sahası açılmıştır.

 

 

ÇEVREMİZDE SÖYLENEN ve BİLİNEN ATASÖZLERİMİZ

 

-  Avuç ambar tüketir, azıcık aşım kaygısız başım

- Aç tavuk kendisini buğday ambarında görür

- Aç ayı oynamaz

- Aç kurt yavrusunu yer

- Ağacı sevdiren aşı, kişiyi sevdiren işi

- Ağaç yetiştiren evlat yetiştiren gibidir

- Ağaç hem ziynetimiz, hem de nimetimizdir

- Elle gelen düğün bayramdır

- El ile tavşan avına gidilmez

- El oğlu yumurtaya kulp takar

- Elden gelen öğün olmaz gelse de vaktinde gelmez

- Elin ağzı kesen, torban değil ki çekip büzesin

- Elin çoğundan kendi azın daha iyidir

- Elin ağzına bakan hanımını tez boşar

- Elin tavuğu ele kaz gibi görünür

-Ele verir talkını kendisi yutar salkımı

-Eğreti ata binen  tez iner

-Erken doğan kuzuya erilmez

-Erken kalkan işine geç kalkan boşuna

-Evdeki hesap çarşıya uymaz

-Sakla samanı gelir zamanı

- Saman parası ile yaptırdım ben bu han ile hamamı

- Beylik çeşmeden su içme

- Öküzüne hoh de, gelinine meh de

- İşten artmaz, dişten artar

- Her gördüğünü alan gelin  üstü donsuz kalan gelin

- Ne verirsen elin ile o da gider senin ile

- Kıvrak atın nalı tez sökülür

- Zengin arabasını dağdan aşırır fakir düz yolda şaşırır

- Ne ekersen onu biçersin

- Pazardaki ciğere soğan doğranmaz,

-Paran varsa el alem kulun, paran yoksa Midyat’tan geçer yolun

-Yılanı kendi elinle öldür

-Para isteme benden buz gibi soğurum senden

-Pişmiş aşa su katma

-Sağ elin verdiğini sol el görmesin

-Maşa varken elini yakma

-Sivilceyi kurcalama yara edersin

- Dumanlı yıl samanlı yıl

- Ayağını yorganına göre uzat

 

SELANİKTEN GELEN SOYDAŞLARIMIZ

 

      Gönen kazasının köyleri bir ara kuraklıktan susuzluktan tifo veba gibi hastalıklardan dolayı dağılmıştır. Buralar Isparta’daki Rum’ların çiftliği haline gelmiştir. Isparta’daki Rum’ların üç ailesi  Gönen’de bulunmakta idiler. Bu ailelerin isimleri MİNE- HRISTO-MORALI adlarındaki kişilerdir. Gönen’de çiftlik kurmuşlardır. Mine’nin mandaları bir Gönen’inin mısır tarlasına zarar vermişlerdir. Köylü keşif kaldırır. Ağaya para cezası verilir. Mine para ile cezalandırılmayı onuruna yediremez. Elindeki Edirne Camisinin resimli duvar halısını muhtarlığa hediye edip cezasının affedilmesini ister. Halının dört köşesinde yirmi para cezası vardır. Gönen Belediyelik olunca Belediye Başkanı salonuna takılır. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması gereğince adı geçen Rumlar kendi memleketleri olan Yunanistan’a giderken Gönen halkını toplayıp sizlerden ayrılıyoruz diye ağlaya ağaya gitmişlerdir. Selanik’ten gelen 27 hane soydaşımız evleri yapılarak Musalla Mahallesine yerleştirilmişlerdir. Yukarıda adı geçen Rumların arazilerinin bir kısmı da soydaşlarımıza verilmiştir.

 

 

 

 

PANSİYONLU İLKOKULUN AÇILMASI

 

       Isparta çevresinde üç sınıflı tek öğretmenli köy okullarının durumlarına yeni bir düzen vermeyi hele yıllardan beri okulsuz kalan bir çok köylülerimizin okul ihtiyaçlarını karşılamaya karar veren Isparta Maarif Dairesi köy bölgelerine tam öğretmenli pansiyonlu okullar açmaya başlayınca bir tedbir olarak kabul etmişlerdir. 1934-1935 ders yılı başında ilk deneme kur’a durumuna göre nispeten elverişli olan Isparta merkezine bağlı olan Gönen’de açıldı. Bu açılan okula çevreden İğdecik, Baladız, Bozanönü, Kılıçköyü, Geresin, Fandas, Senirce ve Kuleönü okullarının ikinci devre talebeleri bağlandı. Bu okulda 6 öğretmen, 3 hademe, 64 yatılı,  206 gündüzlü talebe ile öğretime başlanmıştır. Buradaki alınan sonuçlara göre ertesi yıllarda Kılıç Köyü, İslamköyü, Gökdere, Nudra ve Gelendost’ta da açılarak bu okulların sayısı altıya çıkarılmıştır.

 

BÜYÜK YANGIN

 

       1927 Yılında merkezi bir mahalle olan Kasap Mahallesi Camisinde akşamüstü bir yangın meydana gelmiştir. Yangından devrilen ahşap minare çevresindeki evlere sirayet etmiştir. 10 kadar ev tamamen yanmıştır.

 

MİNARENİN DEVRİLİŞİ                             

 

       1936 yılında kış mevsimi çok şiddetli  olmuştur. Ekilmiş tohumların yarısı toprak üzerine çıkmıştır. Ocak ayı ortalarında şiddetli esen kuzey rüzgarları Alaca Mescit Mahallesi Camisinin ahşap minaresini devirmiştir. Bir tesadüf eseri evin çatısı yıkılmamış ve can kaybı olmamıştır. Ev sahibinin kendisi usta olduğundan (Mustafa Toksöz) hemen evinin tamirini tamamlamıştır

 

         Halkımız kıtlıklar ardı ardına geldiğinden ve ulaşım olmadığından sıkıntıya düşmemek için tamamen ziraate bağlamıştır. Açlık korkusu başta geldiğinden okuyup devlet memuru olmaya önem vermemişlerdir.

 

HİLMİ EFENDİ

 

      Cami Mahallesinde olup daha ilkokulda iken sesinin güzel  olmasından dolayı İstanbul’a götürülmüştür. Mahmut Paşa Medresesinde okumuştur. Trakya Bölgesindeki illerde uzun zaman vaizlik yapmıştır. Yaşı ilerlediğinde Gönen’e gelerek Ulu Cami yapılmasına önderlik etmiştir.

 

HACI HASAN EFENDİ

 

       Mehmet Ali Efendi’nin oğludur. Konya Darülmuallime’de okuyup Gönen’e gelmiştir. Eski yazı hocalık yapmıştır. Harf devriminden sonra öğretmenlik yapmıştır. Bir ara çevre kasabalarda görev yaptıktan sonra Gönen’e gelerek Gönen’de de öğretmenlik yapmıştır. Emekliliğinde dört çocuğunu okutup devlet memuru yetiştirmiştir. Avukat Tahsin Argun’da Hasan Efendi’nin  çocuğudur.

 

İSMAİL EFENDİ

 

        Uluborlu Medresesi’nde okumuştur. Bütün gücünü Arapça eserlerin tercümesi üzerinde harcamıştır. Gönen’in merkezi camisinde kırk sene kadar vaizlik yapmıştır. 85 yaşında vefat etmiştir. Damadı Bahattin Gönentürk Devlet İstatistik Enstitüsü Müdür Yardımcılığında çalışmıştır. Oğulları Burhan Ayhan ve Kayhan Gönentürk Ankara’da Gönen adına Özel Ana okul, İlkokul ve Ortaokul açarak   kendileri bu okulda öğretmenlik müdürlük idarecilik yapmışlardır. Şimdiki Öğretmen Lisesi okulumuz 1940 yılında Köy Enstitüsü olarak açılmıştır. 1956 yılında İlk Öğretmen Okulu olarak adi değiştirildi.

   

       1974 yılında Öğretmen Lisesi olarak değiştirildi. 1990 yılında Anadolu Öğretmen Lisesi olarak değiştirildi. İlk açılış zamanlarımda öğrenci adedi 990 üstüne çıkmış iken şimdi 38 öğretmen 415 erkek öğrenci 37 kız öğrenci olmak üzere 452 öğrenci öğretim görmektedir. 1984 yılında okulun derslik, yatakhane ve mutfak binaları kalorifer ile ısıtılmaya başlanmıştır. 15 yıl kadrolu doktor çalışmış,  sağlık işlerine bir ara askerde sıhhiye çavuşu olan İbrahim Tekeli bakmıştır. Son zamanlarda okulun sağlık işleri ile sağlık memuru Yaşar İpek görevlidir. 18 yıldır görev yapmaktadır.

 

ENSTİTÜDE veÖĞRETMEN LİSESİNDE GÖREV YAPAN MÜDÜRLER

 

Ömer ÖZGİL                                       1940-1947                           7 yıl

Ahmet Zekai Yörüker                       1948-1949                          1 yıl

Ahmet Ünal                                         1949-1952                           3 yıl

Remzi Akifoğlu                                  1952-1957                           5 yıl

Necati Eriç                                           1957-1960                           3 yıl

Fuat Artun                                           1960-1961                           1 yıl

Mehmet Yetenç                                1961-1964                             3 yıl

Mehmet Kahvecioğlu                       1964-1973                           9 yıl

Ekrem İğci                                           1973-1975                           2 yıl

Hilmi Mutlu                                         1975-1976                           1 yıl

Mehmet Bozkurt                                              1976-1978                             2 yıl

Aydın Taşkelle                                  1978-1980                             2 yıl

Ali Yücedağ                                         1980-1985                           5 yıl

Bekir Mavi                                          1985-

 

BU OKULUN AÇILIŞINDA İLK GÖREV YAPANLARIN İSİMLERİ

 

Eğitmen kurs Müdürü                       Tahir Erdem

Okul Müdürü                                      Ömer Uzgil

Eğitim Şefi                                           Şerif Tekben

Grup Şefi                                              Şevket Bey

Grup Şefi                                              Şükrü Bey

Ziraat Şefi                                            Mustafa Yaygıran

Kültür Öğretmenleri Raub, Kadir, Cemal Tosun, Selçuk, Nuri, Remzi Beyler, Burhan Katlandur, Hüseyin İkiz Tevfik Tığlı,

Ziraat Öğretmenleri Osman Gürman, Tevfik Senirkentli

Hesap Memuru                   Mehmet Eti

Ambar Memuru                  Kenan Süzen

İşçilik Durumu Demircilik Atölyesi, Marangoz Atölyesi, Dokuma Atölyesi, Dikiş Atölyesi

 

TARIM İŞLERİ

 

Tarım işleri için 360 dönümlük arazide buğday, arpa, mısır, fasulye, kavun, karpuz, vs. yetiştirilir.

 

OKULUN GÖNEN’E HİZMETLERİ

 

      Yarım kalmış olan ilkokul ve Ulu Caminin yapım işleri, pencere ve kapıları tamamlanmıştır. Çalılık olanlar çam ağaçları ile yeşertilmiş  okul sahasının adı Akyokuş iken Yeşil Yokuş haline  getirilmiştir.

 

      1942 yılında dizel elektrik motoru ile kasabanın  ana caddeleri aydınlatılmıştır. Köy evlerinde kirada oturan öğretmenlerin evlerine elektrik verilebilmiştir.  Elektrikli un değirmeni alınarak kasaba halkının un ve hayvan yemleri temin edilmiştir.

 

II.CUMHURBAŞKANI İSMET İNÖNܒNÜN GÖNEN’İ ZİYARETLERİ

 

      27.nisan 1943 günü Gönen Köy Enstitüsü ve Gönen halkı görülmedik bir bayram havası yaşamışlardır. Gönen’in giriş yeri olan Sülüklü Çeşmesinde arabasından inen İnönü halkın arasında yay olarak  Gönen’lilerle konuşa konuşa Pazar yerine kadar yürümüştür. Öğrenciler İstiklal Marşı söylemiştir. Karşılanmalarından sonra okullarda tetkikte bulunmuştur. Sınıflara girerek verilen dersleri dinleyip öğrencilere sorular sormuşlardır. Eğitmen olacak olanlara bazı parçalar okutmuştur. Sıra ile atölyeler gezilmiştir. Demircilik, marangozculuk atölyelerinde grup grup çalışan öğrencileri çalışır halde incelemişlerdir. Dokuma atölyelerinde kız öğrencileri topluca bez havlu ve çarşaf işleyen kişilerin köy yaşayışına ve köylünün kazancına yapacağı tesirleri aramışlardır.  Köylü imece suretiyle yaptıkları ilkokulun kime ait olduğunu Enstitünün müdürüne sormuştur. Müdür de “Gönen’liler imece suretiyle yapmışlar, bize verdiler, halen bizim üzerimizde görülüyor” demesi üzerine bu okulun derhal Gönen halkına geri verilmesini istemişlerdir. Gönen Köy Enstitüsü talebeleri ve Gönen halkının coşkun tezahüratları altında uğurlanmışlardır.

 

      1944 yılında pamuk ve ipekböceği ile de uğraşılmış ise de bu yıllarda havaların iyi gitmediğinden iyi bir  netice alınamamıştır. Arıcılık ve iyi cins süt sığırı, boğalar, tavukçuluk devam etmektedir.  Tuğla ocağı yapılarak öğrenciler tuğla pişirmesini ve kireç ocaklarında kireç yakmasını öğrenmişlerdir. Son sınıf öğrencileri kendi yaptıkları tuğla ve kireçler ile idare binasını yapmışlardır. Ovadaki 14 dönümlük araziye elma fidanı dikerek elmacılık teşvik edilmiştir. Öğrencilerin ilk mezun olup öğretmen olarak Anadolu’muza dağılırken yapılan törenden bir iki parça alıntı yapıyorum:

 

 

Enstitü kuruldu yeşil Gönen’de

Beş yıl barındık güzel sinende

Çıkıyoruz bizler, işte en önde

Arkadaşlar sizden ayrılıyoruz.

 

Çalıp oynayalım, gülüp coşalım

Biz bu gün, siz yarın köye koşalım

Hepimiz köy için dağları aşalım

Arkadaşlar sizden ayrılıyoruz,

 

Gideceğiz köye yuva kuracağız

Derdi arayıp derman bulacağız

Köy uğruna kurban olacağız

Ayrılıp gidiyoruz köylere köylere

64 Numaralı öğrenci Ahmet Altınkaya

 

 

Kurulmuş yıkılmaz sağlam temeller

Köye bağlanmış bütün emeller

Uzatın elleri kavuşun eller

Arkadaşlar bu gün sizden ayrılıyoruz

58 Numaralı öğrenci Hasan Öztürk

 

 

Beş yıldır yedik içtik çalıştık

Küçükten her zorluğa alıştık 

Bugün köylere doğru yol açtık

Hoşça kalın arkadaşlar  kardeşler

 

63 Numaralı öğrenci Veli Karaca

 

 

MEYVECİLİK

 

     Zamanın İlimiz Ziraat Müdürü Sayın Hüsnü Işık 20 kadar  önder çiftçiyi Eğirdir’deki elma bahçelerine götürüp gezdirdi.  Bu arada Gönen Okulunun yetiştirdiği elma bahçesinin meyvesi de satılmaya başlanınca kısa bir zamanda 10 bin dönüme yakın elma bahçeleri tahsis edildi. 1986 yılında 700 ton civarında elma gönderildi. Belediye’nin Soğuk Hava Deposuna da konulan 700 ton civarında elma ilkbaharda ihraç edilmiştir.

 

      İlimiz Ziraat Müdürü sayın Hüsnü Işık’ın daireleri adına bir biçer- döver alarak kuru ziraat yapan köylülerin ekinlerini akaryakıt karşılığında yağmur ve dolu afetlerinden zarara uğratmadan zamanında biçilmesini sağlamışlardır. İlk zamanlarda başaklar dökülüyor,  ve tane dökülüyor diyerek rağbet gösterilmemiştir. Zamanla tüm çiftçiler tarafından benimsenerek mahsullerini biçtirmişlerdir. Bazı çiftçilerimiz gruplaşarak iki tane biçer-döver almışlardır. Makineli ziraate böylece geçilmiştir. Diğer taraftan bazı önder çiftçilerimize bedelsiz gübre verilerek yol kenarında demetrasyon  uygulaması yapmışlardır. Böylelikle gübrelenmiş yerlerin  ekinleri farklı olunca çiftçilerimiz para ile gübre almaya başlamışlardır.

 

 

GÖNEN’DE OLUP YÜKSEK TAHSİL YAPANLAR

 

Hafız Mehmet Gönen                       Binbaşı                

Reşat Çakmakçı                              Binbaşı

Prof.Dr.Lütfü Çakmakçı                SDÜ Rektörü

Turan Tekeli                                        Tarım Bakanlığında Müfettiş

Cengiz Tekin                                       Prof.Dr.

Hamdi   Öğüş                                      Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

Mehmet Argun                                   Çocuk Cerrahı

Mustafa Toksöz                               Binbaşı

Vedat Özgün                                       Genel Kurmay Başkanlığı Emir Subayı

Cengiz Özgün                                      Yüzbaşı

Osman Toptaş                                    Albay

Hamdi Balcı                                       Amerika Üniversitesinde

Bekir Çağlayan                                SDÜ Öğrenci İşleri Daire Başkanı

Selçuk Arın                                          Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi

Muzaffer Başaran                             Elbistan Termik Sant.Montaj Md.

Arife Başaran                                     Kimya Mühendisi

Gülsüm Başaran                               Kimya Mühendisi

Yusuf Başaran                                   Atatürk Üniversitesi Işletme Fakültesi Mezunu

Dç.Nurhan Gümral                           SDÜ Öğrt. Üyesi

Zehra Çetinkaya                                ODTÜ Öğretim Üyesi

Cengiz Alageyik                  İlahiyatçı

Abbas Gürsoy                                     İlahiyatçı

Nazire Yıldırım                                   Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

Ahmet Bağcı                                       Kimya Mühendisi Bolvadin Alkolit Fabrikası

İlker Arım                                            Siyasal Bil.Fak.Müfettişi

Vedat Kaya                                        Trakya Üniversitesi

 

 

GÖNEN’Lİ ÖĞRETMENLERİMİZ


 

1-    Ali Yakın

2-    M.Zeki Kaya

3-    Mehmet Ali Aykol

4-    Saadettin Özlük

5-    Fatma Zehra Argun

6-    Hasan İşbilir

7-    İbrahim Sakarya

8-    Muharrem Sevinç

9-    Zülfikar Arın

10-  Ramazan İnce

11-  Osman Uluçay

12-  Ahmet Metin

13-  Hüseyin Eken

14-  Vesile Gürçay

15-  Emin Apa

16-  İbrahim Öztop

17-  Necati Akkaya

18-  Abdullah Öztop

19-  Kamil İçöz

20-  Ali Yüce

21-  Zehra Çetinkaya

22-  Güleş Çankaya

23-  İbrahim Kaya

24-  Zeki Bulut

25-  Hüseyin Kaya

26-  Abdullah Yalçınkaya

27-  Ramazan Kaya

28-  Gülser Gönendi

29-  Gülsüm Kaya

30-  Zehra Mutluay

31-  Hatice Kaya

32-  Hacer Ün

33-  Emin Yiğit(Müfettiş)

34-  Ali Telli

35-  Aysun Sarı

36-  Arif Ercan

37-  Halil Karakaya

38-  Güven Caner

39-  Halil Başaran

40-  Şükriye Yalçınkaya

41-  Mehmet Köse

42-  Emine Gönendi

43-  Salih Toksöz

44-  Şevkiye Akyol

45-  Nuri Biçer

46-  Etem Akyüz

47-  Hesna Bağcı

48-  Veysel Kuşçu

49-  İbrahim Ün

50-  Mehmet Kuşçu

51-  Ahmet Ayçin

52-  Muzaffer Tonguç

53-  Ahmet yalçınkaya

54-  Halime Çelikkaya

55-  Lütfiye Gürçay

56-  Mehmet Demirci

57-  Gülderen Tekin

58-  Havvali Doğan

59-  Ahmet Arın

60-  M.Ali Akyol

61-  İbrahim Güngör

62-  Kamil Z.Gönendi

63-  Hüseyin Kuşçu

64-  Semiha Arın

65-  Gönen Esmer

66-  Hüseyin Gümral

67-  Abdullah Akyol

68-  Mehmet Gümral

69-  Selçuk Kadıoğlu

70-  İbrahim Gümral

71-  Kadir Özdel

72-  Ömer Gümral

73-  Faruk Erdemir

74-  İsmail Ün

75-  Murtaza Ün

76-  Ahmet Gürsoy

77-  Alime Uğur

78-  Mehmet Kum

79-  Hasan Altan

80-  Şerife Gökbudak

81-  Erol Ün

82-  Mehmet Gezgin

83-  Rıza Ün

84-  Hüseyin Uluçınar

85-  Salih Çabuk

86-  Fatma Özgün

87-  Ayşe Ürün

88-  Kamile Yüce

89-  Şevket Mut

90-  Nuri Gönendi

91-  Ali Ekber Kutlu

92-  M.Ali Gönendi

93-  Pakize Özgül

94-  Halil Şen

95-  Veysel Özsu

96-  Mehmet Öztop

97-  Mustafa Özsu

98-  Güler Argun,

99-  Hasan Çelik

100-       Zehra Argun

101-       Vesile Kaya

102-       Gönül Argun

103-       Mehmet  Yurteri

104-       Veli Ekici

105-       Musa Okyar

106-       Ali Çankaya

107-       Şükrü Okyar

108-       Münevver Çakmakçı

109-       Yusuf Şengül

110-       Selahattin Ökmen

111-       Halil Toptaş

112-       Saffet Ökmen

113-       Azime Ökmen

114-       Hüseyin Yumak

115-       Fatime Ökmen

116-       İ.Ülgen Mühendis

117-       Yakup Eren

118-       Celal Ülgen

119-       Adile İlk

120-       Aydın Taşkelle

121-       Fadime İlk

122-       Osman Elcin

123-       Raşit Bütün

124-       Yusuf Özdemir

125-       Muzaffer Öz

126-       H.Hüseyin Özdemir

127-       Selahattin Öz

128-       Fatime Demirdal

129-       Ali Öz

130-       Mehmet Soylan

131-       Ayşe Uluçay

132-       Güldane Karademir

133-       Zeliha Erdal

134-       Faik Bağ

135-       Hamdi Balcı

136-       Sabiha Gönendi

137-       Nemika Yakın

138-       Alim Filiz

139-       Neziha Yakın

140-       Ali Uğur

141-       Muharrem Gezer

142-       Mustafa Uğur

143-       Nevzat Uluağaç

144-       Süleyman Esen

145-       Mehmet Gürcan

146-       Raziye Sevinç

147-       Arif Şanlı

148-       Süleyman Mut

149-       İbrahim Bilgin

150-       Seher Karakaya

151-       Abdullah Bilgin

152-       Münevver Akgün

153-       Tevhide Ökmen

154-       Fatime Çabuk

155-       Yusuf Başaran

156-       Mehmet Sarı

157-       Zeynel Ökmen

158-       Ahmet Gürsoy

159-       Zeliha Yalçınkaya

160-       Gülizar Gönendi

161-       İsmail Toprak

162-       Sevilay Günay

163-       Vesile Aktaş

164-       Meliha Köse

165-       Zeki Çelik

166-       Abdullah Tuncay

167-       Zihni Çevik

168-       Abdullah Çelebi

169-       Hasan Çelik

170-       Mehmet Yıldırım

171-       Suzan Tekeli

172-       Mustafa Yıldırım

173-       Ayşe Tekeli

174-       Ali Özkaranfil

175-       Hıdır Aygün

176-       Durmuş Özkaranfil

177-       Mustafa Özkan

178-       Pembe Kuyrukçu

179-       Oktay Özkan

180-       Şükrü Erçetin

181-       Şükran Özkan

182-       Hamdi Balcı

183-       Yaşar Çalış

184-       Mehmet Balcı

185-       İlyas Pala

186-       Mevlüt Çağlayan

187-       Minteha Yurdasan

188-       Şevket Uludağ

189-       Ayşe Biçer

190-       Fatime Koçkaya

191-       Saliha Biçer

192-       Ali Hız

193-       Şevkiye Akyol

194-       Halil İşgör

195-       Ayşe Akyol

196-       Osman İşgör

197-       Şengül Bulut

198-       Muzaffer Başaran

199-       Vesile Gürsoy

200-       Yakup Aydın

201-       Havva Gürsoy

202-       Hüsniye Güden

203-       Hatice İlk

204-       Vildan Tosun

205-       Muttalip akyol

206-       Halil Pala

207-       Raşike Aksu

208-       Oğuz Kuşçu

209-       Zeki Toksöz

210-       Orhan Aksoy

211-       Süleyman Toksöz

212-       Hilmi Kum

213-       Ali Çarkçı

214-       Osman Kesmen

215-       M.Ali Kutlu

216-       A.Raşit Gönendi

217-       Ahmet Aygül

218-       Münire Özdil

219-       İdris Kutlu

220-       Zehra Mutluay

221-       Fatime Toksöz

222-       Sedat Kaya

223-       Minteha Toksöz

224-       Ümit Topdal

225-       Fatime Filiz

226-       Veli Özgül

227-       Abdullah Özsu

228-       Levent Gezer

229-       Himmet Çaylı

230-       Selahattin Aysan

231-       Dudu Çaylı

232-       Nevzat Toprak

233-       Kasım Erdal

234-       Ahmet Savaş

235-       Tahsin Aydal

236-       Hasan Baddal

237-       Ramazan Ülgen

238-       Osman Özdemir

239-       Ömer Ali Gümral

240-       Mehmet Erdoğan

241-       Süleyman Taşkin

242-       Şengül Bulut

243-       Eyvaz Yıldırım

244-       Hidayet Özgün

245-       Kemal Baysal

246-       Emine Çabuk

247-       Muharrem Pektaş

248-       Atilla Tonguç

249-       Mehmet Uluçay

250-       Fatma Uluçay

251-       Şevkiye Elçim

252-       Mehmet Gökbudak

253-       Erkan Gürçay

254-       Semra Esmer

255-       Halil Yiğit

256-       Emine Özgün

257-       İnci Özgün

 

258-       Mehmet Tohur

259-       Ali Çankaya

260-       Kadriye Tonguç

261-       Şerife Uluçay

262-       Cengiz Elcim

263-       Ayşe Akyol

264-       Mehmet Balcı

265-       Nefise Kurutepe

266-       Adile Konaç

267-       Şevket Keskin

268-       Özgün Esen

269-       Şükrü Öztürk

270-       Özkan Kesmen

271-       Nermin Tekel

272-       Bolat Bulut

273-       Enver Demirdal

274-       Habib Pala


275-           İbrahim Evci

 

 

 

İLKOKULDAN SONRA OKUYUP HAFIZ OLANLAR


 

1- Hilmiefendi Özgül (Merhum)

2- İsmail Hoca Bilgin (Merhum)

3- Veli Hoca Haydar (Merhum)

4- İsmail Göğebakan (Merhum)

5- Şükrü Gökbudak (Merhum)

6- Hatıp Abdullah Bilgin (Merhum)

7- Hafız Mehmet Gönen (Merhum)

8- Kamil Gönendi (Merhum)

9- Ali Hafız Bilgin (Merhum)

10- Mehmet Çağlayan (Merhum)

11- Hafız Hüseyin Dal (Merhum)

12- Osman Dal (Merhum)

13- Süleyman Özgül (Merhum)

14- Tevfik Esendal (Merhum)

15- Hafız Mehmet Koçak

16- Kamil Gönendi

17- İsmail Gürçay

18- Madanoğlu Alihafız

19- Abdullahoğlu Zemra Hafız

20- Haliloğlu Abdullah Hafız

21- Kaylı Hafız Halil

22- H.Hafız Hüseyin(Katrancı Hoca)

23- Hafız Mehmet (Cülü Şükrü'nün Kayınpederi)

24- Hafız İsmail Kaya

25- İsmailoğlu Ahmet (Metin)

26- Ali Hafız( Kamil Gönendi'nin babası)

27- Hacı Hafız Hasan

28- Nazif Singin

29- Abdullah Bilgin

30- Ali Gürcan

31- İsmail Coşan

32- İsmail Özgül

33- Fevzi Tonguç

34- H.Ali Ekici

35- Nuri Doğan

36- Ahmi Öz

37- Ali Bilgin

38- Ali Özdeş

39- İsmail Öz


 

ESKİ USUL DİNİ TAHSİL GÖRENLER

 

1- Burhan Özgül                                 3- Tahir Dereli

2- Mehmet Alageyik (Merhum)                      4- Arif Şanlı

 

İMAM HATİP MEZUNLARI

 

1- Ali Rıza Özgül                Ulu Cami İmam Hatibi

2- Ali Tofur                                          Ulu Cami İmam Hatibi

3- Engin Öz                                          Kasap Cami İmam Hatibi

4- Ali Özdeş                                         Kasap Cami Müezzin Kayyumu

5- Hüseyin Akdaş                              Alacamescit Cami Müezzin Kayyumu

6- Ali Ekici                                           Musalla Cami İmam Hatibi

7- Ali Bilgin                                          Musalla Cami Müezzin Kayyumu

8- Osman Pala                                    Yeni Cami İmam Hatibi

9- İsmail Bilgin                                   Gönen Müftülük Memuru

10- Mustafa Bilgin                            Isparta Müftülük Memuru

11- Orhan Ekici                                  Şeyhler Köyü Cami İmam Hatibi/Sütçüler

12- Mustafa Akyüz                           Kimo'da çalışıyor

13- Mustafa Açık                               Emekli İmam Hatip

14- Mehmet Koçak                           Belediyede

15- Mete Elcim                                   Isparta Belediyesinde

16- Hüseyin Oymak                          İmam Hatip

17- Süleyman Gümral         

18- A.Kadir Dal                                 Müteahhit

 

 

MUZAFFER SARISÖZEN GÖNEN'DE

 

 

      1936 yıllarında Radyoevi görevlilerinden Muzaffer Sarısözen ile birlikte bir ekip Anadolu'muzdaki halk türkülerini plaklara alarak radyo programlarını zenginleştirmek için Gönen'e de gelmişlerdir. Saz çalıp türkü söyleyen Kadir Acar'ı  Eğirdir'e götürerek diğer sanatçılarla birlikte Isparta türkülerini plağa almışlardır. Kadir Acar'ın türküsünden iki parçası aşağıdadır. Halen ara sıra radyoda Isparta Türküleri diye söylenmektedir.

 

Evlerini önü mersin

Sular akar tersin tersin

Mevlam seni bana versin

Al hançeri vur bana ben öleyim

Kadınım kapunuzda ben kul olayım

 

Evlerinin önü susam

Su bulsam çevremi yusam

Açsam yüzünü baksam dursam

Al hançeri vur ben öleyim

Kadınım kapunuzda ben kul olayım

 

ANKARA'DA ISPARTA'LILAR GECESİ

               

      Yıl 1951 Gönen'in Cami Mahallesine bağlı Kınık Çiftliği Beylerinden Isparta Belediye Reisliği görevinde de bulunan Tevfik Kınık, Ankara'da  Isparta'lılar gecesi tertip etmiştir. Ankara'daki tüm Isparta'lıları toplayıp tanışmış ve Isparta yaşantılarını yaşatmışlardır. Bu geceye Isparta'nı Yakaören Köyünden Ali ve Mehmet Efe'ler zeybek oyunları oynadıklarından bu ekiple birlikte Gönen'den saz çalıp türkü söyleyen Mustafa Toptaş da katılmışlardır.

 

GÖNEN'DEKİ AİLE SÜLALELERİ

               

      Martılar, Bektaşlar, Dervişler, Çakırağalar, Katrancılar, Sırrılar, Çulhacılar, Çınarlar, Tekkeşinler,  Hekimler, Hatıplar, Kadılar, Karadayılar, Hacıhasanlar, Karacalar, Ibbılar.

 

GÖNEN'DE TÜTÜN DİKİM DENEMESİ

 

       Gönen,1958-1959 yıllarında gül tarımı için elverişlidir. Gülbirlik Kooperatifi İslamköy'e bir fabrika yaptırmıştı. Gül bahçelerinin çoğalması ile fabrika gülleri işleyemez duruma geldi. Güller heder olmaya başlayınca, gülcü çiftçiler yeni bir tarım kolu aramaya başladılar. O yıllarda kasabamıza gelen zamanın Milletvekili Sayın Lokman Başaran'a Gönen'de tütün dikilmesi için müracaatta bulunuldu. Bu ısrarlara karşılık 1963 yılında 10 dönümlük tütün dikim denemesi programa aldırıldı. Bucak ilçesi Tütün Bölge Şefi İhsan Bey Gönen'in arazilerinde inceleme yapmaya Gönen'e gelmişlerdir. Pınarcık ve Çalcı yolları mevkilerini incelediler. Süpürgelik Mevkisine gelindiğinde arabasını durdurdu. Oradaki bulunanlara "Ben  bu arazileri çok beğendim, kaliteli tütün yetişeceğine inanıyorum. İleride bir gün Gönen çiftçilerinin keseleri para ile dolduğunda o gün bu tütünün emrini verenlerin  büstünü dikmeye kalkacaklardır."  muhtelif yerlerden üçer dönümlük dikim yapıldı. İyi ve kaliteli tütün yetiştirildi. Satış işine gelince her nedense çiftçilerimiz zorlukla karşılaştılar. Durum böyle olunca ertesi yıllarda tütün dikiminden vazgeçildi.

 

HÜLYA KOÇYİĞİT GÖNEN'DE

 

       1972 yılında sinema sanatçılarından Hülya Koçyiğit Katırcıoğlu aşiretinin yaşantıları hakkında film çevirmek için Isparta'ya gelmişlerdir. Bu işe en uygun bir yer bulmak için çevrede incelemelerde bulunmuşlardır.  Temas ettiği kişiler, aradığı vasıfta en uygun yer olarak Gönen'i  tavsiyede bulunmuşlardır. Ekibi ile Gönen'e gelerek çevreyi beğenmişler Gönen'den 30 kadar kişiye görev vererek Akyokuş mevkilerinde ve Değirmen deresindeki ağaçların su başlarındaki bir kaç asırlık çınar ağaçlarının çayırlarında Gökçe Çiçek filmini hazırlamışlardır. Bir ay kadar Gönen'de kalarak bu arazilerde ve sularının çağlayarak aktığı derelerde  filmi tamamlamışlardır.

 

Gel bak bal dolu sarı daşa

Oturma çık arazide yaşa

Cennet misali Gönen'de

Çalış bolluk içinde yaşa

 

 

 

Derelerin vardır kumlar çakıllar

Buradadır Ahi Evren Balım Sultan yatırlar

Sıra sıra dizilmişlerdir ilk, orta, lise gibi okullar

Yaz kış demez akar dereler

Nereden baksan görünür minareler

 

Gündüz gece hiç boş durulmaz

Tezgahlarda işlenir nakışlar

Seyretsem ovasını düzünü

Çekeriz her mevsim nazını

 

Tınaz tepeye dayalıdır arkası

Kış gelince sırtımda beyaz  hırkası

Binlerce öğretmen yetiştiren

Gönen'de idi öğretmen fabrikası

 

6000 nüfuslu 5 mahalledir

Her mahallede vardır ibadethaneler

Seherde tatlı tatlı ötüşür kuşlar

Çeşit çeşit iç açıcı hoş ötüşler

 

Gönen'imin yönü güneye bakar.

Arılar çiçeklerden çalıp çırpar.

Vadi gibi bereketlidir yeşil ovası,

Her çeşit buluttan nem kapar.

 

Sıvalı kollarla çalışanların

Er geç güldürürsün yüzünü.

                                                               Ramazan ÖZDEMİR

 

 

 

GÖNEN’DE KOOPERATİFÇİLİK

 

      Tarım Kredi Kooperatifi 1931 yılında Gönen’in merkezinde 30 ortaklı 150’şer lira sermaye ile kurulmuştur. Çiftçilerin gerekli ihtiyaçlarını zamanında karşılaması neticesi bugün ortak sayısı 800’e ulaşmıştır. 1985 yılı sermayesi 7.442.000. TL.dir. Ortaklarına dağıttığı kredi ise 126.000.000 Tl.dir. Adı geçen yıl ortaklarının ihtiyacı olan mal satışından 83.000.000 liradır. 1 adet memur lojmanı 100 metrekarelik çalışma binası ile 500 tonluk mal kapasiteli deposu vardır.

 

Gül ve gülyağı, yağlı tohumlar Tarım Satış Kooperatifi Gönen’in merkezinde 23 Şubat 1954 tarihinde 50 ortakla kurulmuştur. Önceleri Kara Mustanoğulları, Martoğulları, köy tipi iptidai gül yağı imal ederken sonraları 7-8 yerde daha aynı tip gülyağı  çıkarmak için iptidai imbik kurulmuştur. Yıldan yıla gül çiceği çoğaldığından bu köy tipi yağlardan vazgeçilerek fabrikasyon yağ imal etmek için kooperatif kurulmuştur. 1984 yılı 481 ortaklı, 223 milyon sermayeli duruma gelmiştir. Aynı yıl 147 ton gül çiçeğini İslamköy’deki fabrikada yağa dönüştürerek çiçek bedellerini ortaklarına dağıtmışlardır. 1978 yılında ortaklarının ihtiyacı olan ticari gübreler, zirai ilaçlar, Tariş ve Marmarabirlik Tarım Satış Kooperatiflerinin ürettikleri mamulleri  zamanında ve ucuz vermek için büyük bir satış mağazası açılmış idi. Bir bina yapılarak bakkallarımıza toptan mal temin etmeyi düşünülürken, yönetim değişiklikleri ile bu işler takipsiz kalmıştır.

 

ÜRETİM-TÜKETİM-PAZARLAMA KOOPERATİFİ

 

        1976 yılında 70 ortakla kurulmuştur. Halkımızın günlük ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını dengede muhafaza etmek amacı ile kurulmuştur. Sermayesi az olduğundan yürütülememiştir. Bu kooperatif kapatılmayarak halen süt pazarlaması yapmaktadır. 1985 yılında ortak adeti 442 ye çıkmıştır. Aynı yıl iki yüz otuz ton inek sütü pazarlanmıştır.  1000 tonluk bir adet soğuk hava deposu yapılma teşebbüsüne geçilmiştir. 10 milyon Tl toplanarak binanı temeli su basamağına çıkarılmıştır. Kredi temin edilemediğinden bina yapılması durdurulmuş ve beklenmektedir.

 

 

 

KIRKÇAYIR’A İSTASYON

 

      1943 yılında Köy Enstitüsü müdürü Sayın Ömer UZGİL Gönen halkını toplayarak DDY’na müracaatta bulunmuşlardır. Dilekçe uygun görülerek Kırkçayır mevkisine bir tren istasyonu açılmıştır. 1980 yılına kadar hizmet görmüştür. 1961 yılında yolcu ve yük az olduğu için memurlar alınarak istasyon kapatılmıştır. Halen kapalı olan sadece pancar alım sezonunda hizmete açılmak da olup, Gönen, Senirce ve Bozanönü çiftçilerinin  pancarları bu istasyonda alınmaktadır.

 

GÖNEN’DE İKİNCİ BİR İLKOKUL AÇILMASI

 

       Gönen gelişmeye müsait bir yer olduğundan çevrelerden de gelenlerle nüfusu aralıksız artmakta olduğundan 1972 yılında Gönen halkının imece suretiyle yaptıkları Merkez İlkokulu ihtiyaca cevap veremez hale geldiğinden yeniden bir dernek kurarak yeri hazineden satın alınıp Öğretmen Okulu Müdürü Sayın Mehmet Kahvecioğlu ve baş yardımcısı Halil Erken’in yardımları ile bu okul dernek tarafından yapılıp hizmete açılmış ve Gazi ilkokulu olarak hizmete devam etmekte iken orta okulla birleştirilip 1989 yılında İlköğretim Okuluna dönüştürülmüştür.

 

 

OKULLARIMIZ

 

İlçemizde eğitim ve öğretim kurumu olarak;

 

                598 öğrenci ve 35 öğretmen kapasiteli Anadolu Öğretmen Lisesi, 43 öğrenci ve 9 öğretmen kapasiteli Gönen Lisesi  mevcut olup, kendilerine ait okul binasında eğitim ve öğretimlerine devam etmektedirler.

 

                İlçe merkezinde 1 adet ilköğretim okulu bulunmakta, 406 öğrenci ve 27 öğretmeni mevcuttur. Kızılcık Köyü ve İğdecik Köyü ilköğretim öğrencilerinin tamamı taşımalı eğitim kapsamında olup, Süleyman Demirel İlköğretim Okulunda taşımalı olarak eğitim ve öğretim görmektedirler.

 

                Bağlı birimlerinde ise; Güneykent Yunus Emre İlköğretim Okulunda 142 öğrenci, 13 öğretmen vardır. Gümüşgün Köyü İlköğretim Okulunda, 198 öğrenci ve 11 öğretmen mevcut olup, Koçtepe Köyünün ilköğretim öğrencilerinin tamamı ve Gölbaşı köyü II.kademedeki öğrencileri taşımalı eğitim kapsamında olduğundan, Gümüşgün Köyü İlköğretim Okulunda eğitim ve öğretimlerine devam etmektedirler. Gölbaşı Köyü İlköğretim Okulunda I.kademede 77 öğrenci ve 5 öğretmen mevcuttur. Senirce Köyü İlköğretim Okulu ı.ve ıı.kademe öğrencilerinin tamamı kendi bünyesinde eğitim ve öğretimine devam etmekte olup, 83 öğrenci  ve 10 öğretmen mevcuttur.

                İlçemiz, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü yeni hizmet binasına taşınmış olup, 1 müdür ve 5 kadrolu memur ve 4 usta öğretici ile hizmet vermektedir. İğne oyası, biçki-dikiş, makine nakışı, trikotaj, bilgisayar, halk oyunları, okuma-yazma  kursları verilmektedir. Ayrıca, kendilerine ait binaları onarım ve bakımı yapılmış olup, 1 müdür vekili ile hizmet veren bir öğretmen evi mevcuttur.

 

                26 EKİM 1984 tarihinde belediye ait bir binada hizmete açılmış olan, bir memur ve bir hizmetlinin görev yaptığı, 4814 kitap kapasiteli bir  İlçe Halk Kütüphanesi mevcuttur. İlçemizde okuma-yazma oranı %100 olup, her türlü günlük gazete okunabilmektedir. Ayrıca, 10.000 kitap kapasiteli Anadolu Öğretmen Lisesi ve 3000 kitap kapasiteli Süleyman Demirel İlköğretim Okulu bünyesinde kütüphaneleri mevcuttur.

 

EKONOMİK DURUM             :

 

                İlçemizin, gelir kaynaklarının başında tarım ve hayvancılık gelmektedir. Toplam işlenebilir tarım alanı 17.000 hektar, sulanabilir tarım alanı 2.612 hektar olup, halen inşaatına devam edilen Gönen Uludere, Uzundere, Kızılcık, Merkez kızıldere ve Kavak göletlerinin faaliyete geçmesi halinde sulanabilir tarım alanı 752 hektarlık artışla 3.364  hektar olacaktır. 14.388 hektarlık sulanamayan alanda ise 4.700 ton hububat ekimi yapılmaktadır. Elmacılık ve gülcülük zirai gelir kaynaklarının büyük bir kısmına sahip olup, yıllık 1.610 ton gül ve 6.522 ton elma üretimi yapılmaktadır. Ayrıca, kiraz, vişne, üzüm, ayva vb. meyveler yetiştirilerek, ilçe ekonomisine katkı sağlanmaktadır.

 

                İlçemizin içme suyu kaynakları  ihtiyacı karşılamaktadır. Tınaz Tepesi, Serikli ve Kocapınar önemli içme suyu kaynakları olup, Manastır ve Gezirlik takviye niteliğindedir. Sulama suyu kısmen yeterli olup, Döğer Çayı, kızıldere, Atabey sulama kanalları ve yer altı sondaj kuyuları, önemli sulama suyu kaynaklarıdır.

 

             Kaymakamlık, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfınca gerçekleştirilen projeler çerçevesinde, ilçe merkezi ve köylerindeki çiftçilere 1997-2000 yılları arasında 20 adet sera kurulmuş, 116 adet süt sığırı dağıtılmış, çiftçilerimizin kullanımına sunulmak üzere Tarım İlçe Müdürlüğümüzün denetimde Mısır Slaj Makinesi,  Mısır Mibzeri ve Selektör Makinesi alınmış olup,  Kaymakamlığımızca, finansman sıkıntısı olan çiftçilerimiz desteklenerek, ilçe ekonomisine büyük ölçüde fayda sağlanmıştır  

               

 

 

 

 

 

KİMO FABRİKASI

 

       İlçemizin Kırıkçayır mevkisindeki Devlet Demir Yollarının ve Karayollarının kenarındaki yerden Belediyeden satın alarak tekstil Fabrikası yapılmıştır. Pek çok zorluklardan sonra en sonunda Bölgemizde işsizlik sorununun azda olsa çözümlenmiştir. Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİREL’in ve zamanın Başbakanı Mesut YILMAZ’ın açılışını yaptıkları bu fabrikada 1997 yılında 5 milyon dolarlık konfeksiyon ihracatı gerçekleştirilmiştir. Yönetim Kurulu üyesi Zait DİLEK’n bildirdiğine göre merkezi İngiltere'’de bulunan “Kimo” adlı şirket aracılığı ile başta İngiltere ve sekiz Avrupa ülkesini giydirmektedirler Şimdilik iç pazara mal veremiyorlar. 2000 yılında büyük partiler halinde ihracat olacağını belirtiyorlar. Açılışta 75 işçi ile çalışmaya başlamış, bugün ise 400’ün üzerinde işçi çalışmaktadır.

 

        Avrupa’daki tüm siparişleri almışlardır. Şimdilik 2 vardiya halinde işçisinden müdürüne kadar takım ruhu ile çalışma firmanın başarıya ulaşmasını sağlamıştır.

 

        Bu fabrikanın kenarında İzogül Şirketi bir köpük fabrikası binası yapmıştır. Bu fabrikada da ısı yalıtım maddesi olan strafor üretilmektedir.

 

GÖN-TAR-GÖNEN TARIM-GIDA-TEKSTİL TURİZM VE OTOMATİV SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

 

Şirket 28.04.1998 tarihinde kurulmuştur. Amacı çiftçiye ucuz zirai ilaç ve gübre tohum temin etmek, ürettiği ürünleri değerince pazarlamaktır. Altmış iki  ortaktan kuruludur. Sermayesi 10.000.000.000 Tl dir. Süpermarketi ile de Gönen ve çevre halkına hizmet vermektedir. İleri yıllara yönelik olarak fabrika kurulması amaçlanmaktadır.

 

SAĞLIK İŞLERİ

 

      İlçemizde sağlık faaliyetleri, 1971 yılında bir ebe ile geçici bir binada başlatılmıştır. Daha sonra, 1976 yılında, şu andaki binasında Ana Çocuk Sağlığı istasyonu olarak faaliyetleri sürdürmüştür. 1984 yılından itibaren de, Sağlık Ocağı olarak hizmetini sürdürmektedir.

 

       Merkez Sağlık Ocağında 6 doktor, 4 sağlık memuru, 1 çevre sağlık teknisyeni, 1 laboratuvar teknisyeni, 3 hemşire, 11 ebe hemşire, 4 şoför ve 4 hizmetli görev yapmaktadır. Ayrıca bir ambulans mevcut olup, sağlık ocağında, laboratuar çalışmaları olarak, kan tahlilleri, gebelik testi vb. test ve tahliller yapılmaktadır. 4 daireli bir lojmanı mevcuttur. Güneykent Sağlık Ocağında ise, 1 doktor, 1 sağlık memuru, 1 hemşire, 1 tıbbi sekreter, 1 şoför, 1 hizmetli görev yapmakta olup, 1 ambulansı ve 2 adet lojmanı bulunmaktadır.

 

 

EMNİYET İŞLERİ

 

      İlçe Jandarma komutanlığı 1949 yılında asayişin bozuk olmasından dolayı açılmış, 1950 yılında kapatılmış, 1952 yılında yeniden açılmış 1960 yılına kadar devam etmiştir. Karakolların bir araya toplanması nedeniyle 1960 yılında tekrar kapatılmış ancak 1962 yılında köylünün müracaat etmesiyle yeniden açılmıştır.

 

      Karakol binası 1962 yılından 1967 yılına kadar aynı binada vazife yapmış, 1998 yılında ilçemizin girişinde yapılan ve halen faaliyette bulunan yeni binasına taşınmıştır. İlçe Jandarma Komutanlığı, kendi binasında  hizmet vermekte olup,  6 daireli lojman bulunmaktadır.

 

      Emniyet teşkilatı 2000 yılı Ekim ayında kurulmuş olup, Belediyeye ait binada  1 başkomiser ve 8 polis memuru ile hizmet vermektedir. İlçe merkezinin güvenliği İlçe Emniyet Amirliği tarafından sağlanmaktadır.  İlçemize bağlı kasaba ve köylerin asayiş ve güvenliği, halen, 4 astsubay, 3 uzman jandarma çavuş olmak üzere toplam 7 rütbeli, 36 er ve erbaşın görev yaptığı, İlçe Jandarma Komutanlığınca sağlanmaktadır.

 

               

 

 

 

İLÇEYİ GÜZELLEŞTİRME VE KALKINMA DERNEĞİ

 

       1962 yılında KORE harbinden sağ salim gelmiş olan Yedek Subay Öğretmen ve Avukat Ali Şahap Gürelli Isparta’dan Antalya’ya karayolu açmak için dernek kurmuşlardır. Dereboğazı yolunun açılmasına başlanmıştır. Gönen’imize beraberinde eczacı Emin Akan ve Avukat İbrahim Alaybeyoğlu ile birlikte gelerek Kalkınma Derneğinin kurulmasına öncülük etmişlerdir. Zamanın öğretmen okulu müdürü Sayın Mehmet Yetenç ile işbirliği yaparak Kovada Hidroelektrik Santralinin  Kuleönü’ ndeki Santralinden cereyan almayı düşünmüşlerdir. Dernek toplanarak bir akşamda 40 bin lira para toplamıştır. Bu arada öğretmen okulunun da iki yüz bin lira parası var idi. Bu para ile elektrik malzemesi alınması için söz almıştır. Zamanın Milletvekillerinden Sayın Suat Seren, Mustafa Gülcügil ve Tahsin Argun’un  çalışmaları neticesi 113 beton direkle Elektrik getirilerek Güzelleştirme Derneği ve Belediye işbirliği yapıp elektrik sorunu halledilmiştir. Bu çalışmalarımızda Elektrik projesi ücretsiz olarak karayolları bölge şefi Suudi Türel ile Kovada Elektrik Santrali Elektrik Mühendisi Ertaş Çapçı da büyük yardım etmişlerdir.

 

ALİ ŞAHAP GÜRELLİ’NİN KABİR TAŞI

 

Dostlara Gür Elli Yani cömerttin

Kore Dağlarında Yiğittin Merttin

Basında Kötüye Oldukça Serttin

Senden alınacak çok ders var

Ölümün aramızda sır vermez duvar

 

ORTAOKUL AÇILMASI

 

      Öğretmen Okulu Müdür Başyardımcısı Sayın İhsan Öğüş Gönen’de bir ortaokul eksikliğini hissederek, Gönen halkını toplayıp, Ortakokul açma ve yaşatma derneği kurulmasına öncülük etmişlerdir. Halkımız her yeniliği benimsediğinden topluca yardımda bulunmayı bir görev saydıklarından bir günde 300 kağnı ve at arabası ile yeteri kadar taş ve çakıl temin etmişlerdir. Kasabadaki ustalar da duvar yapımında ücretsiz çalışmışlardır. Bu arada araba ve kağnısı olmayan komşular da duvar işçiliğinde çalışarak çevremizde ilk defa güzel bir ortaokul yaptırıldı. Derslerine de liseden gelen öğretmenlerle Sayın İhsan ÖĞÜŞ’ te ücretsiz müdür görevini yaparak birkaç yıl çalışmışlardır. Bu okuldaki öğrencilerin yakınları tanıdıkları 8-10 sene sonra mezun olan çocukları doğrudan liseye almışlardır.

 

TOPRAKSU KOOPERATİFİ

 

        1966 yılında 100 ortakla kurulmuştur. Şimdi ise 350 ortağı vardır. Aynı sene sulama suyu menbaaından bahçelere kadar on kilometrelik beton ark yapılmıştır. Kocapınar suyunun ayağına 1997 yılında 1000 metreküplü su deposu yapılmıştır. Aynı sene Gönen ovasına 4 adet derin kuyu açılmış ise de Gönen ovasında su yok raporu verilerek kuyular kapatıldı. İl toplantısında dile getirilmiştir. Gönen’in su ihtiyacı olduğunu zamanın toprak su kooperatifi başkanı H.Hüseyin Günay ile diş doktoru Turan Özgül’ü alarak DSİ Bölge Müdürü Sayhan Bayoğlu’na durumu anlattık. Müdür bey Jeolog Atilla Topçam’ı çağırıp durumu konuştular. 100/150 metrelerde su tabakasının olacağı kanaatine vardılar ve yeniden deneme yapılması için karar aldılar.

 

Toprak-Su Kooperatifinin çalışması aynı zamanda Belediye Başkanımız Mehmet Tekeli’nin de çalışmaları ve takibi neticesinde yeniden deneme kuyu açtırılması müsaadesi alınmıştır. Bu arada Isparta Gülbirlik Müdürü Ahmet Aksakal’da sık sık Ankara’ya gittiğinden devreye girip “ben Gönen Köy Enstitüsüne ayağımda çarıkla girdim, orada öğretmen oldum, Gönen’deki anılarım hayatım boyunca unutamam, Gönen’e yapılacak her hizmette payımın bulunmasından zevk duyarım” diyerek Ankara’dan gelen Jeolog  Muazzez hanımla beraberce Gönen ovasını gezmişlerdir. Adı geçen hanım 4 kuyu yeri tahmin etmiştir. Kuyunun ikisi asfalt yolun kenarındadır. Birinci kuyu saniyede 60 litre, ikinci kuyu 40 litre civarındadır. Birinci kuyu kazıldığında deneme yapılırken kasaba halkı toplu olarak kuyunun yanına gitmişlerdir. Suyun çıktığını görünce çok sevinmişlerdir. Diğer iki kuyuda ovadadır. Su miktarı aynıdır. Mevcut kuyulara elektrik verilerek sulamaya devam edilmektedir. 1989 yılı sulama Su hasılatı 2 milyon civarındadır. Diğer taraftan toprak su kooperatifi yönetimi kurulu üyeleri ile kurul başkanı Halil Arın’ın Belediye ile işbirliği yaparak Değirmen Deresinde  Gölet yapımına  başlanmıştır. 27 metre yükseklikte ön cephesi doldurularak Gölet yapılmış olup, 1 milyon metreküp su hacimli bu göletten 1990 yılında istifadeye başlanmıştır. Diğer tartan Kızıldere çayının suyu da beton arıkla gölete verilmiştir. Göletin yapımında DSİ Bölge Müdürümüz Sayın Emin Ünal’ın ve Belediye Başkanımız İbrahim Çelik’in de büyük yardımları olmuştur. Yeniden Boyacıpınarı mevkiinde bir derin kuyu daha açılarak, saniyede 60 litre su bulunmuştur. Kızıldere çayının yatağı beton duvarla yapılıp tehlike önlenmiştir. Diğer taraftan 4 kuyu daha açılmış olup, ikisinden su çıkmamış diğer ikisinin de suyu olup pompaları gelmiştir. İleride bu kuyu ile içme suyu takviyesi yapılması düşünülmektedir.

 

Çaybağı çayına gölet yapılması  için etütler tamamlanmış olup, Programa alınarak bir miktar para ayrılmıştır. Ayrıca Geyges ovasına da gölet yapılması için etütler yaptırılmaktadır. Ayrıca Eğirdir Gölünden ovamıza gelecek suyun kanaletleri yapılmış olup konulacak pompa yerleri hazırlanmaktadır.

 

Köy Hizmetleri Müdürü Asım YILMAZ’ın başarılı çalışmaları ile Kızıl Dere çay yatağına bir, Kızılcık çay yatağına bir  ve Atabey-Gönen ovasını sulamak için Kavak deresi Göleti olmak üzere üç adet gölet 2000 yılında bitirilmek aşamasına getirildiğinden Kızıl dere Göleti 48.000.000.000 Tl çay Bağı Göletine 170.000.000.000 Tl. Kavak Deresi Göletine 180.000.000.000 Tl. ve ayrıca Gönen ovasındaki derin kuyuları için 45.000.000.000 Tl. 2000 yılı bütçesinden ayrıldığı öğrenilmiştir. Mevcut eski iptidai iki mezarlık 10 dönüm genişletilerek etrafı taş duvarla çevrilip üzerine tel örgüler çekilmiştir.

İlçe ve çevre illerimizin elmalarının değerlendirilmesi için il özel idaresi ile belediyemiz ortaklaşa önceki yıllarda yapılan 1000 tonluk soğuk hava deposu yetmediğinden dolayı 4000 tonluk yeni soğuk hava deposu yaptırılıp, 1991 elma sezonunda hizmete açılmıştır.

 

GÖNEN’İN İLÇE OLUŞU

 

1948 yılından beri Belediye teşkilatı ile yürütülmekte iken,  20 EYLUL l99l tarihinde ilçe teşkilatı kurulmuştur. 20 Kasım 1991 günü ilçenin açılışı töreni yapılıp, Bursa’dan mehter takımı ile Ankara Radyoevi’nden Halk türküleri sanatçılarından Zekai Tunca, Emine Koç gelerek tören geç vakte kadar yapılıp halkımız bu töreni sevinçle izlemiştir.

 

          Güneykent Kasabası, Senirce, Koçtepe, Gölbaşı, Gümüşçün, İğdecik ve Kızılcık köyleri Gönen’e bağlı  iken, İçişleri Bakanlığının açmış olduğu dava sonucu, Danıştay 8. Dairesince verilen 30.l2.l992 tarih ve 92-4ll86 sayılı Kararı ile Gümüşçün köyü  İlçemizden ayrılarak Keçiborlu İlçesi Merkez Bucağına, Koçtepe,Gölbaşı, Senirce ve İğdecik köyleri ise, Isparta İli Merkez İlçe Merkez Bucağına bağlanmıştır. Daha sonra Merkez Belediye Başkanlığınca, adı geçen köylerin İlçemize tekrar bağlanması yönünde, İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan dava sonucunda  Danıştay 8. Dairesinin l7.06.l999 gün ve Esas NO: l999/ l846, Karar NO: l999/ 4051 sayılı Kararı  ile adı geçen köyler, ilçemize tekrar bağlanmıştır.

 

T.C.

GÖNEN KAYMAKAMLIĞI

İdare Kurulu Bürosu

 

SAYI   : B054VLK4324501.id.Kur.03/199                                                       01.05.1998

KONU : İdari Bağlılık

 

 

İLGİ  : Isparta Valiliği İdare Kurulu Müdürlüğünün 29.04.1998 gün ve B054 VLK432O600.10/1282 sayılı yazıları.

 

İlçemiz  merkez bucağına bağlı Gölbaşı, İğdecik, Koçtepe ve Senirce köylerinin ilçemizden ayrılarak Isparta İli Merkez İlçe, Gümüşgün köyünün de Keçiborlu İlçesi merkez bucağına bağlanmalarına dair 30.12.1992 gün ve 92/41186 sayılı kararnamenin iptali talebiyle açılan dava sonucuDanıştay 8.dairesinin 25.06.1997 gün ve K:1997/1240, K:1997/2262 sayılı kararı gereğince Senirce, İğdecik, Koçtepe ve Gölbaşı köylerinin Isparta İli merkez bucağından, Gümüşgün köyünün Keçiborlu ilçesi merkez bucağından  ayrılarak İlçemiz Merkez bucağına bağlanmaları, adı geçen köylerle ilgili iş  ve işlemlerin bunda böyle Kaymakamlığımızca yürütülmesi Isparta Valiliğinin İlgi yazılarıylabildirilmiştir.
          Gerekli iş ve işlemlerin en kısa zamanda yerine getirilerek Senirce, İğdecik, Koçtepe, Gölbaşı ve Gümüşgün köyleri ile ilgili işlemlerin ilçemizden yürütülmesi hususunda bilgi ve gereğini arz ve rica ederim.

                                                                                                                                             Ahmet ERDOĞDU

                                                                                                                                             Kaymakam

 

DAĞITIM                                                           :

GEREĞİ İÇİN                                                   BİLGİ İÇİN

Kamu Kurum ve Kuruluşlara                         Isparta Valiliğine

                                                                              Keçiborlu Kaymakamlığına

                                                                              Cumhuriyet Başsavcılığına

                                                                              Askerlik Şube Başkanlığına

 

 

 

GÜNEYKENT KASABASI

 

Güneykent ilçemize bağlı bir kasabadır. Buraya Kalburcu, Kadıyesi ve Karataştan gelenler çoğunluktadır. Buralar daha sıcak ve sulu yerlerde olduklarından sivrisinek bol olurmuş. Bundan dolayı buraların halkı devamlı olarak sıtmaya yakalanır ve iyileşmek için gelirlermiş. İyileştikten sonra memleketlerine geri dönerlermiş. Çünkü kasabamızda sivrisinek olmadığı gibi her tarafı ormanlık ve yeşillik olduğundan havası da çok temiz, ayrıca suları da güzel olduğundan hastalara iyi gelirmiş. Kalburcu, Kadıyeri ve Karataş yörelerindeki yerleşik aileler sıtma hastalıklarından kurtulamadıklarından kasabamızın olduğu yerlerdeki aşiret başkanına haber göndererek yerleşmek istediklerini bildirmişler. Aşiret başkanı da büyüklerini toplayarak durumu görüşmüşler ve “GELİNSİN” kararı vermişler. Bundan sonra kasabamızın adı “GELİNSİN” olarak söylenmeye başlanmış, zamanla bu kelime “GERESİN” şeklini almıştır. Kasabamızın adı ikinci kez 1963 yılında “GÜNEYKENT” olarak değiştirilmiştir.

 

Kasabamızın bulunduğu yerin rakımı 1250 metredir. Kasabamız  İlçemizin batısına düşmekte olup, yaylası ve dağlarıyla geniş bir alana sahiptir. Arazisi her  türlü hayvancılığı yapmaya elverişlidir. Bozkırlarında koyun, çayırlarında sığır, çalılıklarında da keçi beslenmektedir. Orman alanlarının daralmasının nedenlerinden birisi de orman işletmesinin ve halkın kaçak kesiminden kaynaklanmaktadır. Arazinin engebeli olması erozyonu hızlandırmakta  verimin düşmesine neden olmaktadır. Güney kısmında bulunan ovası, Burdur Gölüne doğru uzanmaktadır. Halkımızın ürününün büyük bir kısmını bu ovadan karşılanmaktadır. Kasabanın önemli bir akarsuyu yoktur. Sulu tarım sadece sebze bahçelerinde yapılmaktadır.

 

Kasaba Akdeniz bölgesinde olmasına rağmen iklimi iç ege ve iç Anadolu bölgesi iklimlerini yansıtmaktadır. Kasaba ilçemize 14 Km uzaklıkta olup halen karayolu ile bağlıdır. Isparta’ya uzaklığı 40 Km olup yolu asfalttır. Kasabanın Alımpınar, Alva kaynağı ve Ocak Kaynağı olma üzere üç içme suyu kaynağı vardır. Kasabanın arkasına yapılıp hizmete açılan baraj sulama suyu ihtiyacını karşılayacak düzeydedir.

 

          Prof.Dr.Mehmet Özsait bu bölgede 10 yıl araştırma yaparak geç neolitik- erken kalkolotik hüyüklerden 14 tane, Hacılar(Burdur) tipi boyalı ve menogramlı keramik veren erken kalkolitik çağ hüyüklerinden 16 tane, ilk tunç çağ hüyüklerinden 21 tane olmak üzere 51 tane prohisterik yerleşme yeri ile 7 tane Roma yerleşim alanı tespit edilmiştir. Bu incelemeden hareketle Göller Bölgesinin üst pareolik devrinden itibaren neolitik, kalkolitik ve tunç çağlarında iskan edildiğini görüyoruz. Bu da bize Geresini'i ve çevresini 10 bin yıla yakın bir yerleşim yeri olduğunu gösterir. Geresin(Güneykent) daha sonra Hitit, Firig, Lidya, Psidia, Helenistik, Roma, Pers, ve Bizans devirlerini yaşamıştır. Bu devirde Kalburcu ve Başören mevkilerinde iki Roma şehri 10 adet köy olduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır.

 

           Kasabanın nüfusu yıldan yıla düşmektedir. Bunun nedeni yurtiçi ve dışına olan göçlardır. Kasabanın nüfusu 1980 yılında 2212 iken, 1992 sayımında 2126, ve 1997 sayımında ise 2115 e kadar gerilemiştir. Sonuç olarak nüfus artışı olmamıştır.

               

          Kasabamızda eğitim ve öğretime devam eden Yunus Emre ilköğretim okulu vardır. Okulumuzda 13 öğretmen ve 3 hizmetli bulunmaktadır.

 

           Sağlık ocağı 1968 yılında sağlık evi olarak açılmış, 1991 yılında ise yeni binasına geçmiştir. Halen 1 doktor, 2 ebe, 1 hemşire, 1 şoför, 2 sağlık memuru, 1 tıbbi sekreter, 1 hizmetli, ile hizmet vermektedir.

 

            Kasabamızın geleneksel nişan, düğün adetleri kız isteme ile başlar, ancak kız ile oğlan önceden birbirlerini görür tanışır ve konuşurlar. Bu görüşme ve konuşmalar her iki tarafın yakınları aracılığı ile olur. Kızın gönlünün olup olmadığı bir yakını tarafından sorulur. Gönlü varsa oğlan tarafından bir grup erkek kız istemeye gönderilir. Kız verildikten sonra el öpme töreni düzenlenir. Nişan töreninden önce oğlan tarafı kız tarafını alışverişe götürür. Ardından nişan töreni yapılır.  Gelin kızın ellerine kına yakılır. Düğün genellikle perşembe günü başlar. Akşam kadınlar kendi aralarında eğlenirler.  Cuma günü oğlan tarafında kahve içme başlar. Kız tarafında çeyiz serilir ve gösterilir.  Cumartesi günü sabah ilahilerle mahalle caminin imamı eşliğinde oğlan evinden kız evine bazı eşyalar götürülür. İkindi namazından sonra kasaba halkına yemek verilir. Akşam kına gecesi düzenlenir. Pazar günü geceden hazırlanan düğün yemeği dua ile açılarak kasaba halkına ikram edilir. Yemekler, mercimek ya da pirinç çorbası, pilav, et, hoşaf, irmik helvası olarak sunulur. Yatsı namazı sonrasında,  dini nikah kıyılarak damat gerdeğe girer.

               

             Dini Bayramlarda Arife gününde yemek hazırlıkları yapılır. Bayram sabahı erkekler bayram namazı kılarlar. Namazdan sonra topluca dua edilip isteyenler kabir ziyaretine giderler. Dönüşte herkes birbiriyle bayramlaşır. Daha sonra akraba ve komşuların bayramlarını kutlamak için ev ziyaretlerine çıkılır. Büyüklerin elleri öpülür. Eve gelen misafirlere yemek yedirilir. Mevsime göre kırlara pikniğe  gidilir.

               

             Güneykent kasabamızda 4 tane cami bulunmaktadır. Bunlar Abdülfettah Cami, Kolpınar Cami, Tekke Mahallesi Erenler Cami, Yenipınar Cami. Camilerin hepsinin yaptırma ve yaşatma dernekleri vardır. Bu dernekler vasıtasıyla camilerin bakım ve ihtiyaçları karşılanmaktadır. Kasabamızda 4 adet imam hatip, 1 adet müezzin kayyum kadrosu bulunmaktadır.

 

İĞDECİK KÖYÜ

                Konya kaza merkezi iken İğdecik Köyü Gönen'e bağlı bir köy imiş. Gönen kıtlık ve veba gibi  hastalıklardan dağılınca bu köy Isparta'ya bağlanmıştır. Isparta'ya bağlı iken Gönen'in 1990 yılında tekrar ilçe olması üzerine Gönen'e tekrar bağlanmıştır. Isparta'ya 25 km. Gönen'e 5 km. mesafededir. Kuzeyinde Demirli Dağın eteğinde kurulmuş, ufak şirin bir köydür. İzmir-Eğirdir tren yolu Baladız istasyonundan sonra Kırıkçayır Durağına kadar yeşillikler içerisinde geçer. Armut ağaçlarının çokluğu ile bilinir. Köyün kuruluşu çok eskidir. Bu köyde bir şahsın evinin merdiveninde bulunan yazılı taşta Sezer Çiftliği ibaresi latin harflerle yazılıdır. Bu ibare köyün çok eskiden mesken olduğunu gösteriyor. Ondan evvelki tarihi durumu yer altında gizli bulunmaktadır. Eskiden Gönen'e bağlı iken vergiyle mükellef 35 evden yıllık varidatın öşürü ve 1544 akçe olduğu ve Yeniçeri feradına da tımarı olduğu 1500/906 tarih ve 30 numaralı Defteri Hakanide kayıtlıdır. (Ün Dergisi, 1127) Bu gün köye 30 dk. uzaklıktaki bulunan ve bu köyün bahçeleri olan Alaman denilen yerde bir köy olduğu bu köyün altı evden 16 kişinin bulunduğu, yıllık öşürü 4200 akçe olduğu görülmektedir. Zamanla bu köy kıtlık gibi bazı sebeplerden halkının göç ettiği yazılıdır. Burdur'da da oturan Teke Hamit Sancağı Mutasarrıflığında bulunan Çelik Mehmet Paşa'ya 1747 tarihinde bu köyden tımar olarak verilmiştir. Çelik Mehmet Paşa boş buluna 500 dönüm arazisini Hacı Osman Ağa'ya vermiştir. Kısa bir zaman sonra 600 dönüm kadar arazisini, yine Osman Ağa'ya vermiştir. Çelik Paşa ile Osman Ağa arasında şöyle bir konuşma geçmiştir. O zaman 74 yaşında bulunan Şükrü Öztürk'ün Ün dergisinin anlattığına göre bir gün Osman Ağa Çelik Paşa'nın konağında mahsun mahsun düşünürken Çelik Paşa odasından çıkınca görür ve niye düşünüyorsunuz diye sorar. Bir yerde yerleşmek istiyorum der. Paşa, “git çiftliği gez” der Hacı Osman Ağa kardeşleri ile birlikte gezerken bu günkü İğdecik'in yerini beğenirler. 1100 dönümlük yerin tapusunu verir. Zülfikar Ağa'nın iki oğlu birinin adı Ali diğerinin adı Süleyman'dır.  Bunların babaları öldükten sonra 30 yılı kadar kullanırlar. Buna karşılık Gönen'e 30 kuruş vergi öderler. Bir ara Gönen kazası tarafından 1115 kuruş vergi istenir. Bu paranın çokluğundan padişaha şikayet ederler. Padişah 1176 hicri tarihinde bir fermanla eskisi gibi 30 kuruş ödenmesini emreder. 1198 tarihinde Ali Ağa Ağlasun'da misafir iken İncir Pazarı kazasında ölüyor. İki karsı ile Osman adında bir oğlu olduğu bütün mal varlığının Süleyman Ağa'ya teslim edildiği anlaşılıyor. Bu belgeler bize bu günkü İğdecik köyünün Zülfikar Ağa'nın  oğlu Süleyman Ağa ile Ali Ağa'nın oğlu Osman tarafından kurulduğunu göstermektedir.

 

          İstiklal Savaşı zamanında Aydın'da tutunamayan Demirci Mehmet Efe İğdecik Köyünün coğrafi durumunu beğenerek burada karargah kurmuş 7 ay kadar kalmıştır. Köylünün evlerini işgal etmiş bir kaç aileyi bir ve de barındırmaya mecbur etmiştir. Ankara'nın emri Demirciyi birlikleriyle ile orduya katılmasını emretmiştir. Demirci bu emre uymamıştır. Ankara Albay Refet Bey'i bir kaç süvarisi ile aralık ayının sisli bir gününde köyü çevirmiştir. Demirci Efe köyün  Karakaya denilen yerdeki gedikten şafakla birlikte ve ailesiyle kaçmıştır.1914 yılındaki depremde bir çok ev yıkılmış cami ve minaresi devrilmiştir. Köy odasında bulunan misafirlerden 4 kişi ölmüştür. Gönen'in yatılı okulunda okuyanlar köy enstitüsünden mezun olanlar, yüksek okullara gidenler vardır. Başka yerlerdeki ilkokul, ortaokul öğretmenliği yapanlar,hesap memurları, sağlık memurları vardır.

 

           İğdecik Köyünde köylünün ihtiyacını karşılayacak bir cami bulunmaktadır. Köylüler eski camilerinin yerine son yıllarda modern ve yeni bir cami inşa etmişlerdir. Bu camide kadrolu bir İmam Hatip görev yapmaktadır.

 

KOÇTEPE (FANDAS) KÖYÜ

   

          Koçtepe Köyü Orta Toroslar’ın kuzeye bakan İç Anadolu eşiğinde Burdur Gölüne 10 km uzaklıkta Isparta merkezine eski yoldan 17, Gönen'den dolaşan yeni yoldan 33 km uzaklıktadır. Kayı Köyü ile Gölbaşı Köyü arasıda 1500 m yükseklikte olduğu tahmin edilen "Yatak Dağı’nın” kuzey eteklerinde yamaç vari bir tepe üzerine kurulmuştur. Köyün doğu yönü yerel adıyla Kasankaklık Tepesi, batısında da Gökçe Kuyu Kızıltepe adlı tepelerle çevrili olup, kuzeyi meyilli Koçtepe ovası ile çevrilidir. Köyün eski adı Fandos yeni adı Koçtepedir. Yeni adı 1960 ihtilalinden sonra verilmiştir. İskan yerinin Koç sırtına benzemesi ve tepe üzerinde kurulmasından bu adı almıştır. Eski adı ise kurucusuna ait olduğu büyükler tarafından söylenmektedir. Anlatılanlara göre köy ve çevresi bundan 80-90 yıl önce boşmuş. Abdülaziz'in Erkan-ı Harbiye Resi ve serasker Hüseyin Avni Paşa zamanında Gelendost Avşar’lılara tımar olarak verilmiştir. Avşar Beyleri buraya geldiklerinde dağda göçerlere, köyde Rum'ların oturduğunu görmüşler. Beylere  Gölbaşı, Gümüşgün, İğdecik Köyleri tahsis edildiğinden  geniş alanları işleyecek ırgatlara ihtiyaç duyulmuş. Çevreden gelenler o zaman kasaba durumundaki Güneykent'ten çok gelenler olmuş. Köyün Kalepınarları mevkisinde de müslümanların daha önce oturdukları tahmin ediliyor. Köyün içme suyu kaynakları köyün üst taraflarındaymış. Her 10 ve 15 senede bir  yer sarsılır. sular bulanır, köyün suları azalır. Ebced ve Tosu adı verilen sular ise çoğalırdı. Halk daha çok su başlarında yerleşirmiş. 1914 yılında Isparta'yı harap eden büyük depremde köy de harabeye dönmüştür. Çok ölenler olmuştur.

 

         Koçtepe köyünde hemen herkes akrabadır. Köydeki belli başlı aileler şunlardır: Emirler, Türkmenler, İmamlar, Haytalar, Karadayılılar, Hacıosmanlar, Cebeller, Canbazlar, Köseler, Karabacaklar, Kılbıyıklar vb. Ataerkil aile türü hüküm sürmektedir. Köyün geçimi tarıma dayalıdır. Az çok her ailenin bağ ve bahçesi vardır. Köyde bir adet cami bulunmaktadır. Bu  camide görev yapan kadrolu imam-hatip vardır.

 

GÖLBAŞI KÖYÜ

               

          Isparta Konya'ya bağlı iken Gölbaşı çiftliğinde bulunan bütün araziler Süleyman adında bir ağaya aitmiş. Köydeki tarihi binanın bu zat tarafından 1890'lı yıllarda yapıldığı tahmin edilmektedir. Süleyman Bey'in ölümünden sonra çiftlik oğlu Zühtü Demiralay'a kalır. 1944-45 yılları arasında zamanın devlet büyükleri arazinin parasını vermek suretiyle Zühtü Bey ve annesi Zarife Demiralay'dan satın alarak Kayı, Çerçin, Senir köylerinden 52 kişiye satılmıştır. Bu kişilerden bazıları çiftliğe 1945 yılında yerleşmişlerdir. Gölbaşı çiftliği 1949 yılında Tapu Kadastro Müdürlüğü tarafından sahibi olan kişiler üzerine parsellenmiştir. Civar köylerden insanlar bu çiftlikten arazi alarak köye yerleşmeye devam etmişlerdir. Ayrıca köye sonradan Eskişehir, Dinar ve değişik çevrelerden göçebeler gelerek yerleşmişlerdir.

               

          Köy 1945-1950 yıllarında 20-15 hane ve nüfusu 100 civarındayken bir müddet böyle devam etmiştir. 1955 yılında köye 30 hane daha yerleşerek nüfus 250'ye çıkmıştır. 1960'lı yıllarda köye çevre köylerden yerleşmeler devam etmiş olup bir yandan da değişik yörelerden göçebeler de yerleşmişlerdir. 1960 yılından 1980 yılına kadar yerleşmeler devam  etmiş olup hane sayısı 120 civarına nüfus ise 649'e yükselmiştir.  Köye göçebelerden yerleşmeler devam etmektedir.

               

          Köy çiftlik iken burada yaşayanlar patates, kendir ve kuru tahıl ekerek geçimlerini sağlıyorlardı 1950'li yıllarda bunların yanında hayvancılık başlamıştır. 1955 yılında Burdur  Şeker Fabrikası'nın yapılmasından sonra pancar üretimine geçilmiştir. 196’lı yıllarda gülcülük ve elmacılık üretimine geçilmiştir. Son yıllarda hayvancılık ve sebzecilik çok gelişmiştir. Bunun yanı sıra üzümcülük ve elmacılık da yapılmaktadır. Az da olsa kuru tahıla devam edilmektedir. Köyün genellikle gelir durumu iyidir.

               

          Köyde bir cami bulunmaktadır. Bu caminin kadrolu imam-hatibi mevcuttur. Halk ve Kaymakamlığın katkıları ile bir imam evi yapılması çalışmaları devam etmektedir.

 

GÜMÜŞGÜN(BALADIZ) KÖYÜ

               

         Önceden çiftlik olan Baladız(Gümüşgün) ve Gölbaşı köyleri tahminen 600 yıl evvel bir Rum çiftliği olduğu Osmanlılar zamanında yaralılık göstermiş olan Abdullah Paşa ismindeki şahsa verildiği bu şahsın da ölmesi ile bir oğlu ve iki kızına kalan çiftliklerden kızları Afife ve Zarife'ye Gölbaşı Çiftliği oğlu Mehmet'e ise Baladız Çiftliği kalıyor. Mehmet Bey'in çocuğu olmadığından ölünce kardeşleri olan Afife ile Zarife'ye Baladız Çiftliği de kalıyor. Zarife Baladız'daki hissesini kardeşi Afife'ye bırakıyor. Afife de Gölbaşı'ndaki hissesini kardeşi Zarife'ye vererek Afife Baladız Zarife de Gölbaşı Çiftliğinin sahibi oluyor. Baladız Çiftliğinin sahibi Afife Hanım Hüsnü Bey'le evleniyor; ve evlilikten Abdullah ve Ayşe adında iki tane çocuğu oluyor. 1932 yıllarında çiftliklerin topraksız köylere dağıtılacağı söylentileri üzerine Afife Hanım topraklarının bir kısmını oğlu Abdullah'ın kızı Ayşe'ye bir kısmını da torunu (Abdullah'ın oğlu) Yalçın'a veriyor. Bir kısmını da kendisi alıyor. 1942 yılında Afife hanım toprakların bir kısmını çiftlikte çalışan köylülere 90 bin TL'ye satıyor. oğlu Abdullah Bey'de gerek köyün zorlaması gerek Hükümetin zorlaması ile kendi hissesinin bir kısmını Geresin(Güneykent), Kılıç, Senir, köylüleri ile Baladız Köylülerine satarak köy çiftlik haline dönüştürülmüştür. Her ne kadar Afife Hanım kendi arazisini köylüye satmış ise de oğlu Abdullah Demiralay anasının arazi satışına razı olmuyor. Kendisi almak istiyor. Sonuçta Abdullah Demiralay ile köylü arasında alım satım mücadelesi başlıyor. Köylü iki gruba ayrılarak 28 kişilik bir grup Abdullah Bey tarafında 42 kişilik bir grupta, Afife Hanım taraftarı oluyorsa da mücadele birleşerek 16 Ağustos 1942 yılında Abdullah Bey'in köylüler tarafından linç edilmesi ile çiftlik tamamen köylüler eline geçiyor. 1949 yılında Baladız müstakil bir köy haline gelmiştir.

               

          Köyün ismi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Rivayete göre bu çiftlik sahiplerinin Gelendost Avşar Köyünde de çiftlikleri olduğu Baladız'daki çiftliğin Bey sülalesinden Baldıza düştüğü ve bu suretle "Baldız git, Baldıza gidin" kelimeleri halk arasında Baladız şeklinde söylenerek kaldığı rivayet ediliyor. Köyün yeni adı olan Gümüşgün ise 1961 yılında verilmiştir. köydeki eski kalıntılardan Sinan Bey Türbesi Selçuklu'lar zamanında yapılmıştır.

 

           Köyde ilk defa ilkokul 1929 yılında köy halkı tarafından köy içine açılmıştır. Okul öğretmensizlik yüzünden kapalı kalmıştır. 6 aylık kursla yetiştirilen öğretmenlerin göreve başlamasıyla aynı binada tekrar 1939 yılında öğretime başlamıştır. 1948 yılında da yeni yapılan binasına taşınmıştır. "1998 yılında yeniden ilköğretim binası yapılarak eğitime devam edilmektedir.

 

           Köy 1991 yılına kadar Isparta ili Keçiborlu ilçesine bağlı iken 1991 yılında Gönen'in ilçesi olması nedeniyle köy idari olarak Gönen'e bağlanmıştır. 18 Şubat 1992 tarihinde yapılan halk oylamasında ret oyu çıkması nedeniyle İç İşler Bakanlığı kararıyla tekrar Keçiborlu'ya bağlanmış ise de daha sonra Danıştay kararı ile yeniden Gönen'e bağlanmış ve halen Gönen'e bağlılığı devam etmektedir. Köyde bir adet cami bulunmaktadır. Kadrolu imam-hatibi mevcuttur. 1998 yılında hayırseverlerin gayretleri ile caminin genel bakım ve tamiratı ile çevre düzenlemesi yapılmıştır.

 

GÖNEN'İN SEHER YELLERİ

Gönen'in seher yelleri

Yunus söyler söyler durur.

Öter Hakkın bülbülleri

Yunus söyler söyler durur

 

Manastır'ın hece taşları,

Şakıyan Hakk'ın kuşları,

Tesbih çeken ol başları

Yunus dinler dinler durur.

 

 

Ülker derki, cennet Gönen

Huzur dolar Hakk'a dönen

Bizim Yunus'u yaddeden,

Yunus diyen binler durur.

                                                      Ülker AYGÜN 6 Haziran 1995 Aydoğmuş/ KEÇİBORLU

 

 

GÖNEN’E MÜFTÜLÜK SİTESİ

 

Yıl 1990, Aralık ayının 7’sinde Cuma günü arsası  ilçemiz halkından Merhum Hacı Hafız Osman Dal tarafından Kur’an kursu yapılmak üzere bağışlanan Alacamescit Mahallesi ara sokakta bulunan arsa üzerinde temel atma törenine çevreden davetlilerle ilimiz Valisi Sayın Yusuf Ziya Göksu, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mustafa Sait YAZICIOĞLU, İl Müftümüz Mustafa YILDIZ da hazır bulunmuşlardır. Kurban kesilerek ilk harcı adı geçen büyüklerimiz atmışlardır. Daha sonra Gönen’in ilçe olması üzerine söz konusu yer Türkiye Diyanet Vakfına bağışlanmış, o zamanki ilçe Müftümüz Kemal Akbay’ın başkanlığından Nuri DOĞAN, Ahmet CORDAL, Süleyman AKYÜREK, Engin ÖZ, Ali TOFUR dan oluşan yönetim kurulu ile Türkiye Diyanet Vakfının ilçemizde şubesi açılmış, halkımızın yaptığı büyük bağışlarla Göltaş çimento fabrikasının çimento yardımları ve hepsinden ziyade ilçe müftümüz Kemal AKBAY’ın üstün gayretleri ile 26.08.1995 Cuma günü ilçemize bağlı Muhtarlıklar, ilçemizdeki resmi kuruluşların çelenkleri ile süslenmiştir. Diyanet İşleri Başkan yardımcısı hemşehrimiz (Atabeylidir) Sayın Mehmet GÜRLER, İlimiz Valisi Ertuğrul DOKUZOĞLU, İl Müftümüz Osman AKDEMİR, Denizli İl Müftüsü Halil ELİTOK, İlçe Kaymakamı  H.Nail ATAY, Belediye Başkanı İbrahim ÇELİK açılışında bulunarak kordelayı kesmişlerdir. İlçe müftülüğümüz halen bu binada faaliyetlerini sürdürmektedir. Bina üç katlı olup birinci katında ilçemiz merkez kız Kur’an Kursu, ikinci katında İlçe Müftülüğü, üçüncü katında müftülük lojmanı bulunmaktadır.

 

AZ DA OLSA HAVA TAHMİNLERİ

 

80-90 yaşlarındaki tecrübeli çiftçilerden duyduğumuza göre İlçe’nin kuzeyindeki Tınaz Tepesi’nin yarıdan aşağısı mavi bulutlarla kapalı ise ve lodos yeli devam ediyorsa çevre köyler dahi yağış yakındır diye, işlerini ona göre ayar ederler. Yaz mevsimlerindeki bu Tınaz Tepe’nin doğu kısmından siyah bir bulut , öğleden sonra oldukça genişleyerek ilçe’nin üzerine doğru görünürse yine yağış beklenmektedir.

 

Toros’ların uzantısı olan Isparta’nın Davraz Dağı’nın tepesindeki beyaz bulutlar güneye doğru yamanmış ise, kuzey rüzgarlarının eseceği belirtisidir. Adı geçen dağ tepesindeki bulutlar, kuzeye doğru gelmek üzere görününce, lodos yelinin eseceği işaretidir. Ekim ayında tohum ekme zamanı, kargaların kovalanmalarına rağmen, uzağa gitmeyerek yakın yakın uçup karınlarını doyurmaya çalıştıklarında, yakında yağış olacağı anlaşılır. Ambarlardaki kalbur ve holusların sırımları rutubetten yumuşamış ise yine yağmur yağacağının belirtisidir. Kurbağaların ve diğer kuşların eski zamanlardakinden daha fazla ötüşmeleri yağmurun yağacağı işaretidir. Geceleri ayın çevresini ufacık ağla çevrili oluşu yağmura, geniş çevreli ve beyaz ise güzel havaya işarettir. Son zamanlarda çimento fabrikasının tozu bu tahmini yanıltmaktadır. Sabahleyin yağmur serpintili olurda gökkuşağı görünürse, sonraları yağmura işarettir. Akşamüzeri yağıştan sonra görünürse, açık havaya işarettin. Ekseriyetle yağışlarımızın Burdur Gölü üzerinden başlayarak Geresin çamlığının eteklerindeki Kış Deresi’ne yağmaya başlayınca hemen manastırdaki çam ormanına da yağmaya başlayıp iyi bir yağış beklenmektedir.

 

DÜĞÜN GELENEKLERİ

 

Kız anneleri kızlarına bir delikanlı gözledikleri gibi, oğlan anaları da münasip bir kız ararlar. Bu gözlemler yapılan düğünlerle dikiz edilir.

 

Evlenecek oğlanlarına münasip  gördükleri kızın evine Perşembe ve Cuma akşamı gidilerek haber verilir Tekrar gelineceği söylenir. Oğlan anası ile yakınlarından yaşlı kadınlar akşam yemeğinden sonra giderler, Hoş sohbetten sonra mevzuu açılır. Kız tarafı daha düşünmedik, yakınlarımıza danışmadık, düşünelim diyerek zaman isterler. Çay ikram edilir. Bazı zamanlar da kahve ikram edilirse işin iyiliği ve yakınlığı anlamına gelir. Kız evi uzun zaman sonra kızlarına başka talip çıkmazsa gelenlere biraz daha yakınlık gösterirler. Oğlanın anası, babası, yakınları tekrar giderler, hoş sohbetten sonra mevzuu ya dönülür. Önceden hazırlanmış bir paket içerisinde mendil, çorap ve çerezle, oğlan babasına teslim edilir. Böylelikle söz kesilmiş olur. Zaman sonra karşılıklı davetler yapılır Yüzük takılır, yüzük takma işi bazı ailelerde törenle yapılır. Oğlan evi tarafı düğün dilemeye giderler. Düğün hangi tarihte yapılacaksa tespit edilir. Takılacak ziynetler belirlenir. Alınacak giysiler konuşulur, münasip bir günde giysiler alınır. Davetiye dağıtılarak düğüne başlanır. Düğün günü sabahı mevlid-i şerif okutulur. Yemekler yenir. Davetliler getirdikleri ev eşyalarını hane halkına verirler, bazıları da zarf içerisinde koydukları para hediyelerini verirler. Düğünde çalgılar çalınır, iki gece oğlan evinin önünde meşale yakılır. Meydan aydınlatılıp, semahlar yapılır. Komşu mahallelerden gelen delikanlılar, serilmiş sergiler üzerine, mahalle mahalle otururlar, mahalli oyunlar oynanır.

 

Ahmediye, Muhammediye kitaplarından parçalar okunarak dualar yapılıp, damat adayının ve yanındaki yakın akrabası olan delikanlının  (Sadıç) avuçlarına kına yakılır. Kına yakılırken şöyle bir okşama söylenir.

 

Yarini yarın alır kucağına

Gider evin bucağına

Yarin akşam yar kucağına

Güveyi kınan kutlu olsun

Yarinin dili tatlı olsun

 

 

Kestane gömdüm ocağa

Patladı çıktı bucağa

Yarın akşam yar kucağa

A beyim kınan tatlı olsun

Yarinin dili tatlı olsun

 

Geline kına yakılırken de oyun eğlenceleri bittikten sonra tefçiler tarafından şöyle okşanılır:

 

Elime yuduğum pınarlar

Sıva çaldığım duvarlar

Koyup gittiğim yarenler

 

O da gelin olup gidiyor

Kahir evine varıyor

Allah’ım şirin göstere

 

Elimi koydum astara

Parmağımı kesti ustura

Allah’ım şirin göstere

O da gelin oluyor

Kahir evine gidiyor.

 

Daha sonra dua yapılarak kına yakılır. Kadınların yaptığı eğlenceye “Kına Gecesi” denir. Damat hamama götürülüp traş edilir. Hocalar tarafından dua edilerek elbisesi giydirilir. Oğlan evinin önüne halk toplanır. Yaya olarak kız evine giderler. Oğlan  evinden üç veya beş giyinmiş yengeler de önden giderler, gelinin evine çıkarlar. Bazı hediyeler aşırmak için çalışırlar. Hazırlanmış olan gelin, anne ve babası ile en yakınlarının elini öper. Yengeler gelini merdivenlerden indirir, bir zamanlar yaya olarak , bir zamanlar da araba ile getirilir idi. Gelin eve girerken damat hazırlanmış mendildeki çerezleri ve madeni paraları  gelinin üzerine serper. Gelin gelmeden önce hazırlanmış odasına girer. Damat da sadıçla beraber güreş meydanına giderlerdi. Hazırlanmış sergiler üzerine otururlar, yakın bir yere süslenmiş bir erkeç bağlarlar, hamama giderek yıkanırlar, Pehlivanın arkadaşları erkeci kesip,  pişirip hamamdan gelen pehlivanlarla yemekleri yerler, hoş sohbet geç vakitlere kadar otururlar. Diğer tarafta da gelin eve geldiğinde, solonda veya odasında oturur, kadınlar gelip evi dikiz ederler, gelini kutlarlar. Gelinde ellerini öper.

 

Bu ziyaret ertesi gün sabahtan devam eder. Akşam gelin duvağı örtülü beklerken gelinin yatağına küçük bir oğlan çocuğu yuvarlanır. Bunlardan anlam ilk çocuklarının oğlan ev ailesinin devamı anlamına gelmektedir. Yaşlı bir kadın geline evlilik adabını öğütler, yaşlı ve bilen akrabalardan bir erkek de hamamda evlilik adabı  telkinlerinde bulunur. Geline hazırlanmış yağa, bala ve tatlılara parmağı bastırılıp, yalattırılır. Buda yağ gibi bal gibi, tatlı bir yuvanın kurulması anlamına gelir. Yatsı namaz için mahallenin camisine giden damat yatsı namazından sonra imam nikahı kıyılır. Zaten bir gün önceden nikah memuru kanuni nikahı kıymıştır. Dua ile topluluk damadın evine gelirler. Damat ileri gelenlerin ellerine öper, koşarak eve çıkarken de arkadaşları damada yumruk  atmak isterler. Bu da damadın heyecanını teskin etmek anlamındadır. Damat eve girince gelinin duvağını açar, abdest alıp iki rekat namaz kılarlar, azda olsa birlikte yemek yerler, yemeğin bir kısmını da dışarıdaki damadın samimi arkadaşlarına gönderirler. Damat ve gelin ellerini yıkarlar, suyun bir kısmını odaya serperler. Bunun da anlamı eve bereket gelmesi anlamındadır. Yataklarına yatarak muratlarına ererler. Darısı bekarların başına.

 

 

GÖNEN VE YUNUS EMRE'Yİ ANMA VE AŞURE ŞENLİKLERİ İLE İLGİLİ ISPARTA MAHALLİ BASININDA ÇIKAN ÇEŞİTLİ YAZILAR

 

    ISPARTA GÜLSES GAZETESİNDE 8 EYLÜL 1997 PAZARTESİ GÜNÜ YAYINLANAN M. DOĞAN SİLLELİ'NİN "SİDRE" ADLI KÖŞE YAZISI

YIL:6 SAYI:1213

"BİR GÖNÜL DOSTUNU DİNLERKEN"

 

        "Isparta'nın Manevi Mimarları ve Türbeleri" konusuna açıklık getirirken Isparta'yla ilgili bütün kaynakları yeniden gözden geçirmeye çalıştım. Yunus Emre ve Şeyh Saadetti Türbeleri için 1991 senesinde neşredilen Gönen kitabına baktım.1921 senesinde Gönen'de dünyaya gelen Ramazan Özdemir Ağabey'i ve ilerlemiş yaşına rağmen çalışma azmini hatırladım. Kulakları çınlasın kendisiyle uzun süredir konuşmuyorduk. Geçtiğimiz çarşamba günü Ahmet Aksakal Bey'in halı atölyesinde buluştuk. Sonra Zaman Gazetesi'ni ve Gülses Gazetesi'ni ziyaret ettik. Konuştuk ve dertleştik. Pek sohbete katılmayışı dikkatimi çekti. Sebebini sordum:"Böbreklerimden rahatsızım, tedavi görüyorum." diye cevap verdi. Gönen'de yapılan Aşure Günü ve Yunus Emre'yi Anma toplantılarından söz etti. Önceki yıllara göre ilginin azlığından yakındı. Hep beraber üzüldük. Konular ve sohbet Gönen kitabına gelince 1337 doğumlu Ramazan Özdemir'in gözleri açıldı. Manastır'dan, Yunus Emre'den, Şeyh Taptuk Emre'den, Şeyh Buharalı Sinan Efendi'den ve bunların son halkası gibi görülen Şeyh Saadettin'den söz etti. 1991'de büyük fedakarlıklarla neşrettiği Gönen kitabının tükendiğini ve bilhassa öğrenciler tarafından söylendi. Açıklamaya sevindik. Sümer Şenol Bey, Şükrü Altıntabak kardeşimiz kendi kendini yetiştirmiş olan ve 1940'lı yıllardan bu yana okuyup yazma gayreti içinde bulunan Ramazan Özdemir'e başarı dileklerini aktardılar. Her zaman tevazuyu elden bırakmayan Ramazan Özdemir, yeniden basmayı düşündüğü Gönen kitabı için şunları söyledi:

      

        "Hiç yoktan bir şeyler yapalım dediğimiz ve yazdığımız Gönen kitabı, büyük ilgi gördü. Basın, okullar ve öğrenciler kitaba sahip çıktı. Şimdi bulunmuyor. Benim elimde de  kalmadı. Onun için kısa zamanda yeni eklemeler yaparak ve yeni kaynakları kitaba katarak yeniden neşretmek istiyorum. İnşaallah gecikme olmaz..."

 

          Isparta tarihi ile ilgili eserler arasında Böcüzade Sami Efendi'nin Isparta kitabı birinci sırada yer alıyor.Bunu okulların ders kitabı gibi ünite hazırlanmış olsa da bunu Mustafa Koç'un Isparta Kitabı ile, Mustafa Karato'nun hazırladığı Isparta Kitabı ve Akdeniz Gazetesi'nin hazırlayıp piyasaya sürdüğü Isparta Kitabı takip ediyor. Bunlara Enver Süldür'ün Isparta Kitabı, Katırcıoğlu'nun Isparta Kitabıyla emekli vali Mehmet Aldan'ın Isparta adını taşıyan kitabı ekleniyor.1967-1973 ve 1983 il yıllıkları ile 1980 ve 1977 yıllarında neşredilen Turizm Envanteri adını taşıyan kitaplar takip ediyor. Turizm Envanterlerinde olmayan yerler ve türbeler ziyaret yeri gibi gösteriliyor...

 Onun için Gönen Kitabını yazıp hizmete sunan ve yine ekleme ve çıkarmalarla yeni bir çalışma içine giren hem hastalığıyla hem kitabıyla uğraşan Ramazan Özdemir Ağabey'i candan kutluyorum. Diğer kazalarda da buna benzer çalışmalara şahit olduğum için seviniyorum.

  Gönen'e Isparta'ya milli ve tarihi kültür değerlerine sahip çıkma azmini takdirle karşılıyor. Onun için bu yazımı Ramazan Özdemir'in bir teklifi ile bitirmek istiyorum:

               

          "Gönen'de tarihi kalıntılar, ören yerleri oldukça fazladır. Benim bildiğim 30-40 kadar yazılı ve resimli taş var. Bunları geçmiş yıllarda muhtarlar mahallelerinden topladılar. Bu tarihi eserler kime ait olursa olsun açık hava müzesi gibi değerlendirilebilirler. Sayın Belediye Başkanı İbrahim Çelik Bey'e aktardım, fakat henüz sonuç çıkmadı"

 

                12 HAZİRAN 1996 TARİHLİ  ISPARTA GÜLSES GAZETESİNDE YAYINLANAN TÜRKOLOG SÜMER ŞENOL'UN "ZİRVE" ADLI KÖŞE YAZISI

 

"YUNUS EMRE GÜNÜNDE ALDIĞIM NOTLAR"

               

         Önce şunu diyeyim: Yunus bu... Susar isen bilinir, konuşursan silinir...

ve bir de, Yunus'a şair desem acep ayıp eder miyim? kafiye isterisi yok şiirlerinde Kafiyeler duygunun çok gerisinde kalıyor. "Kafiye uğruna yarab, ne duygular batıyor!" dedirtmiyor insana... ah bir örnek alsak onu...

Ayın 16'sında alkışlar bir başka canlı olur. Anma günü 9  Haziran Pazar günüydü. Ve alkışlar bu yüzden ölüydü... Bir Belediye Başkanımız, bir Ramazan Dayımız yer gök inlercesine alkışlanmalıydı.

-"Kendisine varamayan insanlar, kentlisine varamaz!" demiştim bir şiirimde... Yunus, kişiyi kendisine getiren bir rehber. Kentlisine götürecek bir yüce lider.  Kıymeti bilinmeli

-Dünkü Yunus zaten biliniyor ama, yarınki Yunuslar ne şekilde olacak?

-Çocuklarımıza Yunus adını vereceğiz

-Kurduğumuz tesiste Yunus adını koyacağız

-Yaptığımız çeşmeleri Yunus adıyla süsleyeceğiz

-Diktiğimiz ormana Yuınus adını münasip göreceğiz

Velhasıl, Yunus'u dört başı mamur seveceğiz. Dört bir yanımızda dört başı mamur yaşatacağız

-Zihinlerde" Yunus Emre seferberliğini açacağız. Herkes bir orjinal bir malzeme ile gelecek.

-Mesela ben, Yunus Emre'nin kefeni dolak dolak başının üstündeydi. Öldüğü anda ve mekanda kimseye yük olmayacaktı. Çözülecekti başından sarılacaktı fani vücuduna diyelim ki, günlerden pazar ise, "İşimiz espiri" kimseler dükkan açtırtmayacaktı. (Keşke bizlerde böyle olsak kimselere yük olmasak) demiştim bir zamanlar

" Gelecek yıllarda Yunus Emre adına okunacak Kur'an-ı Kerim ve İlahiler masa başında yapılmasa ağaçlar fon olsa! Ön tarafta yer yazgısı serilse! Temiz cami imamı giyimli görevliler icraatı yerine getirse, diyeceğim. Emeği geçenleri kutluyoruz. Yunus'a rahmet diliyoruz.  

 

DEMOKRAT GAZETESİNDE FUAT DURAKOĞLU'NUN" EFSANE GERÇEKLEŞİYOR YEŞİL GÖNEN ÜZERİNE" ADLI YAZISI

               

        Vesikalar sustu oralarda sustu değil konuşma imkanları yoktu. Seksenlik iki bunağın zapta geçen ifadeleri bin nüfusluk köy muhtarının tanzim edip kara cahil iki azaya imza attırdığı mazbatalarla Yunus Emre bizimdir sloganlarına dönüştü o temelsiz girişimler.

 

        Hakiki Yunus'u arayışlarının hassasiyetini çok iyi değerlendiren bin nüfuslu kasabanın

üç kişilik encümen heyetinden çıkartılan uyduruk kararlar ile yine koca Yunus'un uyduruk mezarları inşa edildi. Türk Halkı Koca Yunus'unu arıyordu. Arayışlar içerisinde idi. Mihraklar istediği kadar yanıltıcı ve temelsiz olsun. Halk inanmak Yunus'unu bulmak istiyordu. Bu manevi ve ruhi arayış bitmeli ve ortada bir tek kaya parçası dahi olsa, İşte Yunus burada yatıyor. Yatıyor olmalıdır gibi, ruhsal sıkıntıları çözümlemek istiyordu halk Yunus'a karşı olan manevi açlık, ruhsal ihtiyaç gün geçtikçe o kadar büyümekte idi ki, bazı uyanık kentler ellerini çabuk tutup, aynı temelsiz girdilerle Yunus'a sahip çıkmak iç turizme en azından hız verip yörelerinin ekonomik çehresine renk vermek istiyorlardı. Koca Yunus bir tane idi, bir mezarda yatması gerekmekte idi Beş altı yerde olması mümkün değildi. Halk parçalara bölünmüştü. Vatandaş Yunus'u hangi kentte metfun olarak kabul ediyorsa oraya  akın ediyordu. Bir karmaşa idi olay. Gönen boş durmuyordu. dernekleşerek ancak sağlam temellere dayalı götürüyordu işi . Sadece varlığı kabul edilen ve korumaya alınan Gönen halkı tarafından yatır diye tabir edilen üç mezar boş değildi. Buna rağmen birkaç yaşlı vatandaşın hikayelerine dayalı perspektifi uygulamayı yerinde bulmuyordu. Gönen halkı önce kendileri inanmalı sonra başkalarına inandırmalı idiler. İlet koca Yunus'un ruhuna doğru Gönen'de sefer böyle başlatıldı.

               

         Yunus'un 1239 ve 1321  yılları arasını Türkiye'nin pek çok kentlerini dolaşıp muhtelif ermişlik alametlerine sahip mertebeli bir kul olarak gelip yerleştiği Gönen'de son yıllarını yaşayıp bu topraklarda kaldığı kanıtsal karinelerle ispatlanıyordu. Padişah II.Mahmut'un Tuğralı İlamları ve diğer eski yazma vesikalar Kültür Bakanlığı'nın uzman ekiplerince tercüme edildiğinde Yunus'un Gönen'de kaldığı metfun olduğu bir daha gerçeklik kazanıyordu.

 

          Yunus Emre Derneği Başkanı Sayın Ramazan Özdemir'den gerçeklere çok yakın dökümanlarda ortaya aynı iddiayı çıkarıyor ve Yunus'un aslen ve şeklen Gönen'de yaşayıp o topraklarda yattığı ihtimali gerçeğe dönüşüyordu.

 

          İlçe Kaymakamı, Belediye Başkanı ve Dernek Başkanının bu yoldaki Bakanlığa kadar akseden gayretleri sonuç veriyor ve bu günlerde bir Yunus Emre külliyesinin temellerinin atılması aşamasına getiriliyordu çalışmalar. Gönen halkına bakımlı, korumalı üç mezarın varlığı yetmiyordu. Koca Yunus'a layık olabilmek için her şey yapılmalıydı. 1994 birim fiyatlarına göre mali portresi bir milyarı bulacak teraslama, yeşil alan, mescit, türbe imarı gibi tesislerle, Yunus adına her yıl düzenlenen aşure günleri bir başka renge ve ilgiye dönüşecek Gönen İslam Aleminin yoğun ziyaretgahlarından birisi haline de gelecektir.

               

          Yol iyidir yol sağlıklıdır. Kültür Bakanlığı olaya fazla yaklaşım göstermesi için sıkıştırılmalıdır. Yunus Gönen'linin kalbine en tescilli biçimde bir daha bin daha gömülmelidir. Bu haktır, bu hakikattir. Koca Yunus layık olduğu en vefalı bağırda, sulh sükunun mabedi olarak uhrevi hayatına Gönen'de devam etmelidir. Olay her Gönen'linin sosyal ekonomik yönünden de teraziye konmalı, her Gönen'li davaya bütün imkanları ile sahip çıkmalıdır.

 

                2 TEMMUZ 1994 TARİHLİ GÜLSES GAZETESİNDE YAYINLANAN AHMET EKİCİ'NİN "YUNUS EMRE AŞURE GÜNÜ II"ADLI YAZISI

               

         Gönen ilçemizin sırtını dayadığı korulukta yıllardır kerametiyle ayakta kalabilmiş bir türbe var. Bu türbe de Şeyh Saadettin adlı ulunun yattığı biliniyor. Türbede bulunan diğer üç mezardan birisinin Yunus Emre olabileceği tezi ile koruluk ve türbe yeniden önem kazandı. Bu teze bağlı olarak Gönen'de kurulan Yunus Emre Derneği bu cuma günü ikinci Aşure Gününü düzenledi. Bir avuç gönül dostu türbenin yanında düzenlenen arazide toplandı. Geçen yıldan bir adım ileride olan organizasyonla Anadolu'ya Türk mayasını çalan Ahmet Yesevi'den aldığı ateşle toprağı yurt yapan Türkmen Kocalarına Fatihalar gönderildi. Gönen koruluğundaki türbenin Yunus Emre'ye mal edilmesi denilince ilk akla gelen  fedakar ve hatta cefakar insan Ramazan Özdemir oluyor. Ramazan Amca Şeyh Saadettin Vakfiyesinin senedi ile genişleyen araştırmalarına devam ederken, Gönen'i anlatan birde kitap yazdı. Hayatını Gönen'e vakfetmiş önerilere açık olan Yunus Emre  Derneğine geniş ufuklar çiziyor. Arkasında Gönen ilçemizin çalışkan Kaymakamı ve Belediye Başkanı olduğu sürece daha büyük organizasyonlar gerçekleşeceğine gönülden inanıyorum. Günümüzde Beldeler düzenledikleri festival ve şenliklerle seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Gönen ilçemiz bünyesinde barındırdığı eğitim kurumları ile "Köy Enstitüleri" zamanından beri tanınan bir belde. kasaba iken binlerce öğretmenin yetişmesi ile sesini duyurmuş şimdi ilçe olduğuna göre daha geniş kapsamlı organizasyonlara imza atması gerektiğini düşünüyorum. Öğretmen okulu bünyesinde gelenekselleştirmeye çalıştığı "Kuru fasulye -pilav" günü ile ilgili "Yunus Emre Aşure Günü" birleştirilerek Gönen halkını ve resmi dairelerin tutumunu katkısının sağlanacağı ve sahip çıkacakları büyük bir şenlik düzenlenmeli. Okulda ve Yunus Emre Türbesinde olmak üzere iki gün sürecek törenlerin ilmi yönüde olmalı. Yunus Emre'nin dünya görüşü, hayat felsefesi ve tarihteki yeri konusunda bildiriler sunulan toplantılar yapılmalı. Yunus Emre Aşure Gününün her yıl gelişen büyüyen etkinliklerle kutlanacağına olan inancımı tekrar ederken Türbe çevresi için bir proje geliştirilmeli ve basamak basamak uygulanmalı. Gelecek yıl yapılacak Aşure Gününe türbe civarında bir Yunus Emre çeşmesi ve yeni düzenlemeler görmek istiyoruz. Mazimizin kıymetli insanlarına sahip çıkanlara başarılar diliyor, teşekkür ediyorum.

 

                20 HAZİRAN 1995 TARİHLİ GÜLKENT GAZETESİNDE YAYINLANAN İRFAN YARDIMCI'NIN "YUNUS EMRE İÇİN" ADLI YAZISI

                YUNUS EMRE İÇİN

 

                Ruhta manada beraberiz. Büyük Yunus şehit kanlarıyla sulanmış aziz yurdumuzun her yerindedir.

                Ramazan Ağabey'imin yıllarca sürdürdüğü gayret takdire şayandır.

                Vatanımın 13 yerinde makamı mekanı var Yunus'un. Yunus Emre kalbidir bence inanç önemli yıkılmaz kuvvettir.

                Yunus'ta nifak yoktur. O ayırmaz birleştiricidir.

                Yunus'ta esas kardeşliktir.

                Gelin birlik olalım bizim bir Yunus yerimiz olsun. Dünya önünde saygı ile dururken, biz niye ayrılalım .

                Bizim Yunus'umuz Gönen'de olsun saygı duyduğum bir öğretmen arkadaş:

-İrfan şiir yazıyorsun sen de şairlik demi var? dedi cevabım şöyle idi:

                "Yazdıklarımı şiir kabul ediyorsan ben değil kalbim şair demiştim. Şiirse yazdığım Ramazan Özdemir'e ithaf ediyorum.

 

YUNUS'U GÖRDÜM

 

Abada dolakda çarıkta gördüm

Heybede kilimde halıda gördüm

Sahanda tavada kazanda gördüm

Çapada Yabada sabanda gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Ahide Gazide şehitte gördüm

Mezarda kabirde gördüm

Tekkede Mescitte camide gördüm

Hanlarda hayratta vakıfta gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Ademde mutlakta manada gördüm

Nevada cefada sefada gördüm

Gönülde  kelamda meramda gördüm

Keçiborlu Çayköy, Bursa'da gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

İbrahim Efendi Ümmi'de gördüm

Sun'unla Gaybi, Usuli'de gördüm

Halveti Seyfullah Seyit'te gördüm

Erzurum Karaman Tire'de gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

 

Gaygusuz Abdalda Eşref'de gördüm

Sait'te Satu'da Mısri'de gördüm

Derviş'de öksüzde miskinde gördüm

Uluborlu Sivas Bolu'da gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Ağıtta bozlakta mayada gördüm

Düdükte sipside kavalda gördüm

Ağaçta çiçekte yaprakta gördüm

Ahuda cerende ceylanda gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Dinimde, düzende, dilimde gördüm

Saygıda edepte, ilimde gördüm

İlahi nefeste mevlidde gördüm

Sinede canevde yürekde gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Mersiyye kaside durakta gördüm

Uşşakta hicazda aksakta gördüm

Hüzzamda eviçte nevada gördüm

Kırşehir, Sandıklı, Döğer'de gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Erzurum'lu Emrah Nakşide gördüm

Molla Murat Aşık Paşa'da gördüm

Hacı Bayram Veli İdris'te gördüm

Eğirdir, Sarıköy, Ünye'de gördüm

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

Necip Fazıl Kısakürek'de gördüm

Aşıkta Arazda Birsel'de gördüm

Emri'de Kasım'da İrfan'da gördüm

Rüyama girdi de Gönen'de gördüm.

                Yurdumu taradım kozamı ördüm

                Yunus'u aradım Yunuslar gördüm

 

İrfan Yardımcı

 

 

              GÖNEN

 

Denge bozuldu azaldı kışlar

Koruyalım ormanı kardeşler

Gönen'li bağlıdır toprağa

Orman ile ağaç ile gelir yağışlar

 

Yayla yolu Tınaz'dan dolanır

Kış gelende çayları bulanır

Mayıs Haziran aylarında

Gülcüler erken uyanır

 

Gönen'in Tınaz'a dayalıdır arkası

Yunus'un her an serilidir sofrası

1940 yılından bu yana

Gönen'de idi öğretmen fabrikası

 

Dumanlanır Tınaz'ın başı

Toprağı gitmiş kalmış taşı

Lodos estiği zamanlarda

Ovası çeker nemi yağışı

 

Unutmayalım ki, ağaç giderse çalı kalır, çalı giderse taş kalır, taş giderse çakıl kalır, çakıl giderse çöl olur. Aman kardeşler Türkiye'miz çöl olmasın.

 

Ramazan Özdemir